Kasım 2008

Ö T E S İ

 

18.11.2019 



Pusula

 
Bayram Akcan

Seçim ve sonrası


Bu seçim, Türk Milliyetçiliği hareketinin, vahşi kapitalizm ile Türkiye’deki ilk ciddi demokratik savaşıdır. 1980 öncesi Türkiye’deki komünizm tehlikesinden ötürü “kapitalizm” ile savaşını ertelemek zorunda kalan Türk Milliyetçileri, komünizm belasını def ettikten sonra, her türlü imkâna sahip kapitalist zihniyet ile bu dönemde mücadele etme imkânına kavuşmuştur.

Hepinizin bildiği gibi AkP, 22 Temmuz genel seçimlerinden, her ne kadar milletvekili sayısı düşse de oylarını artırarak tek başına iktidar olarak çıktı. Anladık ki; her iki vatandaştan birisi AKP iktidarına oyunu vermiş şak diye... Akp’nin, 4,5 yıllık iktidarı süresince yapmış olduğu onca yanlışlara ve kötü idareye rağmen bu seçimlerden oyunu artırarak çıkması düşündürücü olmakla birlikte mağluplara da iyi bir ders niteliği taşımaktadır. Kamuâlem biliyor ki, AkP’nin seçim zaferi kesinlikle yapmış olduğu harikulâde icraatlardan değildir. Yoksa aziz milletimiz; devletin hayati önem arz eden kurumlarını “babalar” gibi satan, eşini-dostunu, çoluğunu-çocuğunu zengin işadamı yapan, Kıbrıs’ta “ver kurtul”, Kerkük’te “sus kurtul” politikasının sahibi, 11 askerimizden dolayı ABD’ye bir “nota” bile vermekten aciz, AB-D karşısında basiretsiz politikalar izleyen, şehitlerimize “kelle”, terörist başına “Sayın” diyen, zinayı, at ve domuz etinin satışını serbest bırakan bu iktidara oy vermezdi. O halde neden verdi oyunu?
CHP’nin cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında, dinî hassasiyetleri dikkate almadan yaptığı “ulusalcı eylem”leri, TSK’nın e-muhtırası, R.T. Erdoğan’ın “dindar cumhurbaşkanı istemiyorlar” diyerek çok iyi oynadığı mağdur rolü ve Cumhurbaşkanı Sezer’in milletimizde bıraktığı olumsuz intiba nedeniyle milletimiz AkP’ye oy vermek zorunda kalmıştır. Mazlum ve mağdurun her daim yanında olan milletimiz, Erdoğan’ın ve avânesinin büründüğü gariban, mazlum rolüne inanmış ve dinî hassasiyetinin AkP iktidarınca ustaca istismar edilmesiyle bu iktidara yeni bir şans daha vermiştir.

BU MİLLET APTAL MI?

Seçim sonuçlarından memnun olmayan bazı “sözde” demokrat, “özde” darbe şakşakçıları, rejimin tehlikede olduğunu öne sürerek kahraman Türk ordusunun –ki bunlara göre Türk ordusu yalnızca kendileri için darbe yaptığı zaman kahramandır- ülke yönetimine el koyması gerektiği hezeyanını savuruyorlar.
Bunlar, kendi partileri tek başına iktidara gelinceye kadar seçim yapılmasını isterler, isterler de her gün seçim yapılsa yine de gelmeyeceklerini bildiklerinden, kahraman Türk ordusundan medet umarlar! Her zoru, her olmazı askere ihale edecekseniz sizin politika yapmanızın ne gereği vardır, a kuzum? Peki ya, “Tehlikeyi haber verdim siz uyanamıyorsunuz” diyerek TSK mensuplarını “aptal” yerine koyup, orduya yalnızca “darbeci” gözüyle bakmak, en hafif tabir ile hayâsızlık değil midir?
Teslimiyetçi ve işportacı AkP iktidarının aldığı bu sonucu hazmedemeyenler elinden oyuncağı alınmış çocuklar gibi basıyorlar yaygarayı;
Şeriat geliyormuşmuş!
Bu millet aptalmışmış!
2 çuval kömüre, 1 torba makarnaya oyunu satmışmış!
Seçimden mağlup ayrılanların, aziz milletimizin bu kararına saygı göstermesi ve sonucu tahlil ederken partisinin zafiyetleri sorgulayarak çözüm yolları araması büyük bir erdemdir. İktidara gelmelerini “milletin basiretine”, mağlup olmalarını ise “milletin aptallığına” yoran bu zihniyetin millet sevgisi gerçek olabilir mi? Yahut demokratik seçim sonucuna saygı göstermeyenlerin, bu aziz milletin hangi değer yargısına saygı göstermesini bekleyebilirsiniz? Yine, yıllardır sözde “Halk iktidarından” bahsedenlerin özde “kendi iktidarlarını” kastettikleri ortaya çıkarmaz mı?

