Kasım 2008

Ö T E S İ

 

10.12.2019 



Ölçü

 
Cem Sökmen

Gerçek Türkiye’yi bulmak gerek


Yazımızın başlığını teşkil eden cümle Claude Farrere’in “Türklerin Manevi Gücü” adlı eserinden... Türklerin sahip oldukları dünya görüşünün inceliklerini kedilerine ve köpeklerine dahi geçirdiklerini düşünen yazar insanımızda hissettiği, gördüğü kendi kabuğundan çıkma emareleri karşısında hayrete kapılarak bu cümleyi sarfediyor.

Biz şimdilerde o günlerden daha baskın şekilde hakim batı uygarlığına ait kalıpların tesiri altında bulunuyoruz ve bu kalıplar sadece tesiri altına aldığı değil ait olduğu coğrafyaların insanını da zihin ve ruh bakımından derinden sarsmış, varoluşlarını anlamlandırmak için hangi değerlere bağlı kalacağını bulamaz bir hale gelmiştir. 1960’lı yıllarda Çin’in lideri Mao Almanya Dışişleri Bakanı Straus’la görüşmesinde Amerika fert kapitalizmini, Sovyetler devlet kapitalizmini uygulayarak bütün dünyaya zarar verdiklerini bunun dünyanın geleceği için tehlikeli olduğunu söylüyor. Ertesi gün gazeteciler De Gaulle’ye bu sözler hakkındaki yorumunu sorduklarında De Gaulle onlara şöyle cevap veriyor: “Yanlış düşünmüşler, şu anda başı Belgrad’da ayakları Çin Seddinde uzanmış yatan bir gövde var ki eğer bu idrakine kavuşursa asıl tehlike o zaman doğar.”

Bu noktada Türkiye hem varlığını sağlıklı bir biçimde devam ettirebilmek hem de üzerindeki medeniyet temsilciliği mesuliyetini yeniden taşıyabilmek için dünyaya bugünkünden farklı birşeyler söyleyebilme potansiyelini ve gücünü harekete geçirmeyi düşünmelidir. Kendi potansiyelimizi harekete geçirmek ortak değerleri üretmekle ve yaşamakla mümkün olabilir.. Yoksa birşeylere veya birilerine karşı olmakta birleşmek ancak kısa vadeli ve yüzeysel bir mahiyet ifade eder. Bu dilde, bu coğrafyada, bu tarihin içinde oluşmamış kavram ve çerçevelerle bu toplumun birlikte yaşama gücüne katkı sağlayamayacağımızı bilmek gerekiyor.

Asıl olan inşa edicilikte birleşmektir. Ortak değerlere ortak kabullere sahip olanlar inşa edebilirler. Ancak onlar asl’a vasıl olabilirler. Bu toplumun ortak şuuruyla, dünya görüşüyle nasıl bir temas kurduğunun muhasebesini yapmayanlara ancak elden geldiğince yol gösterilmeli, bunlar asla baştacı edilmemelidir. Değerlerimiz için, varlığımız için feryat ediyorsak tarihte devamlılığa en faydalı tavrın kendini inşa edici kararlılık olduğunu idrak etmeliyiz.

Bugün bu ülkede özellikle gençler şöhret olmak için otellerin önünde binlerce kişilik kuyruklar oluşturuyorsa bunun arkasında içine düştüğümüz kültür boşluğu vardır. Kimliksizlik vardır. Bu kuyruklardakileri birleştiren asla üzerinde iyice düşünülmüş bir tercih ve hedef değil, “kültürsüz medeniyetin” insanlığa hediye ettiği iç boşluğudur. Varoluşunu anlamlandırmak için bizim kadar büyük bir potansiyele sahip olan ve bu potansiyeli ile temas kurmayı beceremeyen başka bir millet yoktur. Erol Güngör “Dünkülerin normal davranışları bugün meziyet haline gelmiştir.” diyor. Bugünümüzden şikayetimiz varsa, hakim olan batı uygarlığı ve zihniyeti bu vaziyeti körüklüyorsa bize ait olan düne ve ürettiği asil değerlere daha ciddi yaklaşmalı...

Bugün eğer biraraya gelen insan sayısı arttıkça en çok kullandığımız kavram ve kelimelerin dahi anlamı bulanıklaşıyorsa, ruh ve düşünce bütünlüğümüzü sağlayabilmenin ne kadar büyük bir çabaya bağlı olduğu anlaşılmalıdır. Sığ insanlar birbirleriyle sadece günlük olanı paylaşabilirler. Gönlünde ve zihninde dün’ü, bugün’ü, yarın’ı kopmaz bir bütünlük çerçevesine oturtanlar kalıcılığı yakalayabilir. Ve ancak derin insanlar günlüğün yerine, sathiliğin yerine hayatı paylaşabilirler. De Gaulle’in tehlike olarak gördüğü dev kaybettiği meziyetlerini tekrar arayıp bulursa ve bulduklarını uygularsa bu dünya yaşanılabilir hale gelecek inancındayız....

“Senin fikrin nedir?” diye sorulduğunda yedi sekiz kelimenin etrafında dönüp dolaşılırsa aidiyetin hükmü de belirtisi de kalmaz. Onun için hepimiz bu milletin hayatiyetine katkı sağlayıcı teşebbüslerde bulunmalı ve birbirimize yardımcı olmanın, omuz vermenin yollarını aramalıyız. Bugünkü halimize birlikte dertlenmeyi, birlikte hüzünlenmeyi başarırsak yarın için umutlanmaya hakkımız olur.


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002