Kasım 2008

Ö T E S İ

 

07.12.2019 



-

 
Elif Nur Deniz

Kürt devleti kurduruluyor!


Tezkere Meclis’ten geçti, Genelkurmay dahil herkes sınır ötesi operasyon istiyor. Başbakan Erdoğan ise “Halk istiyor diye sınır ötesi operasyon yapılmaz” diyor… Barzani, Türkiye’den ekmek yiyerek, Türkiye’ye kafa tutuyor… Soruyoruz; teröristlere ve onların işbirlikçi destekçilerine hadlerini bildirmek için daha ne bekliyorsunuz? Irak’ın kuzeyinde Kürt devleti kurulmasına göz mü yumulacak?

23 yıldır bölücü terör belasıyla boğuşan Türkiye, en kritik dönemece girdi. Her gün şehit cenazesi kalkıyor… Askerlerimiz hain teröristlerin elinde… Şehit analarının, genç yaşta dul kalan şehit eşlerinin, yetim kalan yavruların çığlıkları milletimizi kahrediyor… Askerden muhalefete, 7’den 77’ye herkes sınır ötesi operasyon yapılarak terör örgütü PKK ile onların işbirlikçilerine hadlerinin bildirilmesini istiyor…
Ancak AKP iktidarı, inatla ve ısrarla sınır ötesi operasyonu geciktiriyor… Hakkâri’de 12 askerimizin şehit edilmesi, 8 askerimizin kaçırılması üzerine, “Öfkemiz çok fazla” diye açıklama yapan Başbakan Tayyip Erdoğan, İngiltere dönüşü ağız değiştirdi. Erdoğan, gazetecilerin soruları üzerine, “Halk istedi diye sınır ötesi operasyon yapılmaz” dedi. Birkaç zaman sonra da benzer bir açıklama daha yaparak, “Sorumluluk makamında bulunan kişiler ani kararlar vermez” dedi.
Türk milletinin öfkesi ise sokaklara taştı. Kimi eline Türk Bayrağını alarak şehit cenazesine koştu, kimi de mitinglerde terör örgütüne lanet yağdırdı. Kadını erkeği, genci yaşlısı herkes teröre karşı birlik oldu… Herkesin tek dileği sınır ötesi operasyon yapılarak hainlere bir an önce cezasının verilmesi idi.
Hain saldırının hemen akabinde sınır ötesi operasyon için hükümete yetki veren tezkere Meclis’ten ezici bir çoğunlukla geçti. Sadece niyetleri ve amaçları ne olduğu herkes tarafından çok iyi bilinen DTP’liler tezkereye hayır oyu vermişti. Onların dışında, iktidar ve muhalefet bütün milletvekilleri tezkereye evet demişti.
Hükümet Meclis’ten istediği yetkiyi almıştı. Genelkurmay, zaten bırakın ayları, yıllardır sınır ötesi operasyon için yetki istiyor… Yasal yollar da tamamlanmasına rağmen sınır ötesi operasyon için askere yetki verilmiyor…
Sınır ötesi operasyonu geciktirmenin sorumluluğu ve vebali AKP iktidarının omuzlarındadır…


Oy vermek çok mu acildi?

20 Ekim’i 21 Ekim’e bağlayan gece hain saldırı yapıldı ve 12 askerimiz şehit edildi. 8 askerimiz de kaçırıldı. Kalleş saldırının yapıldığı gece Başbakan Erdoğan İstanbul’daydı. 21 Ekim günü, yani referandumun yapıldığı günün sabahı hain saldırı haberi duyuruldu. Başbakan Erdoğan’ın ise gece saatlerinde olaydan haberi olduğu sanılıyor… Hain saldırının haberini alan Başbakan Erdoğan ne yaptı?
Ertesi sabah hiçbir şey olmamış gibi ailesiyle kahvaltı yaptı, sonra da öğle saatlerine yakın eşiyle oy vermek için sandığa gitti… Oy verdikten sonra kameraların karşısına geçip lütfen bir açıklama yaptı… Açıklamasında, saat 20.00’de Cumhurbaşkanı’nın başkanlığında güvenlik zirvesinin toplanacağını söyledi. Zirve hain saldırının yapılmasından 22 saat sonra toplanacaktı…
Aynı saatlerde ise özellikle oğlu, yeğeni, torunu, eşi veya akrabası asker olanlar kahreden bir bekleyiş içindeydi… Türk milleti öfke doluydu, kimisi Türk Bayrağını kaparak sokaklara döküldü, teröre lanet yağdırdı… Kimisi de gözyaşlarıyla şehitlerine ağladı…

Bu ne kepazelik!