KAPİTALİZM İLE İLK SAVAŞ

Bu seçim, Türk Milliyetçiliği hareketinin, vahşi kapitalizm ile Türkiye’deki ilk ciddi demokratik savaşıdır. 1980 öncesi Türkiye’deki komünizm tehlikesinden ötürü “kapitalizm” ile savaşını ertelemek zorunda kalan Türk Milliyetçileri, komünizm belasını def ettikten sonra, her türlü imkâna sahip kapitalist zihniyet ile bu dönemde mücadele etme imkânına kavuşmuştur. Türk Milliyetçileri her ne kadar bu mücadeleden mağlup ayrılmış gibi görünse de, elinde her türlü imkânı olan kapitalizme çok ciddi mukavemet göstermiştir.
Bu mücadelenin bir tarafında bin yıllık “millî ve manevi” değerlerle dolu Türk-İslam kimliği, öbür tarafta ise büyük sermayedar patronların, siyasal İslam’dan bozma liboş-İslamcı takımının, soldan dönme yeni liberallerin, Kürtçü çetelerin ve tabi AB-D’nin desteklediği kapitalizm vardır.
Bir yanda gücünü öz kültüründen, imanından, ahlâkından, dinî inancından alan yerli fakat gelişmeye açık bir fikir sistemi yer alırken öte yanda egemen güçlerin 21. yüzyılda kendi hâkimiyetlerini yaygınlaştırmak için bir silah olarak kullandığı “küreselleşme” tuzağının ortasında, azami kar ve sonsuz çıkar üzerine kurulmuş “yabancı” bir ideolojinin mensupları vardır.
Türk milliyetçileri “kapitalizm” ile olan bu mücadelesinde Türk Milletine karşı “Türk-İslam” davasını daha iyi ifade etmenin yollarını aramalı, ortaya mantıklı, sosyal gerçekleri gözardı etmeyen, insana güven veren bir strateji kaymalıdırlar. Türk Milliyetçilerinin, proje üretebilen ve her sahada yetişmiş kaliteli bir ekiple büyük Türkiye rüyasını gerçekleştirmemesi için hiçbir neden yoktur!
Türk Milliyetçilerinin bu kutlu mücadelede hezimete uğramasından “şahsi ikbâl” bekleyen ve kendilerini “dâvâ adamı” olarak gören bazı zevatın düştükleri hazin durum da son derece manidardır. Herkes kendi inancının, ahlakının, imanının gereğini yapar sözünden hareketle, bu kişiler maskelerini çıkararak kendi dava ve şahsiyet anlayışlarını ortaya koymuşlardır. İhanet oyununda “hainler ile birlikte peşrev çeken” bu bedbahtlar bilmelidirler ki; Türk Milliyetçileri bu zor dönemde kendilerini arkadan vuran bu nasipsizleri -gerekçeleri her ne olursa olsun- asla affetmeyecektir! Ve bu zavallılar hatırlarından bir an olsun çıkarmasınlar ki, bu hareket hainleri hiç ama hiç sevmez!
Türk Milliyetçileri, AkP iktidarının olanca saldırılarına, tahriklerine kapılmadan, şahsi ikbal bekleyenlerin lafına aldırmadan, yılmadan, yıkılmadan, tıpkı büyük vatan şairi Namık Kemal gibi haykırmalıdır:
Felek her türlü esbâb-ı cefasın toplasın gelsin
Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azîmetten!


bayramakcan@mynet.com

Bu yazı toplam 2366 defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002