Kasım 2008

Ö T E S İ

 

07.12.2019 



gezi

 
Nazan Sezgin

2008 vakıf medeniyeti su yılı


Vakıflar Genel Müdürlüğü 2007 yılında çevreyle ilgili toplantılar yapmıştı. Bu yıl, 5-11 Mayıs tarihleri arasındaki Vakıf Haftası’nın konusu ise “su” ile ilgiliydi. Çeşitli üniversitelerden gelen akademisyenler, GAP idaresi, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, DSİ temsilcisi mühendisler araştırmalarının bildirilerini sundular. Geçmişe olduğu kadar bugünkü sıkıntılara ve geleceğe yönelik projelerle ilgili bildirilerin konuları çok çeşitliydi.

Osmanlı Vakıf Suyolları ve Kudüs Örneği, İstanbul’da Su Teşkilatı, Osmanlı Su Teşkilatı, su vakıflarından birçok örnek, Türkiye’nin Su Potansiyeli, Sanayi Politikalarının Küresel Isınmaya Etkileri, Gelecek Yüzyılda Su Politikamız; Ankara ve İstanbul’un Su Durumunun Değerlendirilmesi, İklim Değişikliklerinin Dünyada Su Politikalarına Etkisi başlıklı bildiriler ve tartışmalar son derece öğretici idi.
Su gibi aziz ol, bir hayır duası mıdır yoksa suyu kutsal saymamızın İslamiyet’e yansımış bir ifadesi midir? Atalarımıza göre “Yer ve Su” kutsaldı, İslam öncesinde suyu kirletmemek için temizliğe biraz mesafeli olduğumuz biliniyor, bugün de umuma açık her türlü mekândaki kirlilik bence kolektif bilinçaltımıza işlemiş bu su saygısının silinemeyen izidir. Ve temizlik bize İslamiyet’in hediyesidir (yeri gelmişken; gençler arasında zorla Müslüman olduğumuz puropagandasının işlediğini gözlüyorum, zorla Müslüman İran’dır, neticede Haşhaşi’lik gibi bir siyasi cinayet mezhebi ortaya çıkmıştır). İslamiyet’in ‘temizlik imandandır’ düsturunu benimseyen Türk hanedanları ve hayırsever zenginleri çeşme ve hamam yaptırmanın sevabına inanmışlar ve bu konuda adeta birbirleriyle yarışmışlar. Tarihçiler Osmanlının bir Su Medeniyeti olduğunda ittifak etmiş. Osmanlılardan öncekiler de öyle. Tolunoğlu Ahmetin 876’da Mısır’da yaptırdığı kemerler en eski su yapılarıymış. Mısır ve Filistin’de Memlüklerin sebil küttabları, su kemerleri, Kanuni’nin Kudüs’teki Çeşmeleri, Akka’da Cezzar Ahmetpaşa su hayratları, Mehmet Ali Paşa’nın Mısır’daki sulama tesisleri, Kavala hanedanının su hayırları, su mimarlık ve mühendisliğiyle ilgili öğrendiklerimizden sadece birkaçı. Restoratör mimarların en kıdemlilerinden Prof. Orhan Cezmi Tuncer’in Diyarbakır’ın su vakıflarıyla ilgili bildirisi Artuklu, Akkoyunlu ve Osmanlı su vakıfları ve eserlerinin zenginliği hakkında şaşırtıcı bilgilerle doluydu. Yerli bir Diyarbakırlı olan Prof. C. Tuncer, halk arasında Akkoyunlu ve Artuklu günlerinden kalma ifadelerinin kullanıldığını anlattı. Bu deyimler imar faaliyetini anlatan atasözü niyetine olmalı. Bildiriyi dinlerken, ister istemez bir gün önce Marmara Üniversitesi’nden genç bir çevre purofesörünün anlattıkları akla geldi. Diyarbakır ve Batman belediyelerinin atık su tesisleri Avrupa yardımıyla yapılmış ama sular doğru düzgün temizlenmeden Dicle nehrine deşarj ediliyormuş, oradan da bostanların kuyularına. Ne diyelim, afiyet olsun! Avrupa’nınki dostlar alışverişte görsün hesabıdır. Onlara güvenenler iyi düşünmeli. Osmanlı döneminde Vakıf Suları su yolcuları ve mütevelliler tarafından korunur, kadı tarafından tamiri için teknik bilirkişilere keşifler yaptırılırmış. Sulara o kadar değer verilmiş ki, onları metheden Miyahiye adı verilen manzum eserler bile yazılmış. Şeyh Ahmed Vasıf Efendi’nin Bursa Suları Mahiyesi gibi. Atalar sulara bu kadar özenmiş de biz bugün bıraktıkları eserleri ne yapmışız? Çok yakın tarihten birkaç can sıkıcı örnek verelim; Kayseri Üniversitesi’nden Doç. Dr. Osman Eravşar Kayseri’de Kızıl Köşk su yolu ve sarnıcının çevresine villalar yapılarak yok edildiğini, bu vakfın şahidinin Mevlana olduğunu, şehir içinde arkeolojik kazıda çıkardıkları iki hamamdan Sultan hamamının önce çöplük, sonra da üstü kapatılarak meydan yapıldığını fotoğraflarla anlattı. Kayseri merkezde bir iki müze haricinde mimari mirastan zaten pek bir şey görmemiştik, gelmiş geçmiş bütün Kayseri belediye başkanlarını kutlarız(!) 