Başka bir hatırlatma yapmak istiyoruz… Aynı Erdoğan, Hrant Dink öldürüldüğünde teyakkuza geçmişti… Olayın hemen akabinde yanına iki bakanı alarak açıklama yapmış, halkı bilgilendirmişti… İstanbul Valisi sürekli basına bilgi veriyordu. Katil zanlısı yakalandığında da yine Başbakan Erdoğan, kameraların karşısına geçip anında halka haberi verdi…
Başbakan Erdoğan’ın o zaman yaptığı doğruydu… Ama aynı hassasiyeti niçin şehit askerler için göstermedi? Niçin Ankara’ya dönmek için 15 saat bekledi? Referandumda oy vermek o kadar önemli miydi? Niçin güvenlik zirvesi 22 saat sonra toplandı? Ve en önemlisi tedbir almak için bugüne kadar niçin hiçbir adım atılmadı?
Irak’ın kuzeyinde ABD’nin mimarlığında Kürt devleti kurulması çalışmaları yapılıyor… Türkiye buna daha ne kadar sessiz kalacak?
Bu arada bir başka kepazelik daha yaşandı. Başbakan Tayyip Erdoğan, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker ile Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu, Hakkâri’de 12 askerin şehit edildiği saldırıda kaçırılan 8 askerden er İrfan Beyaz’ın babası Halil Beyaz’a, başsağlığı telgrafı gönderdiler.
Acılı baba Halil Beyaz yetkililere, “Telgrafı okuduğumuzda ailece yıkıldık. Oğlumun kaçırıldığına mı inanalım, yoksa oğlumun şehit düştüğünü söyleyip başsağlığı dileyen Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına mı?” diyerek bu skandala tepki gösterdi.
Tabii ki bu kepazelik için Başbakan’ı suçlamak doğru olmaz… Ama Başbakan ve bakanların etrafındaki kişiler bu olaylara bu kadar duyarsızsa varın gerisini siz düşünün… Allah bu millete yardım etsin.

Halkın öfkesine sansür

12 askerimizin şehit edilmesi, 8 askerimizin de kaçırılmasıyla halkın öfkesi sokaklara taştı… Her yerde mitingler düzenlenmeye başlandı… Sadece şehit yakınları değil, yaşlısı genci herkes öfke doluydu… Özellikle şehit cenazelerinde yükselen feryatlara yürek dayanmıyordu…
Bütün bu feryatlara da AKP sansür uygulamaya kalkıştı… RTÜK Kanunu’na dayanan AKP iktidarı, RTÜK Başkanı’na emir buyurdu ve televizyonların şehit haberlerine sansür uyguladı… Başka bir deyişle şehit haberleri yasaklanmıştı…
Çok şükür Türkiye’ye hâlâ adil mahkemeler olduğu için Danıştay, yapılan bir başvuru üzerine şehit haberlerine sansürü kaldırdı… Ancak sansür kaldırılana kadar şehit cenazeleri çoktan defnedilmiş, halkın öfkesi yine halktan gizlenmişti…
İşin garip tarafı, iktidar yalakaları kimi yazarçizerler ve yayın organları, sansüre kılıf bulmaya kalktı… Onlara göre hükümet, sansürü kaçırılan askerlerin görüntülerini engellemek için getirmişti… Duy da inanma!
Birincisi Türkiye’de gazeteciler terör örgütü PKK’nın propagandasını yapmayacak ve askerlerimizi küçük düşürmeyecek kadar kişilik sahibidir… Belki 3-5 çürük elma vardır ama gazetecilerin büyük çoğunluğu milli konularda hassastır…
Buna rağmen iktidar, gerçekten böyle bir konuda endişe sahibi idiyse, gazete ve televizyonlara telefonla emirler yağdıran, manşetleri değiştirten Başbakanlık Basın Danışmanı Akif Beki, niçin olaya el koymadı! Erdoğan’ın aleyhindeki tek kelimeyi bile haberlerden çıkaran Akif Beki, gazete ve televizyonları arayarak bu sorunu çözemez miydi? Ama iktidarın derdi başkaydı ve sansürle onu da başardı…

