Kasım 2008

Ö T E S İ

 

07.12.2019 



gezi

 
Nazan Sezgin

II. Meşrutiyetin 100. yılı


Fıransız ihtilali bizim neyimiz olur? Aslında hiç bir şeyimiz, ama bir bakıma da çok şeyimiz. Çünkü sonraki yüz, yüz elli yıl içinde Osmanlı imparatorluğunda milliyetler kavgasını tetiklemiş ve Rumeli Türkiyesinin elden çıkmasında başlıca sebeplerden biri olmuştur. Nasıl diye sorulacak olursa yalnızca Çariçe 2. Katerina’nın entrikalarından değil, Fıransız ihtilalinden de etkilenen Balkanlardaki Hıristiyan unsurlar kendi devletlerini kurmak için ayaklanmışlar...

Bir zamanlar liselerde Emin Oktay’ın tarih kitabı okutulurdu. Bu kitaptan tarih öğrenenler için Rönesans Bizans’tan kaçan bilginlerin eseri, Reforma en büyük akıl, Fıransız ihtilali ise en büyük hukuk devrimiydi. Hele Fıransız ihtilali sanki Türk tarihinin en büyük meselesiydi. Aslında devrim diye anlatılanlar, palazlanan Fıransız burjuvazisinin Katolik kilisesi ve aristokrat sınıfını alaşağı etmesinin ve burjuvalar arasındaki Jironden-Jakoben parsa kavgasının kanlı tarihiydi. Kıraliyet yanlısı Liyonlu ipekçilerin çoluk çocuk katledilişi, devrimin bilginlere ihtiyacı yoktur diye Lavaziye’nin giyotine gönderilişi vs. işin geçiştirilen cephesiydi... Mari Antuvanet’in hukuk tarihinin yüz karası muhakemesi de. Bu, belki hoppa ama gururlu kıraliçenin hikâyesini Sitefan Zıvayk’ın aynı adlı biyografisinden okuyanlar devrim denen şeyin iç yüzünü biraz olsun öğrenir (Kitabın yeni bir çevirisi de yakınlarda satışa çıkmıştır). Jakobenlerin sonu giyotinde biten hesaplaşmalarından sonra iş başına gelen Napolyon’un Akka çıkartması (ne işi varsa?), orada Nizam-ı Cedit askerinden yediği dayak, Cezzar Ahmet Paşanın “koman aslan sütü içmiş yiğitlerim” diyerek, elde kılıç sömürmeye gelen Fıransız askerine saldırışına, okuduğum hiç bir Avrupa tarihi tercümesinde rastlamadım. Napolyon’u sevmeyen Şatobiriyan bile yazmamış.
Emin Oktay’ın tarih kitabının Fıransız Katolik mektepleri için yazılan kitaptan çevrildiği söylenir. Olabilir, böyle bir kitabın Ortaçağ’ın Hıristiyan Türklerinden bahsedecek hali yoktu elbet. Peçenek ve Kumanları, bizim nesilden ancak Suat Yalaz’ın çizgi tarih romanlarını okuyanlar öğrenebilmişti. Balkanların Hıristiyan Türklerini anlatan kitaplar da vardı ama Talim Terbiye Emin Oktay’ı okutmayı tercih etmişti nedense.
Fıransız ihtilali bizim neyimiz olur? Aslında hiç bir şeyimiz, ama bir bakıma da çok şeyimiz. Çünkü sonraki yüz, yüz elli yıl içinde Osmanlı imparatorluğunda milliyetler kavgasını tetiklemiş ve Rumeli Türkiyesinin elden çıkmasında başlıca sebeplerden biri olmuştur. Nasıl diye sorulacak olursa yalnızca Çariçe 2. Katerina’nın entrikalarından değil, Fıransız ihtilalinden de etkilenen Balkanlardaki Hıristiyan unsurlar kendi devletlerini kurmak için ayaklanmışlar, batılı devletler her fırsatta bunları kollayıp padişahlara baskı yaparak onların menfaatine reformlar istemişlerdir. Zamanla Balkanların Müslüman halkı Hıristiyan çetelerin can, mal ve ekonomilerine verdiği zarara karşı çareler aramaya başlamıştır. Osmanlı son dönemde bu çetelere karşı Avcı Taburlarını kurmuş, fakat onlara maaş ödeyememiş, ama yabancı askeri müfettiş ve saireye güzel paralar vermiş. Ayrıca Rumeli ordusunda alaylı-mektepli subay zıddiyeti had safhaya çıkmış, mektepli kurmay subaylar, çetelere karşı savaşta alaylı subayların yanında deyim caizse muhallebi çocuğu gibi kalmış.
