Kasım 2008

Ö T E S İ

 

06.12.2019 



Ölçü

 
Cem Sökmen

AÇE’Yİ GÖREN BAKIŞ AÇISI


Dünya tarihinin ve son yılların en büyük felaketi “11 Eylül hadisesi” olmadığı halde, etrafında en çok gürültü koparılan, akıllarda en çok bıraktırılmaya çalışılan olaylar “11 Eylül” gibi hep Batı’yı doğrudan ilgilendirenler olmuştur. Herşeye rağmen bu seferki duyarsızlık için Batı’ya kendi içinden az da olsa tenkitler gelebilmiştir. Bir Alman gazetesi “Kulağa belki biraz sert gelecek ama Batı’nın Güney Asya’ya yardım etme isteği, öncelikle bölgede kaybolan yabancı turistlerle ilgili.” diyor.

“Yiğitlerim uyur gurbet ellerde..
Kimi Semerkant’ta bekler beni, kimi Caber’de…”
Güney Asya’da yaşanan deprem felaketi büyük acılara, büyük feryatlara sebep oldu. Bir yanda hayatlarını kaybedenleri diğer yanda ise hayatta kalmakla birlikte herşeylerini kaybedenleri görüyoruz. Çok kısa bir süre içinde herşeyini kaybeden insanların düştüğü durumu, ruh hallerini ve çaresizliklerini anlamak, onların acılarını paylaşmak hepimizin vicdan borcudur. 200 bine yakın insanın öldüğü bu felaket fazlaca gündemde kalamamış, bölgeye yeterli yardım yapılmamıştır. Bunun sebebi bölgenin New York’tan, Paris’ten Londra’dan ve Laila’dan uzakta oluşudur. Dünya tarihinin ve son yılların en büyük felaketi “11 Eylül hadisesi” olmadığı halde, etrafında en çok gürültü koparılan, akıllarda en çok bıraktırılmaya çalışılan olaylar “11 Eylül” gibi hep Batı’yı doğrudan ilgilendirenler olmuştur. Herşeye rağmen bu seferki duyarsızlık için Batı’ya kendi içinden az da olsa tenkitler gelebilmiştir. Bir Alman gazetesi “Kulağa belki biraz sert gelecek ama Batı’nın Güney Asya’ya yardım etme isteği, öncelikle bölgede kaybolan yabancı turistlerle ilgili.” diyor.
AÇE’DEKİ AY-YILDIZ
Bu felakette en büyük zararı Endonezya’nın Sumatra adası ve 500 yıllık bağımız olan Açe şehri gördü. Açeliler, “Biz Türkleri çok seviyoruz. Türkler bizim akrabalarımızdır. Ne olur bu zor günlerimizde bize yardım edin.” haykırışıyla bize seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Bu haykırış, Türk basınında “Açe Uzak Değil”, “500 yıllık Osmanlı Sevgisi”, “Açe’de Sadece Türk’e İzin Var”, “Açeliler Yardıma Gelen Türklere Osmanlı Para ve Takılarını Gösteriyorlar” gibi başlıklarla yankı buldu. Büyüklük iddia edebilmek için büyük fedakârlıklar yapmak gerekir. 1560’lı yıllarda yeryüzünde yardıma ihtiyacı olan bir AÇE vardı, devletimizde de AÇE’yle ilgilenmeyi görev addeden bir bakış açısı.. Hollanda donanması tarafından kuşatılan Açe Sultanlığı İstanbul’a heyet göndererek yardım talebinde bulundu. Bu talebin karşılığı, asla göstermelik ve kısmî bir yardım değil, çeşitli meslek gruplarından donanımlı insan gücünü Açe’ye göndermek oldu. Bütün insanlığı kucaklamayı, mazlumların yanında olmayı şiar edinmiş olan devletimiz Açe’ye uzandığı gibi, 2.Bayezid zamanında da İngiltere tarafından ablukaya alınan İrlanda’ya kuşatmayı yararak yardım ulaştırmıştı. Devletimiz maddi çıkar hesaplarına değil sahih bir dünya görüşüne dayandığı için hiç bir meselede “banane” demiyor, haksızlıkların karşısına dikilmeyi biliyordu. İşte Açe’deki sevginin, bayraklarındaki ay-yıldızın, yakın zamana kadar Sultan Abdülhamid adına hutbe okunmasının sebebi budur.
“KRALİÇE ELİZABETH ADINA MI OKUTALIM?”
1960’lı yıllarda Kenya’dan Şeyh Ali isimli bir zat geliyor ve Ziya Nur Aksun ile görüşüyor. Şeyh Ali, hutbeleri hala Sultan Abdülhamid adına okuttuklarını söyleyince, Ziya Nur, “ Nasıl olur, Sultan Hamid öleli 50 sene oldu.” diyor. Bunun üzerine Şeyh Ali şu müthiş soruyu soruyor. “Kraliçe Elizabeth adına mı okutalım?” Şeyh Ali bu sorusuyla bir tercihe işaret ediyor, kendisinin hangi medeniyete ve değerler sistemine aidiyet hissettiğini ortaya koyuyordu.
1990’lı yıllarda hem Çeçenistan hem de Bosna ateş altındayken, bir bakanımızla Bosnalı bir yetkili görüşüyor. Bakanın “Nasılsınız?” sorusuna Bosnalı yetkili “ Biz İyiyiz fakat Çeçen kardeşlerimizin durumu nasıl?” diyerek mukabele ediyor. Herhalde bu iki sohbetteki ifadelerin derinliği Türkiye’nin bu insanlarca nasıl görüldüğünü açıklamaya yetecektir. Türkiye’ye dışardan bakanlar, Türkiye’nin özelliklerini ve sahip olduğu potansiyeli görüyor. Peki Türkiye’de yaşarken, Türkiye’yi fark etmeyenlere ne demeli? Yemen’de ne işimiz vardı? diyenlerin bu sevgiyi ve ruh birlikteliğini anlamaları mümkün değildir. Zaten anlamadıkları için Rumeli, Kırım, Yemen türküleri yerine senfoni dinliyorlar. Bugün “Yemen’de ne işimiz vardı?” diyene, yarın kolayca “Şimdi olduğun yerde ne işin var? derler. Biz bütün bunlara rağmen türkülerimizin coğrafyasında yeniden etkin olmak, birleştirici ve kucaklayıcı medeniyet tecrübesini yeniden canlandırmak zorundayız...



ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002