Kasım 2008

Ö T E S İ

 

07.12.2019 



Gerçek

 
Özdemir Özsoy

Özlem


Büyük bir ülkünün onurlu yolcularının arada bir mola vermeleri yadırganacak bir durum olarak görülmemelidir. Bu duraklamaların ana sebeplerinden biri gerçekten, bir dinlenme ve bu arada toparlanma ihtiyacının duyulmasıdır. Enerji depolama ve gelişen şartları titizlikle değerlendirerek daha güçlü bir bünye ile yola koyulma, hem akıllıca bir davranıştır hem de vazgeçilemez bir durumdur.

Ancak bu dinlenme süresini boş geçirmeye kimsenin hakkı yoktur. Yeni fikirlerin üretilmesi, yeni planların yapılması ve böylece daha da bilinçli olarak –kaldığı yerden– yolculuğun tekrar başlayabilmesi sağlanmalıdır.
Küresel strateji merkezleri tarafından kotarılıp satranç tahtasında ön sırada olanlara biçilen rollere aldırmaksızın, arkadakilerin ne gibi bir hesap peşinde olduğunu anlayabilmek için bu gözlem süreci iyi bir fırsattır. İyi değerlendirilmesi gereken bir zaman dilimidir.
Yürüyüşe ara vermenin ikinci bir nedeni bir geri çekilme hareketidir ki yine bilinçli olarak ve yine bir plan dâhilinde yapıldığında bu da ileri harekât olarak değerlendirilebilir. Geri çekilme, bir bakıma saldırganların kendiliğinden kuşatılma halidir. Bunun da tarihimizde birçok örneği vardır. Böyle bir durumda, hatalarını kabul etmeleri şartıyla karşı tarafa insaflı davranmak yine mertlik icabıdır.
İşte böyle bir savunma cephesi kurma amacıyla yapılan çekilmeler hiçbir zaman yenilginin göstergesi değildir. Fikir hayatında bunun bir nefeslenme olarak kabul edilmesi gerekir. Medyadaki çok kısıtlı imkânlarınızı fırsat bilip şuursuzca üzerinize gelenlerle aynı seviyeye düşmemek için üslûbunu koruyarak ağır başlı davranmak meydanı boş bırakmak değildir. Bu bir bakıma sağlam bir kaleye çekilip saldırganın yıpranmasını gözlem altına almak gibidir. Önemli olan, buradan ne zaman, nasıl dışarı çıkılacağını (hurûç) ve nereye, hangi düzeye çıkılacağını (urûç) hesaplayabilecek bir duruma gelmektir.
Biz bir ülküden bahsediyoruz; büyük bir ülküden söz ediyoruz. İktisadî, içtimaî, siyasî bağımsızlığı ülkü edinenlerden söz ediyoruz. Bitmeyen yolculuğun yürekli yolcularından…
Nasıl oldu da bunlar önce kendilerine olan güveni, sonra da birbirlerine olan güveni yitirdiler? Buhara’nın, Taşkent’in şiir dolu gecelerinden Akdeniz’in o gizemli mavisine yürüyenlerin korkacakları ne vardı ki?.. “Asıl korkulacak şeyin korkunun kendisi olduğunu” onlar bilirlerdi. Umutları niye kırıldı? Kimler, nasıl onların umudunu kırmayı başarabildi?
Ama biliyoruz; onlar her şeye rağmen, uzaklarda bıraktıkları yoldaşlarının yüreğindeki sıcaklığı duymaktalar. Elleri buluşacak ve kenetlenecek. Toprakta uyumakta olan tohum mutlaka kabuğunu kıracak. Öyle bir yeşerecek ki…
Alperenler tekrar yol çıkacak; uzun bir yol onları gözlüyor. Onları insanlık uğrunda bir hizmet bekliyor. Üzerlerinde onurlu bir görevin ağırlığı var. Onları hiç anlayamayan gafillerin hiçbir zaman fark edemeyeceği bir görevin gururunu taşıyorlar.
Yûnus “Bir yol bulup girmek gerek” diyor. Onları alıkoymak isteyenler olsa da bu yola girecekler. “Önderimiz yok” demesinler. Var, var… Kendilerine dönsünler, özlerine dönsünler yeter! O önderi kendi içlerinde bulacaklar. Bozuk düzenin farkında olan, karşısında olan her kutlu yolcu ayrı bir önder olacak.
Evet, “Bir bayrak rüzgâr bekliyor.” O rüzgâr aslında hiç dinmedi ama bayrağı çekecek olanlar kenara çekildi. İlim yolunda, hak yolunda cumhur yolunda, ülkenin birliği uğrunda öne çıkan kalmadı. Cumhuriyete cumhurun sahip çıkacağını belki yirmi yıl önce bizler söylemiştik. Dostlar kulak vermedi. Şimdi ise bazı kişiler, bu sözü politika için kullanır oldu.
Ne demiştik; bozuk bir düzende önde gidenlere öncü denemez. Gerçek öncülerin öne geçmesini bekliyoruz. Onlar çıkış yolunu bilirler. Bilmezlerse bile kokusunu alıp bulurlar. Onlar ışığı da bulurlar; çevreyi ve çevredekileri aydınlatırlar.
Onlar, mazlum ve mağdur bir halkın özveri ile yetiştirdiği genç “beyinlerin” üzerlerinde hiçbir hakkı olmayan zengin ülkelere göçürülmesine karşı bir çare de bulurlar.
Onlar gemi inşaatının ve deniz ulaşımının önemini bilir ve bu işe önem verirler.
Arsa vurguncularının canına okuyup şuursuzca ve hatta haince bir çarpık yapılaşmayı mutlaka durdururlar. Plan ve program onların rehberidir. Diğer Türk devletleriyle dil, kültür ve iş birliği gerçekleştirirler.
Tabuları yıkıp haksız ve yersiz ayrıcalıkları kaldırırlar.
Saplantılarla, ön yargılarla savaşırlar.
Onları bekliyoruz.
“Biz de at oynatırız, dur hele meydan olsun” diyenleri bekliyoruz. Özlemle bekliyoruz.


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam 2447 defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002