Kasım 2008

Ö T E S İ

 

22.10.2017 



2008 | 2007 | 2006 | 2005 | 2004 | 2003 | 2002


ARŞİV : Şubat - 2004

 
 

Köşe Yazıları


Çapraz Ateş :  Utanmazlığın böylesi! -  Kemal Çapraz
Yüzsüzlük, utanmazlık, arlanmazlık gibi kelimelerin hepsini peşi peşine ekleseniz bu olayı anlatmaya yetmez. Osmanlı İmparatorluğu’nun 350 sene önce mübarek toprakları korumak için yaptırdığı “Ecyad Kalesi”nin yıkılması Türk milletini derinden yaralamış ve basınımızda konu çeşitli yönleriyle ele alınmıştı. İktidarlarımızın basiretsiz ve yeteneksizliği sebebiyle kutsal mekanlardaki Türk izleri birer birer silinmeye başlamıştır. Ama Suudi yönetimi bununla da yetinmemiş, atalarımızın kanlarıyla yoğrulmuş bu kalenin yerine Zem Zem Kuleleri adı altında üç büyük otel yapmaktadır. Olayın vahameti bununla bitmiyor...
()
Köşe Taşı :  Çakal tarlası -  Prof Dr. Ali Osman Özcan
Tilkilerin kurnazlığı meşhurdur. İnsanlar tilkilerin kurnazlığına karşı da önlem almayı da bilirler. Fakat çakalların davranışlarını pek önemsemezler. Çakal denilen hayvan, bulunduğu yeri pek belli etmez. Havlar havlamaz hemen bulunduğu yeri değiştiriverir. Onu havladığı yerde aramak boşunadır. Tilkiler tek başlarına avlanırken, çakallar sürüler halinde dolaşmaktan, leş yemekten hoşlanırlar. Onun için çakal takımı, çakal sürüsü, çakal çokluğu vb. deyimler boşuna söylenmiş değildir. Çakalların çakallılıkları, tilkileri bile pes ettirir. “Aslanın adı çıkmış , çakal var baş keser”veya “aslanın artığından çakallar doyar” atasözleri, çakallığın özelliğine vurgu yaparlar.
()
Sözün Özü :  Türk Milleti’ne psikolojik harp -  Alptekin Cevherli
Günlerdir ülkemiz televizyonlarını işgal eden rezilliklerin ardı arkası kesilmiyor. Türk aile yapısını doğrudan hedef alan yarışmalar, reklamlar, düzmece haberler bir biri peşi sıra bilinç altımıza patlamaya hazır mayınlar döşerken, ülkemizin geleceği olan çocuklarımızın dimağları ne hale geliyor hiç düşündünüz mü?
()
Milli Sıtrateji :  Eski bir “Yoldaş”, yeni bir “Cenap”...(2) -  Dr. Alptürk Ünlü
Bir savaş kaçgını mı?.. Evet yoldaş Haydar Aliyev, İkinci Dünya Savaşına niçin katılmamıştı? Halbuki o yıllardaki yaşı, tam savaşa katılacak dönemi içeriyordu. Yirmisini devirmişti... Madem komünistti, neden Nazizme karşı, Faşizme karşı savaşmaya gitmemişti? Acaba hangi gerekçe adına, savaş kaçgını durumuna düşmüştü? Duyduğu öldürülme korkusundan mı, yoksa başka bir nedenden mi? Savaş kaçgını olunca bir komünist olarak utanmış mıydı? O, yoksa Nazist ve de Faşist olarak Almanları ya da İtalyanları görmeyip de, Azerbaycan’daki Türkleri mi görecekti? Bunun için mi eğitilmişti? Bunun için mi, KGB’nin sıralarında yetiştirilmişti?..
()
Ünlem ! :  İpsiz Recep -  Asuman Özdemir
