Kasım 2008

Ö T E S İ

 

18.11.2019 



Bamteli

 
Aydil Erol

Türk Kadını-2


Onu Kuzuluk‘ta tanımıştık: Yanaklarından sanki kan damlıyordu. Öylesine sağlıklıydı. Anlaşılmıştır: Yanaklarının rengi boyalardan değil, sağlıktan geliyordu. Dinçti. Şendi.12 çocuk sahibi bir ana olduğuna bilmeyen inanamaz, inanmazdı. Şunları söylüyordu:

“İhtiyaçlarını karşılayabileceğimi bilsem 12 çocuk daha dünyaya getirmek isterim. Bir kadının görevi önce memlekete, millete evlât yetiştirmektir.”.

Bir Aydın’da anlatılanı vardır: Yürük Ali Efe hakkında, bir de Gaziantep’te söyleneni vardır: Karayılan için.
Ak elleri kınalı kızlar, taze gelinler; analar, nineler toplanmışlar su başına, çamaşır yumaktalar. Onlar şarkı, türkü söyleyip mânilerle atışıp işe dalmışken atlıların sesi duyulur..
Kadınlar kızlar birbirini uyarır: Er kişiler gelmektedir obaya, haber verin anaya, bacıya.
Kimisi eteğini düzeltir, kimisi saçına başına çeki düzen verir...İçlerinde yalnız biri vardır ki, dünyayı umursamaz; kılını bile kıpırdatmaz.. Var gücüyle işine devam eder gider.. Uyarırlarsa da aldırış etmez, söylenenlere kulak vermez...
Karacaoğlan’ın:
Elma elma yanakları al gibi
Boyu uzar gider selvi dal gibi
Seherde açılan gonca gül gibi
Sandım kan damlamış karın üstüne
dediği gibi bu güz alması yanaklı genç kız sanki söylenenleri duymamış, konuşulanları işitmemiştir.
Karayılan, yanındaki adamlarıyla bu pervasız kızın yanına yaklaştığında atını dizginleyip şöyle diyesi olur:
-Hanım, hanım; erkek varken, sen çamaşır yıkamaya devam ediyor, dünyaya aldırmıyorsun...Bu nasıl iştir?..
Giydiği fistanın etekleri neredeyse belinde olan genç kız, yumakta olduğu çamaşırı bırakıp yerinden doğrulur. İki elini beline dayayıp Karayılan’ı küçümseyen bakışlarla süzdükten sonra cevap verir; verir ama, sözleri karşısındakinin suratında kırbaç gibi şaklar, top gibi patlar:
-Erkek mi dedin?..Güldürmeyin insanı!..Memlekette erkek olsaydı, bu mübarek toprakları düşman çizmesi çiğneyebilir, Fransızlar Antep’e girebilir miydi?!!
***
Kastamonu’da bir nutukla Şapka Devrimi ilân edildikten sonra Atatürk, şehri gezmektedir. Yol boyunca beyazlı, yeşilli Kastamonu kadınları dizilmişlerdir. Genç, yaşlı, kadın erkek, çoluk çocuğun “Yaşa!..Var ol!..” sesleri göklere yükselmektedir. Bu sesler Ilgaz’ın eteklerine, Kastamonu kalesine çarparak yankılar yapmakta, sonra göklere ağmakta, şehir tarihî günlerinden birini yaşamaktadır.
Gözler yaşlı, bakışlar umutlu, gönüller gururludur.
Gazi, manzaranın görkemine daha fazla dayanamaz. Arabasından iner. İki adım atmamıştır ki, yolun iki yanını dolduran ve tarlalara değin taşan ak çemberli, peştemallı Türk anaları Ata’nın çevresini sardıktan sonra ayaklarına kapanmak isterler...
-Ah Paşacığım... Sana yıllarca sırtımızda gülle taşıdık. Seni bize dünya gözüyle gösteren Rabbimize şükürler olsun... Ahdimiz vardı: Ayaklarını öpecektik...
Atatürk... Altın saçlı, keskin bakışlı Atatürk, gök gözlerini mendiliyle örter... Devirler yaratan, devleri deviren, orduların sırtını yere getiren Atatürk... O büyük kumandan...O büyük dâhi...O büyük Türk... O büyük kurtarıcı... Onun alev alev zekâ fışkıran gözlerinden dökülen yaşlar “Vatan aşkından başka sevgi tatmadım” diyen Türk kadınlarının üzerine damlar...
***
Yenildiğimiz bir savaştan dönen subayımıza hanımının davranışına bir bakınız:
-Hanım, hanım.. kocan geliyor!..
Yanındakilerin, yakınındakilerin, yöresindekilerin seslenmelerine, bağırmalarına, çağırmalarına aldırış etmez... İşiyle gücüyle meşgul olur... Uyarılar devam eder:
-Kocan geliyor!..
.........................................
Kadıncağızda aynı aldırmazlık sürüp gider. Bütün o bağırmalar çağırmalar, seslenmeler ona değilmiş gibi... Görenler bu hâli neye yoracaklarını, ne yapacaklarını, ne edeceklerini bilemezler...Doluya koyarlar almaz; boşa koyarlar dolmaz.
.....................
Sonunda adamcağız karısının bulunduğu yere gelir... Hanımında aynı umursamazlığın devam ettiğini görünce hayretten öleyazar...Serzenişte bulunmak gereğini duyar:
- Hu, hanım, ben geldim...Hiç oralı olmuyorsun!..
Öfkesi yüzünden okunan, kızgınlıktan gözleri yuvalarından fırlayacakmış gibi görünen kadın biraz da hiddetli cevap verir:
-Eee, n’olmuş gelmişsen?!! Sen vazifeni yaptın mı?.. Savaştan mağlup dönmüşsün, bir de tören mi beklersin be adam?!!