Bunları Mayıs ayında Siyasal Bilgiler Fakültesinde yapılan “Uluslar arası Jön Türk Devriminin 100. Yılı” kongresinde tartışılan bildirilerden öğreniyoruz. Kafamızdaki bir çok soru işaretinin karşılığını gencecik araştırmacıların bildirilerinde bulduk. Daha önceden bildiklerimiz, Balkan’da siyasi kargaşa, Abdülhamit’e başkaldırma, İttihatçı subaylar, Resneli Niyazi Beyin ve Enver Beyin yani İttihatçıların Manastır şubesinin dağa çıkışı. Abdülhamit’in 2. Meşrutiyeti kabul edişi, Fıransız ihtilalinin malum sözde “eşitlik, özgürlük, kardeşlik” suloganlarına ilaveten adalet ilkesi. Papazlarla imamların “Abdülhamit baskısından kurtulduk” diye sarılıp öpüşmeleri (imamlara ne oluyorsa?). Daha sonra ne olduğu hâlâ meçhul 31 Mart Vakası, Hareket Ordusunun Selanik’ten gönderilip, Sultan 2. Abdülhamit’in hal’ edilmesi, bilgisiz, tecrübesiz ve muhteris İttihat-Terakki Cemiyetinin yolsuz, usulsüz, despotik işleri, muhalif gazetecilerin öldürülmesi ve Balkan Savaşı faciası. Rumeli eşrafı ve halkının Balkan çeteciliğine karşı Meşrutiyet’in ilanını ve sultanın tahttan indirilmesini bir kurtuluş zannederken evdeki bulgurdan da olup her şeyini kaybetmesi, evlatları ve topraklarıyla birlikte. “Muhacir” yani!
Resneli Niyazi Bey çok geçmeden öldürülmüş. Balkan Savaşında İşkodra’yı Karadağlılara teslim eden Esat Toptani Paşa ise Paris’te yine kendi Arnavutları tarafından katledilerek ihanetinin bedelini ödemiş. Hani Sultan 2. Abdülhamit’e “Padişahım hal’ edildiniz!” diyen kişilerden biri. Halbuki önceden sultanın adamıymış.
Batı, Abdülhamit’e muhalif olanlara Jön Türk adını vermiş. Jön Türklerin önde gelenlerinden Ohrili Dr. İbrahim Temo ve arkadaşları, Tıbbiye’de İttihad-ı Osmanî adlı reform niyetinde olan bir cemiyet kurmuş. Diğer isimler Dr. İshak Sukuti, Ahmed Rıza, Dr. Abdullah Cevdet, Mülkiye hocalarından Mizan adlı gazeteyi çıkaran Mehmed Murad. Ahmed Rıza, Bursa Maarif Müdürü iken Paris’e gönüllü sürgün gitmiş. Orada pozitivizm düşüncesiyle tanışmış. Onların Fıransız sömürgeciliğini eleştiren, bütün kültürlere ve İslam dinine saygı duyan, Osmanlı devletine arka çıkan fikirlerinden etkilenmiş, ortak mesailere girişmiş. Pozitivizmin en bilinen ismi Ogüst Kont’tur. Fıransız ihtilalinin artık devrini kapatması gerektiğine inanan bu zat, insanlık dini adını verdiği bir din kurup Reşit Paşa ve Rus çarını bu dine davet etmiş. Bizim jönler pozitivizmin manevi cephesinden değil, daha çok biyolojik cephesinden etkilenmişler. Bana kalsa pozitivizmi de pek anlamamışlar. Dr. Abdullah Cevdet bilindiği üzere milletimizi ıslah etmenin gen ithalini gerektirdiği mealinde sözler etmişti (Biz kibarcasını yazdık). Viyana’da Osmanlı elçiliğinin doktorluğunu yapan Arapkirli bu Anadolu çocuğu, Viyana kafelerinde gördüğü şık giyimli Avusturyalı sarışın hanımlara hayran kalmış olsa gerek.
Ama Viyana apartmanlarında üç dört dairenin tek tuvaleti kullandığını fark edememiş. İçlerinde banyo olmadığını da. Viyana’da bugün de öyledir. Bu apartman daireleri belediye tarafından Türk işçilerine kiraya verilir. 30-35 yıl önce duş kabinleri mutfaklara oturtulmuştur. Belçika için de aynı durum söz konusudur. Banyo yok, “closed” WC var. Katolik dünyası yıkanmayı günah saymıştır. Bizde batıcılar demek ki hep böyle. Görme özürlü!