Öğrencilere yasak genelgesi

Şehit cenazeleri ve teröre karşı öfkelenen halkımıza ilginç (!) bir yasak da Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’ten geldi. Bakan Çelik, bir genelge yayımlayarak öğrencilerin terörü protesto mitinglerine katılmasını yasakladı… Bakanın gerekçesine göre öğrenciler derslerine devam etmeli, siyasi olaylara karışmamalıydı…
Bunu söyleyen Hüseyin Çelik, ilkokul çağındaki çocukların AKP mitinglerine katılmasına nedense ses çıkarmadı… Üstelik bu çocuklar okul kıyafetleriyle AKP mitinglerinde boy göstermişti…
O tarihte gazete ve televizyonlarda yer alan bu haberleri tekrar hatırlatmak istiyorum.
Tarih 3 Mayıs 2006. Başbakan ve beraberindeki kalabalık bir bakanlar heyeti, partilerinin il kongresine katılmak üzere Adıyaman’a gitti. Şehir Stadı’nda yapılan bu kongreye üzerlerinde formalarıyla okullarından çıkartılarak ellerine AKP bayrakları tutuşturulan binlerce çocuk da zorla stadyuma götürüldü!
Tarih 3 Eylül 2006... Yer Kütahya’daki Hayme Ana Şenlikleri... Kuruluş amacı “sokak çocuklarına yardım eli uzatmak” olan Sıcak Yuva Vakfı’nın Sarıyer Şubesi, Bursa’ya müze gezisi düzenlediğini söylüyor. 40 çocuk ve velileri, otobüslere bindiriliyor... Ama otobüsler Bursa yerine Kütahya’daki şenliklere gidiyor. Orada da çocukların ellerine AKP bayrakları veriliyor... Neden mi? Çünkü Başbakan gelecek; ona tezahürat yapmak lazım!
Tarih 11 Temmuz 2007… Genel seçimlerden hemen önce… Yer, Ankara. AKP Ankara İl Örgütü, Gençlik Kolları üyelerinden 750 kişilik bisikletli tanıtım ekibi oluşturmuş, buna da “AK Elçiler” adını vermiş! Ak Elçiler’in arasında 10-12 yaşındaki çocuklar da var! Görevleri, Başbakan’ın mektubunu vatandaşlara ulaştırmak… Bu törene Başbakan da katılmış ve çocuklarla fotoğraf çektirmiş…
O tarihte susan Milli Eğitim Bakanı Çelik, gençlerin terörü protesto mitinglerine katılmasına yasak koydu… Uymayan okul yöneticileri hakkında da soruşturma başlattı. Örneğin Başbakan Erdoğan’ın memleketi Rize’de okul öğrencileri terörü protesto yürüyüşüne katıldı. Yürüyüşe katıldığı belirlenen 5 ayrı okulun yöneticileri hakkında soruşturma başlatıldı. Rize Milli Eğitim Müdürü Rasim Çelik, “Öğrenciler o saatte derste olmalıydı. Ama ders yerine yürüyüşe katıldılar. Öğrencilerin bir kabahati yok. Okul idarecileri hakkında işlem başlatıldı” dedi.
Çocuklar AKP propagandası yapınca güzel, ama terörü protesto edince, şehit cenazelerine katılınca sansür uygula, yasak koy…
Şimdi AKP’ye oy verenlere sormak istiyorum… Şehit ve şehit cenazesi haberlerine sansür uygulanması, gençlerin şehit cenazelerine ve terörü protesto mitinglerine katılmasına yasak getirilmesi örneğin CHP veya MHP’nin iktidarı döneminde olsaydı ne yapardınız? Şimdi niçin susuyorsunuz?

Irak’ta ne işin var?