Ayni ile vakidir ki; 1862 doğumlu, ince, uzun boylu tipik Rizeli Recep Reise neden “İpsiz” denildiğinin sebebi açıktı. Elinde avucunda ne varsa, olanı da, olmayanı da verdiğinden ve kendisi de “cep delik, cepken delik” misâli kaldığından adı “İpsiz”e çıkmıştı. İstiklal mücadelesi başladığında düşmanla işbirliği yapmadı, Kuvayı Milliye saflarında yer aldı. Etrafındaki çok az gönüllü ona yetmeyince Sinop, Trabzon ve Rize hapishanelerinin kapılarını açıp 101 yıllık mahkûmlara sordu: -Hürriyet dışarıda… Şimdi sizi serbest bırakıyor ve hürriyetinizi veriyorum. Siz de milletinize vereceksiniz. Prangada yaşamak mı, düşmanla vuruşmak mı? Kararınızı verin.
()
Göğe Merdiven :  Son tanıklar hakkında -  Aybars Fırat
Son zamanlarda örneğine pek rastlanmayan, usta işi bir dizi belgesel, -etkilerinin uzun süre devam edeceğine şüphe yok- ufkumuzdan bir güneş gibi parlayıp geçti. Bir çoğumuzun haberi bile olmadı diyemeyeceğim, çünkü belgeseli görenlerin görmeyenleri haberdar ettiğini ve bir şekilde haberdar olup seyretmeye başlayanların da sonraki bölümlerini kaçırmadıklarına şahit oldum. Son Tanıklar isimli belgeselden bahsediyorum. TRT 1’de 13 Ekim 2003’de yayınlanmaya başlayıp 2004’ün ilk haftasında sona eren, on üç bölümlük Son Tanıklar belgeseli, pazartesi gecelerinin büyük bir merakla beklenip, dikkatle seyredilen ve seyirciden tam not alan programı oldu.
()
Bamteli :  “Düm tek”çiler, “Fâilâtün”cüler -  Aydil Erol
“Biz temiz Müslümanlarız, bidat nedir bilmeyiz. Bu sebepledir ki Allah halis Türkleri aziz kıldı” Sultan Alparslan
()
Net P@no :  SMS Çılgınlığı -  Baki Günay
GSM şirketlerinin en fazla gelir kalemlerinin başında gelen kısa mesaj servisleri(SMS) toplumun her kesiminde gittikçe yaygınlaşıyor.
()
Gezi :  Göksudan Küçüksu Kasrına -  Banu Erkmen
Boğaz şıktır, Boğaz, baştan başa ışıktır….. Bir zamanlar boğazın iki yakası Toros dağlarının makileri gibi sık ormanlarla örtülü idi. Sahillerinde ise cumbaları denizin üzerine uzanan, altında kayıkhanelerinin bulunduğu ahşap, kagir konaklarla kaplıydı. Konakların arkası setler halinde içinde envai bitkinin bulunduğu tepelerin üst noktalarına kadar uzanan bahçelerle süslenmişti. Bu bahçeler, fıskiyeli havuzlar, madalyonlu çeşmelerle de ayrıca bezenmişti. Bazı konak sahipleri ise mekanlarını geri plâna inşa ettirip, güzelim bahçelerini deniz ile konağın arasında yaptırmayı tercih etmişlerdi. Bugün masal olan çevre düzeni içine serpiştirilmiş hanedana veya hanedanın yakınlarına ait saray ve kasırlar ise bu muhteşem tabloyu tamamlıyorlardı.
()
Pusula :  Değişen Milli Aydınlar -  Bayram Akcan
Vahşi kapitalizmin, insanları çepeçevre kuşattığı günümüzde milli aydınımız arasında görülen fikri ve fiili bozulmalar, Türk milliyetçiliği davasının aslında günümüzdeki en önemli meselesidir. Biz gayrı milli aydınlardan bahsetmeyeceğiz bu yazımızda. Dün komünizme ve kapitalizme karşı çıkan fakat sonra liberalleşen bazı milli aydınımızdan bahsedeceğiz. Herşeyin madde karşılığı alınıp satıldığı günümüzde, kapitalist zihniyetten ve onun tabii sonucu olan popüler kültürden maalesef bizim milli dediğimiz aydınlarımızda nasiplerini almış görülüyorlar.
()
İnebolu Haber :  TRT İnebolu evlerini belgesel yapıyor -  Celal Bekiroğlu