Jön Türk hareketiyle İttihatçılık tıpa tıp aynı değil. İttihatçılar Jön Türk fikir hareketinden etkilenmiş, başlangıçta Adem-i Merkeziyetçi Pirens Sabahattin de (Abdülhamit’in kız kardeşi Seniha Sultanın oğlu), Ermeni Taşnaklar da işin içinde. 1902 ve 1905 kongrelerinde kopuşlar başlamış, 2. Meşrutiyet’ten sonra ayrılıklar iyice derinleşmiş. Dr. İ. Temo “ bir diktatör varken şimdi üç oldu” demiş ve çekip Romanya’ya gitmiş. Ahmed Rıza uygulamalardan rahatsız olmuş ve babadan kalan küçük çiftliğine çekilmiş. Arşivi Türk Tarih Kurumunda, mektupları ve yazıları akrabasından tarihçi Burak Çetintaş’ta imiş. Hayal kırıklığına uğrayan başka yazar ve düşünürler de var. Tevfik Fikret “Hân-ı Yağma” şiirini yazmış. Ahmet Rasim de Abdülhamit aleyhtarı olduğu halde gelen gideni aratır misali İttihatçıların Yıldız sarayını kumarhaneye kiraya verdiklerini “Muharrir bu ya!” adlı eserinde sızlanarak anlatıyor.
Jön Türk hareketinin Makedonya şubesinin Selanik’te teşkilatlandığı ve sonradan İttihat ve Terakki’ye katıldığı anlaşılıyor. Selanik posta-telgıraf müdürlüğü başkâtibi Talat Bey, M. Şükrü (Bleda), Mülazim İsmail Canbolad ve az bilinen bazı isimler. Makedonya şubesinin de iki kolu olduğu şimdi şimdi ortaya çıkıyor. Alman yanlısı tetikçiler Manastır’da, İngiliz yanlısı liberal ekonomiciler Selanik’te. Bunlar arasında mutlaka sürtüşmeler var. Ortalık çok karanlık, okudukça içim kararıyor. Çok başlı, çok odaklı İttihat ve Terakki. Sonuçta Talat, Enver, Cemal diktatörlüğü. Araştırmacılar daha ne sürprizler bulup çıkaracak bakalım. İttihatçıların mürşidleri aslında Fıransız Jakobenleri, Fıransız pozitivistleri. İcraatları onu gösteriyor. İngiltere Arap halkı arasında herhalde buna dayanarak, İttihatçıların dinsiz masonlar oldukları puropagandasını yayıyor. Aslında Hareket Ordusu gönüllüleri tabanca ve Kuran üzerine yemin etmiştir. İngilizler hesabına yayın yaptığını düşünebileceğimiz Mısır’da basılan The Egyptian Gazette Türkleri ırkça aşağılayan, Arapları yücelten ifadeler kullanıyor; düşünmeyen, estetik yoksunu, ağır kanlı Türk; sanatkâr, romantik, yerinde duramayan Arap. Derby atı ile sütçü beygiri farkından bahsediyor. Neymişiz, anlaşıldı mı? Vallahi bence Arap’ın tek sanatı yazısıdır? Endülüs medeniyeti hariç tutulursa. Estetiğe gelince Kapalıçarşı’da Arap hanımefendileri için üretilen takıları görenler Arap estetiğinin ne olduğunu anlar. Maalesef bizim hanımlarımız da son yıllardaki karikatürize giyimleriyle onlara uymaktadır. Ajan gazete ayrıca kâhinlik yapıyor, Türkiye Anadolu’ya kadar küçülecektir diye. 1913’te basılan bu gazete geleceği biliyor. Tarih bilinci olmayanı işte böyle “dıkkır, dıkkır” oynatırlar. Hasan Kayalı bunları Jön Türkler ve Araplar adlı kitabında yazmış. Kayalı ayrıca Meclis’te muhalefet milletvekillerinden Gümülcineli İsmail Hakkı ve Lütfi Fikri’nin İttihatçıları bazı kıredi anlaşmalarıyla Siyonizm’e menfaat sağlamakla suçladıklarını, kendilerinin Filistin’de toprak satışlarına itiraz ettiklerini de yazmış. İsmail Hakkı Bey gelecekte Filistin’den Mezopotamya’ya kadar bir İsrail devleti kurulacağından bahsederek tehlikeyi haber vermiş. Ama Talat Paşa, Yahudilerin Hicaz dışında her