Kasım 2008

Ö T E S İ

 

24.05.2019 



Geniş Açı

 
Ali Arif Esatgil

Kartlar açılıyor


Doğan-Erdoğan kavgasını patlamış mısır yiyerek (acaba mısır dedim diye birine dokunur mu şimdi?) televizyondan ilgiyle izliyorum. Karşılıklı suçlamalar, şantaj iddiaları, müfteri karalamaları… Şaban Dişli olayı patlak verdiğinde “Nihayet CHP gerçek muhalefeti hangi kanaldan yapacağını anladı” diye avunmaya başlamıştım ki, gündem bir anda rayından çıktı.

Kurbağa ahvale bakıp dertlenmiş: “Konuşacak çok şeyim var… Fakat ağzımı açarsam su dolar diye korkuyorum…” Gelip dayandığımız nokta budur. Seyreyleyip göreceğiz, kim su yutmayı göze alarak bildiğini okuyacak, eteğindeki taşı dökecek…
Doğan-Erdoğan kavgasını patlamış mısır yiyerek (acaba mısır dedim diye birine dokunur mu şimdi?) televizyondan ilgiyle izliyorum. Karşılıklı suçlamalar, şantaj iddiaları, müfteri karalamaları… Şaban Dişli olayı patlak verdiğinde “Nihayet CHP gerçek muhalefeti hangi kanaldan yapacağını anladı” diye avunmaya başlamıştım ki, gündem bir anda rayından çıktı. Bir yandan Hilton arazisi, öte yandan Deniz Feneri. Kartlar açılmaya başlandı.
Hükümet-matbuat dengesi bu ülkede yıllardır ‘al takke, ver külah’ kıvamında sürüp gider. Sağır sultan bile haberdardır bundan. Kabul etmek gerekir ki, 80’lerin başında Özal’ın temelini attığı ‘basına kafa kol operasyonu’ sonraki iktidarlar döneminde de aynen sürüp gitti. Bedrettin Dalan’ın da gayretleriyle Babıâli’den İkitelli’ye sürülen basın, masabaşı bile değil, ekran başında kulağına üflenilenle halkı aydınlatmayı -uyutmaya mı deseydik- ilke edindi.
Kabul etmek gerekir ki, bu ‘fildişi kule’ye çekilmenin karşılığını da ziyadesiyle aldı. En azından medya kuruluşlarının faaliyet gösterdiği arsaların durumu buna basit bir kanıttır. Ardından kooperatif arazileri, özelleştirmelerden nemalanma, bir takım ihalelerle kaynak aktarımı… Büyük bir bölümü halkın bilgisi dışında kalan bu karşılıklı alış-verişler, tarafları tatlı-sert bir çizgide tutmaya yetti.
Gelinen noktada Erdoğan’ın çıkışı ile Doğan’ın duruşuna bakılırsa, köprüler atıldı denilebilir. Şimdi taraflar karşılıklı hasar tespitine başlamış olmalı. Doğan diyor ki, “Medya sektöründe benim rakiplerim Erdoğan’ın damadı ile eniştesinin başında bulunduğu kuruluşlardır. Sürekli aleyhimde yayın yapılıyor. Yasal bir şey istiyorsam bunu vermemek suçtur. Yasadışı bir şey istiyorsam ve bununla ilgili hukuki takibat başlatmamak da şantajdır ve o da suçtur…”
Erdoğan ne diyor, “CNN Türk’ün karasal yayınla ilgili bir sıkıntısı var mıdır? RTÜK Başkanı bu yüzden mi hedef haline getirilmiştir. Hilton’un arazisine rezidans yapma talebiyle bana gelmedin mi?” Kendi aralarında durumu bir aydınlığa kavuştururlar herhalde. Olmadı mahkeme yoluna gidilir, yargı kararını verir.
Elbette bu kavgalara konu olan ‘akçeli işler’in ucu vatandaşa dokunuyor ve daha da dokunacak. Lakin buradan iyi bir gelişme olduğunu da kabul etmek lazım. Öteden beri söylediğimiz gibi ‘özelleştirme’ adı altında elden çıkarılan kamu kaynakları üzerinde bazı şaibelerin olduğu artık su götürmez bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Bazı tesislerin yok pahasına elden çıkarılmasına dövünen millet görmeli ki, iş bununla da bitmiyor… Nitekim satılmadan önce sürekli kâr açıklayan kuruluşların satıldıktan sonra sürekli zarara geçmesi, özelleştirildikten hemen sonra bazı tesislerin kapısına esrarengiz bir şekilde kilit vurulması cevapsız sorular olarak önümüzde durmaktadır. Medya patronlarının aslında nasıl birer ‘iş takipçisi’ oldukları bizzat birinci ağızdan itiraf edilmiştir. Tabi bu bağlamda sormak gerekiyor: Yüzbinlerce insana borç takanlar, şu anda kamunun hangi imkânlarından ve ne ad altında nemalanmaktadır. Yine kamu bankalarından alınan kredilerle ‘medya patronluğu’na soyunanların durumu nedir?
Devletin verdiği arazi üzerine, devletten çekilen kredilerle kondurulan plazalarda oturup, kukumav kuşu gibi bilgisayar ekranına bakan ‘babıtelli’ gastecilerinin bu sorulara yanıt vermelerini beklemek ham hayaldir.
Denir ya, “Herkesin bir hesabı var, bir de Allah’ın hesabı var” diye… Umudunu yitirme aziz milletim… İçinde yer almadığın bu kavga, muhtemelen senin lehine bir kapının açılacağına işaret…
Boş yere söylenmemiş ‘zulüm payidar olmaz’ diye…


aliarifesatgil@hotmail.com

Bu yazı toplam 3471 defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002