Tarihi İnebolu evlerini konu alan bir belgesel çalışması yapan TRT ekibi, çekimlerin ikinci bölümünü de tamamladı. TRT Ankara Televizyonu Prodüktörü Birol Demirel’in projesi olan “İnebolu evleri” adlı belgeselin birinci kısım çekimleri geçtiğimiz ay gerçekleşmişti. İlçemize gelen 6 kişilik TRT ekibi, iç mekan çekimleri gerçekleştirerek, ev yaşantıları, kına gecesi, dokumacılık, yiyecek kültürü gibi konuları ele almıştı.
()
Ölçü :  Düşünce birliği -  Cem  Sökmen
En mühim sıkıntımız hafızasızlığımızdır. Hafızasını kaybetmiş bir insan sokağa bırakılsa nereye gideceğini ne yapacağını bilemeden döner, dolaşır. Tarihini, tecrübelerini unutmuş olan bir toplum da sağlam bir duruşa sahip olamaz, yaşadığı hayata da hakim olamaz. Asıl yapılması gereken asırların biriktirdiği büyük tarih tecrübesiyle ilgili bir bakış açısı geliştirmek ve yaşadığımız medeniyet ve kimlik buhranını çözmeye yarayacak zerre kadar bilginin dahi peşine düşmektir.
()
Evrak-ı Perişandan :  Kenarda Kalmış! -  Doç. Dr. Fethi Gedikli
Meşhur yazarımız Uşşakîzade Halid Ziya’nın (Uşaklıgil) 1342/1924 tarihinde İstanbul’da Orhaniye Matbaas’ında basılan “Kenarda Kalmış” adlı kitabı bazı yazılarını bir araya getirir. Bu yazılardan “Türk Sesi” adını taşıyan birisini (s. 59-67) yeniden okumanın, yazıldığı devir olan İkinci Meşrutiyet devri aydınlarının halet-i ruhiyesini anlamak bakımından önemli olduğunu düşündüm. Diğer taraftan, dilimizin 1910’lardan beri geçirdiği macerayı da bu yazı bir kere daha göstermektedir. Yazı burada yeniden yayımlanırken tarafımızdan biraz kısaltılmıştır:
()
- :  Bu dünyadan Sefil Selimî de göçtü -  Ahmet Özdemir
Günlerden Salı, saat üçtü. Bir haber duyuldu; bu dünyadan Sefil Selimî de göçtü. Sessiz sessiz gitti. Bir yıldız yitti, sefil sefil. Esti de Sivas’tan bu yana bir kara rüzgâr efil efil. Kor düşürdü yüreğimize, yeni yıla iki gün kala. Onun için 2004’e girdik yana yana. Geçen sayımızda söz ettiğimiz gibi, ekim ayının başlarıydı. İstanbul’daki hemşehrileri bir jübile düzenlemişlerdi. Çağırmışlardı sağı solu. Bir de kitap hazırlatmışlardı yetmişinci yaş gününe armağan: “Aşık Sefil Selimî İrfan Okulu” Sevinmişti: “Bu kitapla yatarsam beni kınamayın dostlar!” demişti. Cümle yarenle halleşti, alçak gönüllülüğüyle yüceleşti.
()
Sağlık Meridyeni :  Sinüzit deyip geçmeyin -  Dr. İsmail  Maraş
Merhaba sevgili Ufuk Ötesi okuyucuları, Toplumsal alışkanlığımız mıdır nedir bilemiyorum ama, genelde “insan” olarak kendimizi hep ikinci planda tutarız değil mi? Diyeceksiniz ki ne var bunda? Ailemize, çoluk çocuğumuza, komşumuza, iş arkadaşımıza önem vermeyip de kime önem vereceğiz. Haklısınız ama benim “ikinci plan”dan maksadım yardımseverlik değil. Düşünelim bir kere. Hangimiz elbisemizi, “Canım kirli mirli bugünlük de böyle giyeyim” diyoruz? Otomobilimizin bir yerinden ses geldiğinde “Aman sen de” diyor muyuz? Ya da ne bileyim randevularımızı vb hiç aksatıyor muyuz?