12 askerimizin şehit edilmesinden sonra herkes Türkiye’nin Irak’a gitmesini istiyor… Ama bakanların, milletvekillerinin değil, teröristlere ve onların destekçilerine cezasını vermesi için Türk askerlerinin Irak’a girmesini istiyor… Türk askerleri ve komandoları Irak’a girsin, kaçırılan askerlerimizi getirsin, terör örgütü inlerini yerle bir etsin… Yetmedi, çapulcuların başı Mesut Barzani de terör örgütü PKK’yı korumanın hesabını vermek için Türkiye’ye getirilsin diye…
Ama hiç de öyle olmadı… Bir bakmışız ki, Dışişleri Bakanı Ali Babacan Irak’a gitmiş ve ABD’nin atadığı kukla Cumhurbaşkanı Celal Talabani ile görüşmüş… Görüştü de ne oldu? Talabani, yine dansözlüğünü gösterdi, Babacan ile görüşmeden Türk televizyonlarına “Türkiye’ye Kürt kedi bile teslim etmem” dedi. Babacan’a ise olur bakarız gibi laflar etti… Babacan Irak’tan ayrılınca da yine dansöz gibi kıvırdı…
Peki, sormak istiyorum; Türk Dışişleri Bakanı’nın Irak’ta ne işi vardı? Böyle diplomasi mi olur? Milletimizi bu kadar öfkelendirmenin ne gereği var!

Babacan kimin bakanı?

Skandallar bir değil ki… Yine Dışişleri Bakanı Ali Babacan, İran’a gidiyor. Tahran'da İran Dışişleri Bakanı Muttaki ile görüşüyor... Daha sonra yapılan ortak basın toplantısında İran Dışişleri Bakanı Muttaki diyor ki; “PKK'nın arkasında İsrail ve ABD vardır...”
Bu sözleri evet doğrudur diye onaylamayacak bir Türk var mı? Hatta Başbakan Erdoğan bile çok değil bir ay kadar önce ABD’de, terör örgütü PKK’nın elinde Amerikan silahları ve tankları bulunduğunu söylememiş miydi? Bu sözler de ABD’nin PKK’yı desteklediğini doğrulamıyor mu?
İran Dışişleri Bakanı’nın “PKK’nın arkasında ABD vardır” sözüne karşılık Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın ne demesini beklersiniz; “Doğrudur, biz de aynı görüşteyiz…”
Hadi onu diyemedi, sözüm ona ABD bizim müttefikimiz… En azından sukut ikrardandır diyerek susmasını beklersiniz…
Peşinden sözü alan Türk Dışişleri Bakanı Ali Babacan ne mi dedi. Söylediği aynen şu: "Terörün hedefi olmanın nasıl bir şey olduğunu en iyi anlayacak ülkelerden biri ABD'dir. ABD'nin herhangi bir terör örgütüne destek verebileceğini düşünmek bile istemiyorum, böyle bir şeye ihtimal vermiyorum."
Buyurun cenaze namazına… Babacan ne yapmak istiyor? Hadi hiç gazete okumuyor ama Başbakanı ve lideri Erdoğan’ı da mı hiç dinlemiyor? Hâlâ niçin ABD’yi savunuyor, anlaşılır gibi değil…

