Kasım 2008

Ö T E S İ

 

14.12.2019 



-

 
Elif Nur Deniz

“Kahrolsun Türkiye” diyenden kim hesap soracak?


Başbakan Erdoğan, “Katil iktidar diye bağıranların bir faturası olacak” diyerek şehit cenazelerinde hükümete tepki gösterenleri “terbiyesizlikle” suçladı. PKK’lı teröristin cenazesinde “Kahrolsun Türkiye Cumhuriyeti” diye slogan atanlara ise Başbakan Erdoğan aynı tepkiyi göstermedi.

Türkiye seçim atmosferine girdi. Seçim öncesi ile birlikte seçim sonrasının da hesapları yapılıyor. Kamuoyu anketleri AKP’nin oyunu iyice abartıyorsa da sandıktan tek başına iktidarın çıkması zor gözüküyor. Bu sebeple koalisyon şimdiden yapılıyor.
Seçim sonrası ile ilgili AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’a bir soru soruluyor. Soruyu soran gazeteci Ertuğrul Özkök. Sorunun özü; “Seçim sonrasında gerekirse DTP’lilerle koalisyon yapar mısınız?”
Erdoğan’ın cevabı ise özetle; “DTP’liler de Bulgaristan’daki Hak ve Özgürlükler Partisi çizgisine gelirlerse düşünebiliriz” şeklinde oldu.
Ertuğrul Özkök, soruyu sorduktan sonra Hürriyet Gazetesi’nde arkadaşlarını uyarmış ve “Aman manşete çıkarmayın” demişti. Bunu da bizzat kendisi 19.06.2007 tarihli Hürriyet’teki yazısında yazdı. Hatta daha da ileri giderek, soruyu Erdoğan’a yanlış sorduğunu belirterek, aynı soruyu düzelterek tekrar sordu.
Tayyip Erdoğan’a toz kondurmamak için azami gayret gösteren Ertuğrul Özkök bile bu sözleri, “Erdoğan, DTP’lilerle koalisyonun yolunu açık tutuyordu” diye yorumladı.
Tayyip Erdoğan’ı yakından takip edenler ve konuşmalarını iyi analiz edenler için bu çok da sürpriz değil. Yine de birçok soru işaretleri var.
DTP’lilerin bırakın iktidar olması Meclis’e girmesi bile Türkiye için büyük sıkıntıdır. Bunu söylemeye bile gerek yok. Ancak AKP eğer DTP ile koalisyon kurma hesapları yapıyorsa, AKP’ye oy verecek olanları bir kez daha düşünmeye davet ediyoruz.

Erdoğan’dan büyük gaf!

Bunun dışında başka sorunlar da var. Tayyip Erdoğan, bu sözleri Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı olarak söyledi.
Bulgaristan’daki soydaşlarımızın kurduğu Hak ve Özgürlükler Partisi yetkilileri kalkıp da bizi “Terör örgütüne toz kondurmayan DTP ile nasıl aynı kefeye koyarsınız?” derlerse ne cevap verilecek…
Herkesin göz ardı ettiği başka bir husus daha var. Bulgaristan’daki Türkler, özellikle 1980’li yıllarda Todor Jivkov döneminde akıl almaz işkencelere maruz kaldı. Asimile edilmek istendiler. İsimleri dinleri zorla değiştirilmek istendi. Sürgüne gönderildiler, işkencelere maruz bırakıldılar. Bir kısmı öldürüldü, bir kısmı sakat bırakıldı. Bir kısmı kısırlaştırıldı. O dönemde Bulgaristan’daki Türkler’e akla gelebilecek her türlü işkence yaşatıldı. Türkler’in büyük çoğunluğu ülkeden kaçmaya başladı. Büyük kısmı Türkiye’ye göç etti.
Jivkov’un iktidardan gitmesinden sonra özellikle son yıllarda Bulgaristan’daki Türkler biraz rahatladı. Hatta kurdukları parti iktidar ortağı bile oldu.
Tayyip Erdoğan, o Bulgar zulmünü yaşayan Türkler’in kurduğu Hak ve Özgürlükler Partisi ile DTP’yi kıyaslama hatasına düştü. Üstelik Hak ve Özgürlükler Partisi’nin Bulgaristan’ın birlik ve bütünlüğüne sonuna kadar bağlı ve savunucusu olduğu tartışmasızdır.
Buna rağmen böyle bir kıyaslama nasıl yapılabilir? Hangi Kürt Türkiye’de sırf Kürt olduğu için ayrımcılık gördü? İşkence ve zulüm şöyle dursun hangi Kürt sırf Kürt olduğu için aşağılandı, hakir görüldü.
Bölücü terör örgütü PKK’nın da dünyaya yutturmak istediği yalan da bu değil mi? Başbakan nasıl böyle bir oyuna gelebilir akıl alır gibi değil… Umarız en kısa zamanda bu hatasını düzeltecek bir açıklama yapar…