()
Azerbaycan Haber :  Can Azerbaycan , bu kan yerde kalmayacak -  Orhan Hasanoğlu
Bakü sokaklarında çığlıklar, kanlar, dehşet ve faciayla girilen 20 ocak… Bu tarih sevgili kardeşlerimizin hafızasına “KANLI YANVAR (OCAK)” diye yazıldı. Tarihinin en acı günlerinden biri yaşatıldı tarihi şehir BAKܒye. Bu tarihi yıllardır olduğu gibi bu yıl da acılarla andık. Vatanın,halkının özgürlüğü uğruna kanlarından,canlarından geçtiler... Savaşamadan suçsuzca şehit edildiler...
()
- :  “Hain de yetişir mi bizim elde?” -  Mustafa Görkem
Cevabı belli olan sorular: “Hain de yetişir mi bizim elde?” “Arkadaşlar, kardeşler! Bu ülke güzel insanlar yetiştirirdi; bu ülke artık hâin de yetiştirmeye başladı. Hâinler yetişmeseydi Kıbrıs’ta olanlar bu kadar çabuk unutulmazdı...” Orgeneral Hurşit TOLON (Ege Ordu Komutanı)
()
Düşün/ce :  “Gelenek dünden çok, yarın demektir” -  Olcay Yazıcı
Bildiğiniz gibi, geçtiğimiz günlerde “muhafazakâr demokrasi” tartışmaları oldu. Muhafaza edeceğimiz muhteva, korunması gereken bir “gelenek” olduğuna göre; önce, hafızamızı yenileyip, gelenek konusunda kim ne demiş onu hatırlayalım:
()
Şiir :  Kukumav kuşları -  Orhan Seyfi Şirin
(İsim nedir ki? Gül denilen çiçeğin adı değişse bile kokacaktır o yine eski güzelliğiyle.)
()
Gerçek :  Topaçlar -  Özdemir Özsoy
Sayın Aybars Fırat’a ithafen Bir arkadaşımın “çelik çomak” üzerine yazı yazması anılarımı canlandırdı. Bizde çocukluğumuzda topaç yarışmaları yapardık. Bazı çocuklar buna “döndürek” derlerdi. Kendileri mi koymuş bu adı yoksa Dil Kurumunun işi midir kimse bilmez.
()
Reymanca :  Gürültü Kirliliği -  Reyman Eray
Haftalarca kulaklarımız tırmalanacak… “Halkı düşündüğünü”, her şeyi “halk için” istediğini söyleyenler, bir kez daha bencilliklerini sergileyecek ve seçim otobüslerindeki hoparlörler aracılığıyla, halkın “kulak sağlığı” -daha da önemlisi- “ruh sağlığı” önemli ölçüde zedeleyecek…Gürültü, -her seçim öncesi gibi- konuşmaların anlaşılmasına bile izin vermeyecek yeğinlikte olacak… Seçilmek için yüz milyarlar harcayanlar, seçmenin “beynine girmek” için, ses düzeninin en büyüğünü, en gürültülüsünü kullanacak...
()
Kuşbakışı :  AB’nin mandası mıyız? -  Şahin Zenginal
Bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu durum bana Tanzimat öncesini hatırlatıyor. Hani, Avrupa’nın siyasi, ekonomik ve askeri baskılarla Osmanlı Devleti’ne kabul ettirdiği meşhur Tanzimat Fermanı’nı, diğer adıyla Gülhane Hatt-ı Hümâyunu’nu...
()
Hedef :  Sanata ve mesleğe saygı -  Ünal  Bolat
Eroin komasına girip, mezarlık köşelerinde yarı çıplak halde ölüme terk edilen genç kız Bircan’ın haberi de kimseyi ilgilendirmedi iyi mi? Kimsenin mantıkla, düşünceyle, yorumla alakası yok. Herkes kapılmış bahtının rüzgarına gidiyor... Artık sanatçılığın, mankenliğin, şarkıcılığın belli bir kriteri, belli bir ölçüsü falan da kalmadı...
()
Yakın Takip :  Milliyetçiler inşallah haklı çıkmaz -  Dr. Ünal Metin
Türk siyasi tarihinde bir gerçek var. Türk Milliyetçileri geçmişi ve geleceği en doğru bir şekilde irdelemişler, siyasi çalışmalarında Türk halkını hiçbir durumda kandırmamışlardır. Türk Milletinin içteki ve dıştaki düşmanlarını tespit ederek halkımızı uyarma görevini başarıyla yapmışlardır. Günü kurtarmak için üretilen politikalar yalnızca bazı kimliksiz kişiliklerin karınlarını daha çok şişirmesini sağlar. Türk Milliyetçileri siyaset yaparken Türk Milletinin büyük ülkülerini gözardı etmezler. Onlar siyaset yaparken en çok eleştirilen kişilerdir. Öğündükleri tek şey tarih onları hep haklı çıkarmıştır.
