Kasım 2008

Ö T E S İ

 

09.12.2019 



Tutanak

 
Hüseyin Özbek

SARI KÖPEK


Sarı Köpek akşama kadar Emin Çavuş’un fırınının önünden ayrılmazdı. Emin Çavuş hayrına yaptırdığı fırını köye bağışlamıştı. Çoğu kez birkaç kadın imleşir, evlerinde kardıkları hamur mayalanırken fırını da yakmış olurlardı. Gökçeağaç odunları fırını kızdırırken kadınlar imeceyle hamurları pözüler, çöreklik, pidelik olarak hazırlarlardı.

Közler, yarı yanmış eysiler aralanır, ıslak sülünğeyle tavı gelen fırın bir iyice temizlenirdi. Önce çörekler, ardından daha çabuk pişen, çocukların hakkı pideler sıralanırdı. Çoban aldatması gibi yalnızca akının değil, yumurtanın sarısının da kullanıldığı pidelerin çıkmasını sabırsızlıkla bekler, fırının önünden aralaşmazdık.
Fırına çörek atanların içinde anamız da varsa pide çıkıncaya kadar eteğinin dibinden ayrılmazdık. Çörekler pişinceye kadar geçen sürede kadınlar yün eğirir, sohbet ederler, sökük diker, bir koşu eve gidip kalan işlerini görürlerdi. İçini alan, gevreyen çöreğin, pidenin kokusu fırın dışına taşmaya başladığında zaman bir türlü geçmez, uzadıkça uzardı.
Çörek atanlar komşuysa, Allahtan umudu kesmez, biraz alargadan yine fırın çevresinde dolanırdık. Fırına çörek atanların çocuklarıyla oynamak bahanesiyle sarı köpek misali oradan ayrılamazdık. Bu umut çoğu kez boşa çıkmazdı. Dumanı üstünde çıkan pidelerden, çöreklerden birer parçayı; “Kokmuştur, alın bakalım !”diye, göz hakkı olarak verirlerdi.
Hayvan kemiresinden, yerli tohumdan gayrısını tanımayan toprağın verdiği nimetin iştah kabartan kokusu yalnız fırın çevresinden değil, köyün alt başından yukarıya duyulurdu.
Evimiz fırının hemen yanında olduğu için dadul olsun, sülünge olsun bizim avluda bulunurdu. Kilitsiz kapımız çörek atanlarca teklifsiz açılır, bunlar alınır, kullanıldıktan sonra da bırakılırdı. Biraz da dadulun, sülüngenin hatırına aşağı sokaktan yukarı sokağa kadar çörek atanların ikramı benim için belki de bir çeşit Köroğlu’nun Çamlıbel baçıydı.
Sarı Köpek çok eskiden Saffet Ağa’nın kapısındaymış, davara gidermiş. O kapıya yıllarca hizmet etmiş, davarı sığırı kurda kuşa, yad yabana karşı korumuş. Yaz kış sürü peşinde ömür sürüp kocayınca, davara gidemeyince, tasmasını çözüp kapıdan salıvermişler.
Uysal gözlerinde çok yaşamış, çok şey görmüş insanlara özgü, yorgun, kaderci, alın yazısını kabullenmiş bakışı hemen fark ederdiniz. Boz sarı karışımı heybetli bir kangaldı Sarı Köpek. Fırının önünde daima yatar görürdünüz. Fırına girip çıkanlarca azarlandığında aldırmaz bir tavırla biraz öteye gider, yine yatardı. Yazı köyünde hala söylenen “ Sarı köpek gibi yanaşmak “ deyimine yol açan işlerine biraz sonra başlayacağını hiç ummazdınız.
Kabarmaya, tavlanmaya başlayan çöreklerin kokusu fırın dışına taşmaya başladığında Sarı Köpek kıpırdamaya başlar, yer değiştirir, iki ayaküstüne çömelir, yine de ilgisizmiş gibi etrafı seyrederdi.
Çörekler daha tavını almadan pişen pideler, uslular tarafından önbeziyle külü, kömürü temizlenip çocuklara pay edilir. Sağdan sola, soldan sağa aktarılmadan yenilmeyen el yakan pidelerin zevkiyle çocuklar kendinden geçmişken Sarı Köpek sessizce işe başlar. Eline koluna en ufak bir zarar vermeden, tere yağdan kıl çeker gibi çocuğun elinden pideyi bir anda kapar, olduğu gibi yutuverir. Çoğu kez çocuk olanın farkına varamaz. Boş elini ağzına götürdüğünde işi anlar. Pideyi kaptıran ağlamaya, diğerleri gülmeye başlar. Pideyi kapan kendisi değilmiş gibi yine ilgisizce etrafı seyretmeye, yalanmaya başlayan Sarı uslularca azarlanır. O azarı üzerine alınmaz, az öteye çömelir, yeni bir fırsat çıkıncaya kadar başka şeylerle oyalanmaya başlar.
Çocuk ağlasa, tekmelemek istese de, davar peşindeki dik başlı, acar günlerinin tanığı büyükler fırında pişen nimetten, tasması sıyrılarak kapı dışarı edilmiş Sarının da hakkına düşen bir lokma olduğunu bilirlerdi. Yalnızca insanın değil, hayvanın da göz hakkı olurdu. İnsanın insanlığı nimeti tüm canlılarla paylaşmaktan geçmez miydi? Hem Sarı hakkından fazlasını asla istemezdi ki... Her fırına çörek atılışında bir iki çocuğun pidesiyle yetinmeyi bilirdi. İhtiyarlık ikinci çocukluk denir. Sarınınki de yersiz yurtsuz bir ikinci çocukluktu...
Sarı şayet o gün pide kapamamışsa- bu pek seyrek olurdu – uslular çörek çıktıktan sonra onun hakkını da ayırırlardı.
Yaddan, yabandan, uzak dağ köylerinden yol düşüren konuklar köy odasında ağırlanır, önüne sofra, altına döşek serilir, atına arpa torbası takılır. Birbirini tanımayan, bir daha belki hiç karşılaşılmayacak yadlara hane açan, sofra çıkaran, Tanrı konuğu olarak kutsayan bir milletin Sarı köpeklere de ayıracak lokmasının olması gerektiğini biz Emin Çavuş’un fırınının önünde çocukluğumuzda öğrenmeye başlardık.


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam 6038 defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002