Kasım 2008

Ö T E S İ

 

09.12.2019 



Göğe Merdiven

 
Aybars Fırat

Biliyormuş gibi davranmak


Beyinlerimizin dumura uğraması, düşünmez hale gelmesi, çalışmaması durumunu yaşıyoruz. Dıştan bakıldığında her şey güllük gülistanlık görünüyor. Ama içte durum felaket. Pırıl pırıl gözüken beyinler, kalemler, tam bir örümcek yuvası. Parasını kim ödüyorsa onun borusunu çalan zavallılar. Birilerinin maşası olmuş bir güruh. Peki vatanını milletini seven, beyninin kıvrımlarında yabancı toz zerrelerine bile tahammülü olmayanlar? Sizce onların durumu ne?

Onları bence iki hastalık kemiriyor. Birincisi bir başka yazıda söz etmeyi düşündüğüm nemelazımcılık; benden başkası yapsa, şu anda ben yapmazsam olmaz mı hastalığı. İkincisi ise bilmeyi öğrenmeyi istememek, daha çok bilmeye isteksizlik, bilir gibi gözükerek bilmediğini gizlemek, bilmediğini öğrenmemek için ısrar etmektir.
Bir konuyu bütün ayrıntılarıyla bilmek bir emek işidir. Öncelikle bu emeği gösterebilecek ciddiyet ve kararlılığımız yok. Çabucak bıkıyoruz, sonuna kadar bilgiyi takip etmiyoruz. Bildiğimiz konular aslında bilmediğimiz konular. En çok bildiğimiz konuda bile çok derinleşmiş değiliz. Sığda yüzüyoruz. Aksi olsaydı, bunca önemli meseleyi gerçekten bilen kişilerimiz olsaydı bu durumda olur muyduk? En azından, her gün konumuzla ilgili bir cümle öğrensek ömür boyu nerelere yükselirdik! Tabi beynin çalışması ve derinleşme için okuma alışkanlığı olması lazım. Bir yazarın bütün eserlerini okumuş kaç kişi vardır? Ya da bir konudaki bütün kitapları, makaleleri okumuş olan?
Okuma alışkanlığı olmadığı için okuduğunu derinleştirme ve bir meselenin aslına vakıf olma dirayetini de taşıyamıyoruz. Ne oluyor? Bilmediğimizi biliyormuş gibi yapıyoruz. Bu kabil insanların cirit attığı ilim, fikir ve siyaset hayatında hiç bir ciddi çözüm, ciddi eser üretilemiyor.
Bir örnek verelim; güzel olan şeylerin neden güzel, çirkin olan şeylerin de neden çirkin olduğunu hiç düşündünüz mü? Çok çabuk bir hüküm koyup o konuda kararımızı veriyoruz. Ama bu hüküm doğru mu, değil mi bakmıyoruz. Baktığımız zaman birçok konuda bildiğimizi sandığımız şeyleri bilmiyoruz. Hükümlerimizin ne kadar gelip geçici olduğunu bir görebilsek. Bir toprakta uzun süreli kalabilmenin, oraya tutunmamın tek bir yolu var; üzerinde durduğunuz zemini iyi tanımak ve ona sahip çıkmak. Biz ne yazık ki zeminimizi gözden kaçırmış durumdayız. Nerede neyimiz var ve neden önemlidir bilmiyoruz. Öyle körü körüne gidiyoruz. Önümüzü görmek, uzun vadeli planlama yapmak, gelecek yüzyılları görmek bir yana biz yarınımızı göremez olduk. Tabii olarak, daha çok okuyan, bir konuda derinlemesine araştırma yapan milletler rakiplerini geride bırakıyorlar. Bizim en iyi bildiğimizi sandığımız konular (Irak, Kafkasya, Orta Asya) aslında bilmediğimiz ortaya çıkmıştır. Ki bizden fersah fersah ilerden gidiyor, bizimle kıytırık aşiret ağalarını muhatap edebiliyorlar. Ya onlar bizi aldatıyorlardı "siz biliyorsunuz, sizin uzmanlığınıza ihtiyacımız var" diyerek yahut da biz kendimizi aldatıyorduk. Batıda uzmanlık alanlarının nasıl olduğuna bakmak birçok konuyu çözer diye düşünüyorum.
Biz doğru dürüst bir şey bilmediğimizi göremez, bilmediğimizi biliyormuş gibi davranırsak bu canhıraş mücadeleyi baştan kaybederiz. Hazırlanmak, bilmek, araştırmak, araştırma merkezleri kurmak, sivil toplum kuruluşlarını uzmanlaştırmak, her alanda daha çok bilen insanı yetiştirmektir. Kazanmanın tek yolu bilmektir. Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu? Bu topraklarda bir hayat memat mücadelesi verilecekse bu bilme ve öğrenme ile başlamalıdır. Hala çok önemli, etrafımızı çepeçevre kuşatan konuları bilme ve öğrenme yönünde bir gayret göstermiyoruz. Benim burada bahsettiğim uzmanların bilmesinden çok, önderlerin, kanaat önderlerinin, halkın kendisini ilgilendiren konuları bilmesidir. En yukarıdakinden en aşağıdakine bilmesi, nereye gittiğimizi görmesidir. Olup biten hiç bir şeyle ilgilenmeyen halkımızın, milletimizin durup düşünmesi, bakması ve görmesidir. Gördüklerini eldeki bilgilerle yoğurmasıdır. Hayatını manalandırmasıdır. Başka türlü nasıl koca hayat bir derinlik kazanabilir? “Su akar deli bakar” vaziyeti olursa korkarım geleceğimiz karanlıktır. Allah sonumuzu hayretsin.


aybarsfirat@yahoo.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002