Vecdi Gönül Türkiye'yi rezil etti

12 askerimizin şehit edilmesi, 8 askerimizin de kaçırılmasından sonra Ukrayna’da düzenlenen Güney Asya Savunma Bakanları zirvesine katılan Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ve ABD’li meslektaşı Robert Gates 30 dakika süren bir görüşme yaptı. Bu görüşmenin detaylarını Gönül ve Gates, Amerikan Associated Press ajansına açıkladı.
Ajansın haberine göre, gazetecilere gülerek poz verip içeri girdikten sonra Gönül, ABD Savunma Bakanı’ndan Amerika’nın PKK ile ilgili olarak derhal harekete geçmesini istedi. Türk Bakan Gönül “Amerika’nın bir şeyler yapması gerek. Kamuoyu baskısı çok büyük... Elle tutulur bir şey istiyoruz. Ne olursa olsun. Çocuklarımız ölüyor. Ordu sınır ötesi operasyon planlıyor. Sınırı geçmeyi düşünüyoruz ama hemen değil. Bu işi Amerikalılarla birlikte yapmak istiyoruz” dedi.
Uluslararası haber ajansları Vecdi Gönül’ün bu açıklamalarını “Türk bakan acil bir sınır ötesi operasyon ihtimalini düşürdü” diye yorumladı.
ABD’li Bakan Gates ise gazetecilere bu sözlere verdiği cevabı anlatırken ders verir gibi bir tutum takındı. ABD’li Bakan; “Vecdi Gönül ile yaptığım görüşmede tek başlarına harekete geçmekten çekindiklerini gördüm ve rahatladım. Bu iyi bir şey... Acil bir operasyon olacağı izlenimini edinmedim. Türk bakana itidal ile zayıflığın birbirine karıştırılmaması gerektiğini söyledim. Bu işte beraber çalışmamız gerektiğini belirttim. Operasyonun hem Türkiye’ye, hem Irak’a, hem de ABD açısından olumsuz olacağını, sınır ötesi operasyon yapılması durumunda ABD Kongresi’nde bulunan Ermeni soykırımı yasa tasarısının geçmemesine yönelik çabalarımızın da zarar göreceğini anlattım” dedi.
Türk halkının sınır ötesi operasyon için bir saniye bile beklemeye tahammülü yok… AKP İktidarı ise önce ABD Dışişleri Bakanı Rice’nin ricası üzerine 72 saat beklemeyi uygun gördü… Aradan 5’ten fazla 72 saat geçti, hiçbir şey yapılmadı… Başbakan Erdoğan’ın, Türkiye’de kurmaylarla oturup neler yapılması gerektiğine karar vermesi bekleniyordu… Ancak Erdoğan, o ara İngiltere’ye gitti… İngiltere’den döndü… Yine ses yok… Erdoğan, bu kez de Kasım başında ABD’nin yolunu tuttu… Başkan Bush ile görüşecek…
Erdoğan’ın Amerika yolculuğu öncesinde destekçi medya, Kıbrıs Barış Harekâtı öncesindeki “Ayşe tatile çıksın” parolasına atıfta bulunarak “Fatma tatile çıkabilir” sözlerini manşet yaparak iktidara her şartta destek görevlerini yerine getirdi…
Bütün bunlardan sonra AKP iktidarı sınır ötesi operasyona onay verirse, yine de çapulcuların başı Barzani’nin istediği olur… Çünkü ABD’nin onayı ile yapılacak bir sınır ötesi operasyonda Barzani hedef alınmayacak… Barzani’yi hedef almayan bir operasyonun da başarılı olması çok zor…

Barzani’nin elektriğini de mi kesemediniz?

Türk milleti şehit askerlerin acısıyla yanarken, sınırın hemen ötesinde, düne kadar kapımızda kul köle olan çapulcuların başı Mesut Barzani, kafa tutmaya devam ediyor. Aklınca Türkiye’ye tehdit ediyor… Amerika’yı arkasına aldığı için iyice cesaretlen çapulcu Barzani, milletimizi çileden çıkarmaya devam ediyor…
Ancak milletin bu öfkesine rağmen Barzani bir eli yağda bir eli balda keyif sürüyor… Barzani’nin nimetleri de Türkiye’den sağlanıyor… Barzani ve çetesinin kullandığı elektriği bile biz veriyoruz… Üstelik Barzani’ye elektriği yarı fiyatına veriyoruz. Türk halkı 2 ödüyorsa, Barzani ve çetesi 1 ödüyor… Sadece elektrik mi? Barzani’nin bütün işleri Türk müteahhitler tarafından yapılıyor? Barzani’nin şirketleri Türkiye’de ballı kaymak para kazanıyor… Yetmemiş gibi Barzani, sınırı geçen Türk kamyonlarından da 250 dolar haraç alıyor…
Barzani, kazandığı bu paralarla Türk halkına küfrediyor, milletimizi çileden çıkarıyor… Yetmiyor, bir de terör örgütü PKK’yı barındırıyor, silahlandırıyor…
Türkiye, daha doğrusu yetki makamında bulunan AKP iktidarı ise şimdiye kadar sustu, hiçbir tedbir almadı…

İktidar niçin susuyor? Daha ne kadar bekleyecek?