14 katlı sefer taslarındaki çağdaş (!) yaşamları hayırlı olsun. Doç. Dr. Eravşar’ın Niksar’daki Ünye hamamı örneği ise ayrı bir harikaydı, apartman bir tarihi hamamın üzerine kondurulmuştu. Bu yıl oturum başkanlığı yapan Prof. Mehmet Bozat da geçen yılki vakıf toplantısında İstanbul’da Sinan Ağa’nın “ince yonu” tekniğiyle yaptığı yeraltı su yollarının Maslak’ta adı gerekmez pilaza inşaatları sırasında tahrip edildiğini, kendisinin mahkemeye bilirkişi olarak gittiğini anlatmıştı. Son dönem mühendisleri tarihi mirasın farkında değil. Tarihini bilmeyenlerin coğrafyasını başkaları çizermiş. Ama tarihinin farkında olan küçük taşra yerleşmeleri de var. Vakıfların sanat tarihçilerinden Ali Kılcı’nın bildirisinden İskilip Belediyesi’nin 1828 yılında Hacı Ali Ağa tarafından yaptırılan 10 adet antika çeşmenin restorasyonu için puroje hazırlattığını öğrendik. Ağa’nın çeşmeler için vakfettiği han ve dükkânlar halen duruyormuş. İskilip Belediye Başkanı’nı da kutlarız. DSİ adına katılan bir mühendis açık kanallarda yüzde 40 su kaybı olduğu için 2003 yılından itibaren su kanallarının yeraltına yapıldığını belirtti. Bunu Mimar Sinan yüzyıllar önce yapmış. Vallahi günaydın demek gerek. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’nın temsilcisi bir ziraat mühendisi ise, köy hizmetleri kapatıldığından bu yana bakanlığının kanalları kontrol eden bir biriminin artık kalmadığını anlatarak içine toprak dolan sulama kanallarından örnek gösterdi. AB müktesebatı, IMF reçeteleri derken emeği ve tasarruflarımızı mirasyedi gibi harcamışız anlaşılan, ne zengin ülke imişiz de haberimiz yokmuş. Ama su bakımından pek de zengin değilmişiz. Yılda kişi başına 1000 metre küpten az su tüketebilen ülkeler su fakiri sayılıyormuş. Türkiye’de bu tüketim 1500 metre küp imiş. Suyu idareli kullanalım, öncelikle evde diş fırçalamadan başlayarak.
Vakıflar Genel Müdürlüğü son birkaç yıldır Vakıf haftalarında sergiler yarışmalar ve akademik toplantılarla bizleri unuttuğumuz tarihimizle buluşturmakta. Halka açık bu faaliyetler neredeyse bir okul niteliğinde. Sayın Yusuf Beyazıt ve çalışma arkadaşlarının ortaya koydukları işler takdire şayan. Gülen vakıf eserleri sergisi bile başlı başına bir olay, bu yıl gördüklerimizden Aksaray Hacı Yusuf Ağa camisi, Cıncıklı (veya çinili) cami, bir 13.yy. yapısı, güzel bir biblo gibi. Her yıl birçok yeni onarım sergileniyor. Ve Vakıflar Genel Müdürlüğü sıkıntılı vakıf yasasından doğan tepkileri hak etmiyor. Yabancıların vakıf kurmasında yasaya karşılıklılık kuralı konmuş. Aldığımız duyumlara göre Şubat 2008’de kabul edilen bu yasa zaten yıllardır hazırlanmaktaymış, AB müktesebatı icabı olsa gerek, Ecevit Hükümetinin giderayak çıkardığı yabancıya toprak satışı yasası gibi. Hele bazı CHP’li milletvekillerinin “Ayasofya bile elimizden gider” demeleri şaşırtıcı. Ayasofya 1934 yılında Rahmetli Gazi Paşa’nın itirazına rağmen sizin dede paşanızın hükümeti tarafından, allem kalem işlerle verilmiş, üstelik bahçesindeki Osmanlı medresesi de yıktırılarak. Ayasofya için en son feryat edecek olan sizsiniz. Hem de hangi yüzle? Zahmet olmazsa, Dr. Nazif Öztürk’ün Vakıf Müessesi adlı kitabını okuyun da, İnönü hükümetlerinin yüzlerce vakıf eserini haraç mezat nasıl sattığını öğrenin. Bildiğimiz kadarıyla 1927 yılında çıkarılan bir kanunla mimari mirasımızdan tuğralar ve padişah adları kazınmıştır. Bunun belli başlı bir örneği Kadıköy/Talimhane sokaktaki geç dönem Osmanlı çeşmesidir. Tuğrası kazınan ve kitabesi kısmen silinen Osmanlı barok üslubundaki bu nadide çeşme şimdi Kadıköy Belediyesi tarafından tamir ediliyor, köprülerin altından çok sular aktı, konumuz su olduğu için yazalım dedik. Maalesef CHP Anadolu ve İstanbul’da bize ait eserleri yok etmede en az Başvekil Adnan Menderes, Süleyman Bey ve Asfalt Osman kadar vebal altındadır. 1931 yılında bir yurt gezisinde Gazi Paşa’nın Başvekil İsmet Paşa’ya çektiği bir telgıraf gündemde. Konya’daki sekiz yüz yıllık Selçuklu eserlerinin korunmasını, askeriye tarafından işgal edilenlerin derhal boşaltılmasını talep ediyor. Ama galiba sözü dinlenmiyor. Vakıflar Genel Müdürlüğü şimdi elde kalanı kurtarmaya uğraşıyor, hiç değilse bunu takdir edelim.


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam 2982 defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002