Yılan hikayesine dönen sınır ötesi operasyon

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Irak’ın kuzeyine sınır ötesi operasyon yapılması konusundaki ısrarını sürdürüyor. Bu konudaki taleplerini yeniledi. Buna rağmen hükümet, askeri operasyon için gerekli adımları atmamakta direniyor. Hâlâ ABD’den bölücü terör örgütüne darbe indirmesi için medet umuluyor.
Sadece ABD’den medet umulsa iyi… Türkiye diplomasi ve uluslar arası ilişkilerde iyice küçük düşürüldü. Başbakan Erdoğan, terör örgütü PKK ile ilgili konuları görüşmek amacıyla Irak Başbakanı Maliki’yi Ankara’ya davet etti. Daha düne kadar Türkiye’ye gelmek için yalvaran Maliki, Türkiye’nin bu davetini geri çevirdi ve “kısa vadede” Türkiye’ye gitmeyeceğini açıkladı.
Başbakan Erdoğan’ın davetiyle ilgili açıklama yapan Irak Hükümet Sözcüsü Ali el Debbağ, “Başbakan’ın Türkiye’ye yakın zamanda bir ziyareti yok. Başbakan Erdoğan’dan güzel bir davet aldık. Prensip olarak kabul ettik. Ama Başbakan Maliki’nin Irak’taki işleri dolayısıyla yakın zamanda bir ziyaret olmayacak. Herhangi bir düzenleme, bir tarih yok. Bunu uygun gördüğü zamanda Irak Başbakanı Maliki belirleyecek” diyerek aklınca Türkiye’ye kafa tutmaya yeltendi. Sözcü, terör örgütü PKK konusunda da Türkiye’nin istediği tüm adımları attıkları yalanını da tekrarladı.
Ne hallere düşürüldük. Koskoca Türkiye, burnumuzun dibindeki kabile devletinin kukla başbakanına bile söz geçiremeyecek duruma düşürüldü. ABD’nin himayesindeki çapulcu Mesut Barzani, aklınca Türkiye’ye kafa tutarken, kukla Başbakan Maliki de Türkiye’yi ciddiye almayacak cesareti kendinde görebiliyor. İnsanı en çok üzen taraf da, bütün bu olup bitenlere Türkiye’den hiçbir yetkilinin gereken cevabı vermemesidir.

ABD’ye Irak’a girmeyiz sözü verildi mi?

Türkiye’nin Irak’ın kuzeyine sınır ötesi operasyon düzenleyip düzenlemeyeceği tartışmaları devam ederken CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, çok ilginç ve ciddi bir iddia ortaya attı. Baykal, katıldığı bir televizyon programında, hükümetin Dubai'de “1 milyar dolar karşılığında hiçbir şartta Kuzey Irak'a müdahale etmeyeceğine ilişkin bir uluslararası anlaşma” imzaladığını ileri sürdü.
Baykal, anlaşmanın ABD ile Türkiye arasında 23 Eylül 2003’te Dubai’de imzalandığını savundu. Baykal’ın iddiasına göre 1 milyar dolarlık şartlı kredi sözleşmesi içeren anlaşmaya Türkiye adına Devlet Bakanı Ali Babacan, ABD adına Amerikan Hazine Bakanı John Snow imza koydu.
Baykal, imzalanması yasal olmayan bu anlaşmaya tepki gösterdiklerini, bunun sonucunda iktidarın anlaşmayı TBMM'ye getirmeye cesaret edemediğini öne sürdü.

500 terörist için operasyon değmez (!)

Bütün bu gelişmeler yaşanırken, Başbakan Erdoğan’ın sınır ötesi operasyonu yaklaşımı ise çok dikkat çekici oldu. Başbakanlıkta yapılan Güvenlik Zirvesi öncesinde operasyonla ilgili görüşlerini açıklayan Erdoğan, “Bu konu konuşulmaz, yapılması gereken bir şey varsa bunlar yapılır. Her zaman gelen rakamlar var. Kuzey Irak'ta işte 500 tane terörist. Ne deniyor; Türkiye'de dağlarda 5 bin tane. Türkiye'deki 5 bin teröristle ilgili mücadele bitti mi? Bu halledildi mi, Kuzey Irak'taki 500 kişiyle uğraşmak safahatına gelinecek” dedi.
Yaptığı yanlışı anlayan ve düzeltmek isteyen Erdoğan, daha sonra terörist sayısı ile ilgili farklı açıklamalar yaptı. Ancak bir Başbakan’ın ülkenin en önemli ve hayati konusu olan terörle ilgili tutarlı olmayan bilgilere dayanarak konuşması ve ertesi gün düzeltme ihtiyacı duyması ne kadar acıdır. Erdoğan’ın bu kafa karışıklığı bile Türkiye’nin ne kadar zor durumda bulunduğunu gözler önüne seriyor.