“Türkiye, Kürt devletine razı edilecek”
Şimdi sizlere bir iddiayı aktarmak istiyorum. Birçok kişi bu iddiayı dillendiriyor. Bu kişilerden biri de Güneş gazetesi yazarı Rıza Zelyurt… Rıza Zelyurt, 27 Ekim 2007 tarihli Güneş gazetesinde “Bu yazıyı saklayın” başlığıyla aynen şunları yazdı:
“Kuzey Irak bombalanıyormuş: Yalan...
PKK 30 ölü vermişmiş: Yalan...
Operasyon yapılacakmış: Yalan...
Borsa düşmediğine göre, bunlar olmuyor; olmayacak demektir.
Tek gerçek var: Kuzey Irak'ta Kürt devleti kuruldu. Türkiye bu gerçeğe razı edilecek.
Siz, PKK'nın 2003 yılından beri ağır ağır beslenmesini, militanlarını yeniden toplamasını, sokakları ele geçirmesini tesadüf mü sanıyorsunuz? PKK'nın tereyağından kıl çeker gibi karakollarımıza baskın yapıp askerlerimizi bile esir etmesini rastlantıya mı bağlıyorsunuz?
Ortada, Amerika'nın yönettiği geniş hedefli bir operasyon var. Önce 'Kürt devleti kurulmasını savaş sebebi sayarım!' diyen Ecevit hükümeti çökertildi. AKP iktidara getirildikten sonra da PKK yeniden canlandırıldı. Sebebi şu: PKK, Türkiye'yi can derdine düşürecek. Böylece de Kuzey Irak'ta kurulacak Kürt devletine razı edecek.
Bu gelişmeler karşısında da hükümet şunu diyecek: Ey Amerika, sen bu PKK belasını hallet, biz de Kuzey Irak'ta Kürt devleti kurulmasına ses çıkarmayalım.
Plan budur; oyun budur... PKK bunun için harekete geçirilmiştir.
Türk ordusu bu oyunun farkındadır. Bu yüzden de Genelkurmay Başkanı Büyükanıt ABD'yi hedef alan dolaylı açıklamalar yapmıştır.
AKP hükümeti de bu planın içindedir. Güneydoğu halkı da bu planı bilmektedir ve o yüzden de AKP'ye bütün güçleriyle destek vermektedirler. Referandumda, bölgeden yüzde 95'ten fazla evet çıkmasının sebebi budur.
İddiamı tekrar ediyorum: PKK; Türkiye üzerinde baskı yapmak üzere yeniden silahlandırılmıştır. Hükümet, içeride PKK'nın önünü kesecek hiçbir önlem almamıştır. PKK'lı mezarlarına terör örgütünün sembolleri işlenmiş, polis de adliye de bunları yok saymıştır. Meydanlar; PKK'lılara açılmış ama polis ve savcılar bunları görmezden gelmişlerdir. İçeride bu kadar hareket alanı yaratılan PKK da militan derlemiş; halkı yanına çekmiş; sonra da vurmaya başlamıştır.

Bu saldırı ne zaman duracak?

Türkiye, Kürt devletine razı olduğu zaman… İşte o zaman ABD; PKK'nın ortadan kaldırılması için harekete geçecektir. Güney sınırımızda Kürt devleti kurulduktan sonra PKK'nın olup olmaması fark eder mi?
Cevap kesin: O zaman PKK'yı bile arar hale geleceğiz. Çünkü, bu kez PKK'nın bugün dolaştığı yerlerde bulunanlar; yanı başlarında Kürt devleti ile birleşmek için daha güçlü hareket edecekler. Bu isteklerinde uluslararası kamuoyu da onlara hak verebilecektir. Sonuçta da bugün NATO'da ve Amerikan Genelkurmay Başkanlığı'nda kullanılan Türkiye'nin doğusunu Türkiye'den kopmuş gösteren o haritalar gerçeğe dönüşecek.
Şu an gazetelerdeki haberciler; televizyonlardaki cahil yorumcular işte bu acı gerçeği gözden kaçırma vazifesi yapıyorlar.”


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam 3978 defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002