yerde arazi satın almaya hakları olduğunu söylemiş. Filistin Arapları ise durumdan şikâyet etmektedir. Mebus Şükrü El Aselî, Hayfa’nın dörtte birinin, Taberiye’nin dörtte üçünün satıldığını tespit etmiş. Aynı filim bugün de farklı aktörlerle gösterimde. İyi uykular Talat Paşa! Talat Paşa Türkiye’de bugün caddelere adı sıkça verilen bir kişidir. Bizim bazı safderun Fıransız devrimi hayranları adına komite de kurdular. Arapların hepsi peygamber torunu Mekke Emiri Şerif Hüseyin gibi ihanet içinde değil. Lübnan Marunilerinden Halil Ganem ve Dürzi liderlerden Şekip Aslan gibi Osmanlı’dan yana olanları var.
Bizim Jönlerle İttihatçılar mutlaka iyi niyetle Meşrutiyetçilik, ıslahat adına bir şeyler yapmaya niyetlendiler ama beceremediler. Ağır toprak ve insan kayıplarıyla zaten sonuna yaklaşan imparatorluğu bitirdiler. Onlar olmasaydı bugün Selanik ve Manastır sınırlarımız dahilinde olabilirdi. 2. Meşrutiyet’in yüzüncü yılı dolayısıyla bir çok toplantılar ve yayınlar yapılacaktır. Okuyucularımız elden geldiğince bunları takip etse iyi olur, özellikle gençler. Siyasal Bilgiler Fakültesinde yapılan akademik bir toplantıyı sizlere biraz olsun aktarmaya çalıştım. Başta Purof. Sina Akşin olmak üzere, tertipleyenler tebriki hak ediyor. Ama her Jön Türk oturumu ve belgeseli aynı seviyede olmayabiliyor. Bilgi kirliliği var, dikkatli olmak gerek.
Bu kongreden sonra bir tv kanalında bir Jön Türk belgeseli izledim, adı Dünden Yarına gibi bir şeydi. Berbat bir Türkçe ile yazılmış yanlışlarla dolu bir metin, insanın aklına acaba tercüme mi? sorusunu getiriyor. Tarihçi kesilen malum purofesörler, birisi namlı bir Osmanlı düşmanı köşecinin oğlu, bir eski Milli Eğitim Bakanı ki bugünlerde ekranlarda sıkça görünmekte. Ve taraflı yorumlar. Hareket Ordusu yağmacı ve Makedon yapılıyor. Bak sen! Benim şehit büyük dayılarım da Hareket Ordusunda idi, doğrusu Makedon olduklarını bilmiyordum. Biz de atalarımızı koyun postuna bürünmüş göçebeler sanıyor, eksikleniyorduk (!). Meğer Helenistik medeniyete mensupmuşuz, Aleksandr Makedonski ile de hısım olsak gerek. Ne mutlu! En Artistik çağ; Helenistik Çağ. Sayın Özcan Pehlivanoğlu, biz neymişiz duydunuz mu? Yağmacılığa gelince; Hareket Ordusunun Dırama’dan kalkan gönüllü kolunu iaşe için eşraf, çekmece dolusu altın paralar vermiştir. Benim büyük dedem de aralarındadır. Bundan dolayı övünecek değilim, çünkü ailemiz sonuçta Balkan faciasından herkes gibi nasibini almıştır. Gönüllüler eşraf çocuğuydu, yağmaya tenezzül etmezdi. Belgeseli yapan muhteremler; bilmiyorsanız öğrenin, iftira etmeyin. Abdülhamit’i yüceltelim derken, İttihatçıların haydutluklarını Hareket Ordusuna mal etmeye kalkmayın. Abdülhamit, hatalarıyla sevaplarıyla bir “han”dır, sizlerin ve Yeni Osmanlı Purojesine hizmet edenlerin övgüsüne ihtiyacı yoktur. Hem Kınıklar, Kayılar, Karakeçililer, devletimizi kuranlar nerede? Çıksınlar ortaya! Meclis maraba reisleriyle ümmetçilere kaldı. Demokrasiyi sevsinler. Bu gidişle, Afganistan’a benzemeyiz inşallah! Ha! Bir de bir miktar İttihatçı kalıntısı var, “AB’ye şerefimizle girelim” diyorlar. Tıpkı dedeleri gibi onlar da Düvel-i Muazzama karşısında ezik.


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam 9294 defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002