()
Aykırı Bakış :  Türkçenin yabancı dillerdeki on binlerce kelimesi -  Dr. Yusuf Gedikli
Dil meselesi tartışılırken bir gerçek her zaman göz ardı edilmiştir. Bu, Türkçenin başka dillerde olan on binlerce kelimesinin hiç akla dahi getirilmemesidir. Moğolca, Urduca gibi artık epey uzakta kalmış diller ile Farsça, Ermenice, Gürcüce gibi Önasya dilleri, Yunanca, Bulgarca, Makedonca, Arnavutça, Romence, Sırpça-Hırvatça, Macarca ve hatta Rusça gibi Balkan, Orta ve Kuzey Avrupa dillerinde on binlerce Türkçe kelime vardır. Türkçe sadece sözlükleri etkilemekle kalmamış, bütün Balkan dillerinin morfoloji ve sentaksını da etkilemiştir.
()
Zekice :  Yargıdaki Yolsuzluk İddiaları -  Zeki Hacı ibrahimoğlu
Son zamanlarda yargının tepe noktasına kadar uzanan yolsuzluk iddiaları adalete olan güveni sarsmış ve artık mahkemelere intikal eden ekonomik değeri çok yüksek yolsuzluk, hortumlama davalarına kamuoyu şüpheyle bakmaktadır. Osmanlı imparatorluğunun kuruluşundan duraklama dönemine kadar ihtişamlı yükselişini temin eden en büyük amillerden başlıcası adalete gösterilen derin saygı ve kadılara verilen büyük kıymettir.
()
Cinema :  Gülün Bittiği Yer’e İşkence -  Nazif Tunç
İsmail Güneş’in ilk filmini yirmi dört yaşındayken yönetmişti. Aradan yirmi yıl geçmesine karşın Gün Doğmadan sinemamızın etkili filmlerinden biri olarak anılır. Gün Doğmadan, suda sürüklenen bir saman çöpü gibi insanların nasıl alınyazılarına aktıklarını anlatan meseleli bir filmdir. İnsanın açmazlarını, mecburiyetlerini, hiçbir zaman kaçılamayacak kaderlerine doğru koştuklarını anlattığından evrensel öğeler taşır. Çiçeği burnunda bir yönetmenken çekmiş olduğu bu ilk film İsmail Güneş’in gelecekte daha yoğun, büyük filmler yapacağının müjdecisiydi aslında.
()
Serbest Atış :  Kömüre endeksli bir hayat -  Tuncay Yıldız
Kömür denince ilk akla gelen herhalde Zonguldak ilidir. Dışarıdan biri için bu cümle sadece bir bilgi olarak kalır. Zonguldak’ta yaşayan biri ise bunu her platformda iliklerine kadar hisseder ve yaşar. Zonguldak için kömür hayat demektir. Denilebilir ki, kömür Zonguldak’ın kanı, kömür ocakları ise damarlarıdır. Ocakların içinde canla başla çalışan emekçiler ise damarların enerji kaynaklarıdır.
()
Tutanak :  Parayı veren Alman düdüğünü çaldırır -  Hüseyin Özbek
1 Şubat 2004 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde bir ödül ilanı var: “Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Konrad Adenauer Vakfı Yerel Gazetecilik Ödülü 2004” İlana göre: “Ödülün amacı, demokrasi kültürünün güçlendirilmesi, halkın bilgilendirilme ve gerçekleri öğrenme bilincinin kavranması ve yerel gazeteciliğin güçlenmesini sağlamaktır. Yine ilana göre “Yerel gazetecilik ödülü, yerel gazetelerde çalışan gazetecileri kapsar. Değerlendirmede bu kuruluşlarda çalışanların yerel konular için olan olanaklarını en iyi şekilde kullanmaları dikkate alınır. Haberin yanısıra yerel konulara ilişkin, dizi, röportaj ve makalelerde aynı kapsamda değerlendirmeye alınır.”
()