Yazarların öve öve bitiremedikleri, şairlerin bir taşına bir Acem mülkünü feda ettikleri güzelim İstanbul işgal altındadır. İşte o kara günlerin birinde Kadıköy’den bir erkek ses, bir yürekli ses yükselir:
“Çanakkale savunmasını yapan şehitlerin yüce ruhları önünde Türk kadınlığına ve medeniyet âlemine sesleniyoruz. Limanımıza girdiğini gördüğümüz demirden kalelerin karaya çıkardıkları yarım milyon askeri denize döken milletimizi yenik saymıyoruz. Peçelerimizi yırtan, sonra da cihan hürriyeti adına savaştıklarını ilân edenlere esefler ediyoruz.”
Bu yiğit ses, “Kadıköy Kadınları” arslanlar gibi kükrer:
“Millî hukukumuzu, namusumuzu koruyacak hükümet ve erkek yoksa biz varız..."

Ağaçlar kalem, denizler mürekkep olsa bu örnekler yazmakla tükenmez, bitmez, anlatmakla da..Bu noktada rahmetli Niyazi Adıgüzel'in .
feminist bir bayan gazeteciye söyledikleri aklımıza geliyor:
"Feminizm, Nişantaşı sosyetesinin lüzumsuz gevezeliğidir."
Erkekliğin yürekliliğiyle kadınlığın erdemlerini birleştiren bacılarım selâm sizlere...

**************

Allah bu dünyayı bizim tasarrufumuza tevdi ve emanet etmiştir. Bütün emîrler ve hükümdarlar bizim memurlarımızdır.

Sultan Sançar

Mâniler


Nezaket kalmadıysa
Ne yapayım, ne deyim
Hayret!.. Rauf Denktaş’a
Akıl verir Tayyibim!..

Sanki çölde bir vaha
Dış siyaset boş saha
Denktaş’a yol gösterir (!)
Büyük avukat Taha..


Utanmaz sıkılmazsan
Durmadan at babam at…
Her gün cevher yumurtlar
Kıbrıs’ta Ali Tal at..

Ali Osman Özcan’ın
Kolay bulunmaz dengi
Yeni kitabı pek hoş:
“İletişimin Rengi”


-Bünyamin Aksungur’a-

Nağmelerim dökülür
Tamburamın telinden
Türk’ü sevenler anlar
Türkülerin dilinden

“Dağlar dağladı beni
Gören ağladı beni”
Ben Kemal’e neyledim
Çapraz bağladı beni..

Emine Karabulut’a ..

Kolay bulunmaz rengi
Yoktur benzeri dengi
Balıkesir’e mahsus
Güzel oyunum Bengi


HORYATLAR

Ay dilim
Güneş gözüm ay dilim
Gönüller göyündürür
Horyatıyla Aydil’im
Yusuf Dursun

Ay dile
Güneş dile ay dile
Böyle horyat yazmayı
Allah vermiş Aydil’e
Mete Alpman


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002