“Katil iktidar” demek yasak “Kahrolsun Türkiye” serbest

Başbakan Erdoğan’ı asıl kızdıran ise şehit cenazelerinde bizzat kendisine ve hükümete karşı yükselen öfke oldu. Neredeyse her şehit cenazesinde başta Erdoğan olmak üzere tüm hükümet üyeleri yuhalanıyor, iktidar milletvekilleri de bundan nasibini alıyordu. TBMM Başkanı Bülent Arınç bile kendi memleketi Manisa’da yuhalanmıştı. Bu tepkiler Başbakan Erdoğan’ı çok kızdırdı.
Başbakan Erdoğan, şehit cenazelerindeki protestoları kastederek, şu ifadeleri kullandı: "Bu terbiyesizliği yapmış olanlar ne İslami görev ne insani görevi yapmak için geliyor. Bir görevlendirmeyle oraya geliyorlar. Bu cenaze adabına ters, şehide de saygısızca bir hareket. Herhalde işaretlerinden ne olduğu anlaşılıyor. Belli bir parti değil, birkaç parti. Konuyla ilgili kamera görüntülerinin, İçişleri Bakanlığı takibini yapıyor. Bunların içinde herhalde 'katil iktidar' diye bağıranların bir faturası olacak. Altında birçok hesabın yattığı çirkin yaklaşımlardır. Bunların içinde çok farklı siyasi partilerin mensupları çıkabileceği gibi çok farklı örgütlerin mensupları da şu anda bize gelen bilgiler arasında. İçişleri Bakanlığı çalışmalarını yaptıktan sonra gerekli olan yargı makamına da sevkini yapacaktır."
Başbakan Erdoğan’ın şehit cenazelerinde hükümete tepki gösterenlere “terbiyesiz” diye hitap etmesi, şehit yakınlarını daha da öfkelendirdi. İş bununla da bitmedi. Daha da ileri gidilerek, şehit cenazeleri yakın takibe alındı ve cenazeye katılanlar kontrol edilmeye başlandı. Slogan atmaya ve hükümete yönelik tepkilere izin verilmedi.
Şehit cenazelerinde “katil iktidar” denilmesine sert tepki gösteren Başbakan Erdoğan, PKK’lı teröristlerin cenazelerinde devlete karşı slogan atanlara aynı tepkiyi göstermedi. Tunceli’de güvenlik güçleriyle girdiği çatışmada öldürülen teröristin Hakkari’de yapılan cenaze töreninde “Kahrolsun Türkiye Cumhuriyeti” sloganı atıldı.

Utanç verici slogan

Bölücü terör örgütü PKK’nın sözde bez parçasına sarılan teröristin cenazesi için yapılan törende, teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın resimleri açıldı, bölücü terör örgütü PKK’yı öven sloganlar atıldı. Bununla da yetinmeyen grup, "Hakkarili şehidine sahip çık", "Kürdistan bölünmez", "Kahrolsun Türkiye Cumhuriyeti" diye slogan attı. Slogan atan gruba karşı polis herhangi bir müdahalede bulunmadı.
Ancak ertesi gün Hakkari Valiliği’nden ilginç bir açıklama geldi. Açıklamada, bütün haber ajansların geçtiği haberin aksine, terörist cenazesinde “Kahrolsun Türkiye Cumhuriyeti” sloganı atıldığı yalanlandı.
Hadi valiliğin açıklamasını doğru kabul edelim. Teröristin cenazesi, bölücü terör örgütünün bez parçasına sarıldı. Cenazede yine terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın resimleri açıldı, “Kürdistan bölünmez” sloganı atıldı. Çatışmada ölen terörist için şehit denildi. Bütün bunlar suç değil mi? Niçin polis müdahale etmedi, niçin savcılar bu kişiler hakkında işlem yapmadı.
Şehit cenazelerinin görüntülerini inceleyen İçişleri Bakanlığı, terörist cenazesinde bu yaşananları inceleme ihtiyacı niçin duymadı? Daha da önemlisi, şehit cenazelerinde tepki gösterenlere öfke kusan Başbakan Erdoğan, niçin aynı tepkiyi terörist cenazelerinde yaşananlar için göstermedi?


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam 3236 defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002