*

Haberler


Tiyatro İstanbul -  Ufuk Ötesi
“Pembe Pırlantalar”, Tiyatro İstanbul’un yeni oyunu. Metin Serezli gibi bir sahne duayeninin yanı sıra, Argun Kınal, Şencan Güleryüz, Şebnem Özinal, Ceren Erginsoy gibi sahne yetenekleri oyunu bir şölene dönüştürdü. Gencay Gürün’ün Türkçeleştirip yönettiği “Pembe Pırlantalar” iyi oyun gerçeğini bir kez daha seyircinin gözleri önüne serdi.
()
Müfettiş -  Ufuk Ötesi
Nikolay Vasilyeviç Gogol’ün(1809-1852) Rus bürokrasisini yerden yere vurduğu (bu nedenle de Rusya dışına çıkmak zorunda kaldığı) başyapıtı “Müfettiş”, İstanbul Devlet Tiyatrosu Taksim Sahnesi’nde kapalı gişe sergileniyor. Reyman ERAY
()
İnebolu’ya lüks pazaryeri -  Ufuk Ötesi
İnebolu Belediyesi, pazaryerinde satıcıyı da halkı da rahatlatan bir projenin startını veridi. Geçtiğimiz yıl mayıs ayında başlatılan çalışma sonunda ortaya çıkan projeyi uygulamaya koymak için bürokratik işlemler başlatıldı. İnebolu’da koruma amaçlı imar planını uygulandığından hazırlanan proje Ankara Anıtlar Yüksek Kurulunun onayına sunulacak, onay alındıktan sonra mevcut Pazar yeri yıkılarak yerine yenisinin yapımına başlanacak.
()
Midas’ın Kulakları -  Ufuk Ötesi
Şehir Tiyatrosu’nun zengin dağarına, bir de Güngör Dilmen başyapıtı eklendi: “Midas’ın Kulakları”. Yılların usta oyuncusu Atacan Arseven’in, koca kulaklı Kral Midas’ı canlandırdığı oyunda, Murat Bavli, Can Başak, Yıldıray Şahinler, Selçuk Soğukçay, Berrin Akdeniz, Ragıp Yavuz ve 20’yi aşkın genç sahne yeteneği, çeşitli roller paylaşıyor. Reyman ERAY
()
Aydınlar Ocağı partiler üstüdür -  Ufuk Ötesi
Aydınlar Ocağı’na yapılan haksız eleştiriler ve ittifak söylentilerinin aslında Türk milletine karşı yapılmış olan gizli bir ittifakı örtmek için kullanıldığı dile getirilerek, Ocağın kurulduğu günden bu yana partiler üstü tavrını sürdürdüğü vurgulandı.
()
Kastamonu üniversitesine kavuşuyor -  Ufuk Ötesi
Kastamonulular’ın yıllardır umutla beklediği Şerife Bacı üniversitesi nihayet gerçekleşiyor. Hüseyin Eroğlu’nun başını çektiği sivil toplum hareketi bu amaçla bir fon bile oluşturdu.
()
Gülün Bittiği Yer’e İşkence -  Nazif Tunç
İsmail Güneş’in ilk filmini yirmi dört yaşındayken yönetmişti. Aradan yirmi yıl geçmesine karşın Gün Doğmadan sinemamızın etkili filmlerinden biri olarak anılır. Gün Doğmadan, suda sürüklenen bir saman çöpü gibi insanların nasıl alınyazılarına aktıklarını anlatan meseleli bir filmdir. İnsanın açmazlarını, mecburiyetlerini, hiçbir zaman kaçılamayacak kaderlerine doğru koştuklarını anlattığından evrensel öğeler taşır. Çiçeği burnunda bir yönetmenken çekmiş olduğu bu ilk film İsmail Güneş’in gelecekte daha yoğun, büyük filmler yapacağının müjdecisiydi aslında.
()
Önemli uyarı -  Ufuk Ötesi
Kısa bir süre gazetemizin Adana Temsilciliğini yapan Halil İbrahim Dinçel’in gazetemizle hiçbir ilgisi kalmamıştır. Üçüncü şahıslara duyrulur.
()

2008


OCAK

ŞUBAT

MART

NİSAN

MAYIS

HAZİRAN

TEMMUZ

AĞUSTOS

EYLÜL

EKİM

KASIM

ARALIK

2007


OCAK

ŞUBAT

MART

NİSAN

MAYIS

HAZİRAN

TEMMUZ

AĞUSTOS

EYLÜL

EKİM

KASIM

ARALIK

2006


OCAK

ŞUBAT

MART

NİSAN

MAYIS

HAZİRAN

TEMMUZ

AĞUSTOS

EYLÜL

EKİM

KASIM

ARALIK

2005


OCAK

ŞUBAT

MART

NİSAN

MAYIS

HAZİRAN

TEMMUZ

AĞUSTOS

EYLÜL

EKİM

KASIM

ARALIK

2004


OCAK

ŞUBAT

MART

NİSAN

MAYIS

HAZİRAN

TEMMUZ

AĞUSTOS

EYLÜL

EKİM

KASIM

ARALIK

2003


OCAK

ŞUBAT

MART

NİSAN

MAYIS

HAZİRAN

TEMMUZ

AĞUSTOS

EYLÜL

EKİM

KASIM

ARALIK

2002


NİSAN

MAYIS

HAZİRAN

TEMMUZ

AĞUSTOS

EYLÜL

EKİM

KASIM

ARALIK

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
           
       
 
   

Karahan 2002