Kasım 2008

Ö T E S İ

 

06.12.2019 



-

 
Dr. Orhan Gedikli

İran’da Türk izleri-2


Akşam 23 uçağı ile Şiraz’a uçuyoruz. 1.5 saatlik bir yolculuktan sonra Şiraz havalimanına indik. Alana bakılırsa Şiraz çok güzel bir şehir. Şiraz bir anlama şairler kenti. Otelimiz Homa oteller gurubuna ait 4 yıldızlı bir otel. Etraf düzenlemesi 5 yıldız oteller gibi. Şiraz da etrafı dağlarla çevrili bir ova şehri. Güzel bir sabah kahvaltısının ardından şehri tanımaya başlıyoruz.

Kısa bir şehir turundan sonra antik kent Perseopolis’i görmek için yola koyuluyoruz. Perseopolis Perslerin eski başkenti. Kıral Darius burada M.Ö. 300 yıllarında yaşamış. Büyük bir hâkimiyet ve medeniyet kurmuş. Geniş bir saray yaptırmış. Perseopolis girişten itibaren gerçekten etkileyici bir antik kent. Antik kentin girişi, ziyaretçileri ilk karşılayan heykeller, bayramların yapıldığı ve kırala hediyelerin sunulduğu tören alanı, kentin parlamento binası, hazine dairesi, Darius’un sarayı, tepedeki kaya mezarları hepsi harika. Görülmeye değer bir kent. Bu bölge önce Büyük İskender, daha sonra da Moğol ve Timur’un istilasına uğramış. Yerle bir edilmiş. Ayakta kalabilenler bile ihtişamı göstermekte yeterli.
Perseopolis’teki geziden sonra Kıral Darius ve yakınlarının mezarlarının bulunduğu Rostam’a geçiyoruz. Kayaların içine Darius’un ve yakınlarının mezarları konulmuş. Oldukça etkileyici bir manzara bu. Hemen bitişiğinde Zerdüşilerin kâbesi var. Zerdüşiler M.Ö. 800 yıllarda yaşamış bir kavim. Allah inancı var. Rivayetlerle göre bu kâbelerinde ölen krallarını mezarı yapılana kadar bekletirlermiş.
Şiraz içindeki gezimize Kerim Han kalesi ve camisi ile devam ediyoruz. Kale klasik kale sitillerinden daha farklı inşa edilmiş. Giriş kapısının üzeri minyatürlerle süslenmiş. Daha sonra kapalı çarşıyı gezdik ve orada meşhur İrem köşkü ve gül bahçesini görmeye gittik. Bu bahçe uzun dönem Türkler tarafından idare edilmiş. Şu anda üniversitenin botanik bahçesi olarak kullanılıyor. Bahçede çok çeşitli güller var. Köşk ise bir harika. Bahçesinde oturup bir süre dinleniyoruz ve geçmiş güzel günleri ve yaşamları hayal ediyoruz.
Buradan 12 imamdan biri olan İmam Rıza’nın kabrinin bulunduğu camiyi ziyarete gittik. 12 imamdan 8. olan İmam Rıza ve kardeşi Muhammed’in kabirleri burada. İmam Rıza’nın türbesini ifade etmem çok zor. Aynen Şam’daki Hz. Zeynep camisi ve türbesi gibi. Kapı som altından yapılmış ve cam ile kaplı. Müthiş bir sanat eseri. Türbenin içi kıristal cam işlemeli ve tarifi mümkün değil. Ancak görmek gerekir. Akşam namazını burada kıldık. Daha sonra akşam yemeğini yöresel bir lokantada alarak otele geçtik.
Şiraz gezimize devam ediyoruz. İran’ın en büyük şairi Sadi’nin kabrini ziyarete gidiyoruz. Sadi deyince akla meşhur eseri Bostan ve Gülistan geliyor. Şair Sadi’nin türbesi çok güzel düzenlenmiş. İran’ın ABD büyükelçiliği de aynen bu şekilde yapılmış. Elbette böyle büyük bir şaire de bu yakışır. 700 yıl önce yaşamış. Şiirin babası Sadi babasını küçük yaşta kaybetmiş. Bunun üzerine ‘en büyük hocamı kaybettim’ demiş. Dünyanın birçok yerini dolaşmış ve elde ettiği tüm ilimleri Şiraz’a getirmiş. Allah’a hiç isyan etmemiş. Bir kez Irak’ta yalın ayak gezerken gönlünden niçin diye geçirmiş. Tam o sırada ayağı kesik bir insan görünce tövbe etmiş. 63 yaşında ölmüş.
Sadi’den sonra Hafız Şirazi’nin kabrini ziyarete gidiyoruz. Hafız Sadi’den 100 yıl sonra yaşamış. Hafız gazele çok önem vermiş. 14 bin gazel yazmış. Dünyada en fazla gazeli olan kişi Hafız’dır. Hafızdan sonra onun kadar güzel gazel söyleyen olmamış. Şiraz’ın dışına hiç seyahat etmemiş. Bir kere seyahate kalkışmış. Korkunç bir rüzgar başlamış. Bunun üzerine geri dönmüş. Okumaktan bıktığını, biraz da hayata ve şaraba zaman ayırmak gerektiğini düşünerek okulu yarım bırakmış. İkiyüzlülüğe her zaman karşı çıkmış. İsminden de anlaşılacağı üzere hafızmış. Tüm hocalara ve din adamlarına büyük saygı duyarmış. Şiirlerinde Allah’tan o kadar güzel bahsediyor ki bu durum bütün dinler tarafından takdirle karşılanıyor. Her zaman “hangi dinden olursak olalım önemli olanın Allah’a yakın olmamızdır” der.

Tüm hükümdarlar onun önemini ve kıymetini bilirlermiş. 65 yaşında ölmüş. Şu anda kabrinin olduğu yer evi imiş. Türbesi 65 yıl önce Şah Pehlevi zamanında bir Fransız mimar tarafından yapılmış. Kabrindeki mermer Kerim Han tarafından getirilmiş. Alman şair Göte Hafız’ı çok severmiş. Ölümünü duyar duymaz Şiraz‘a gelmiş. Mezara kadar dizleri üzerinde (saygısının ifadesi olarak) sürünerek gelmiş ve 1 hafta boyunca mezar başından ayrılmadan ağlamış. Sevgili dostu Hafız için “sen bir gemi idin, artık karaya oturdun. Biz de kuşlar gibi gelip senden feyiz almalıyız” demiş. Aşka büyük önem veren Hafız mezarına dansa gelinmesini istemiş, onun mutluluğu ile havada dans edeyim demiş.
Şiraz gezimizi gayet güzel bir şekilde noktaladıktan sonra İsfahan’a doğru yola çıkıyoruz. Zorlu bir yolculuk olacak. Çünkü İran’da kara yolu ile yolculuk sıkıntılı. Şehirlerarası dinlenme tesisleri yeterli değil. Yolda bir restoranda öğle yemeği yiyoruz. Restoranın giriş kısmında bile bir estetiklik var. Nereye ne yaparsanız yapın, bir şeyi yaparken onun estetik olmasına dikkat edin. Geniş ovalar ve dağlık alanları geçerek İsfahan’a yaklaşıyoruz. Bu nedenle heyecan artıyor. Çünkü o İsfahan ki bazılarına göre dünyanın en güzel kenti imiş.
Nihayet akşam saat 19.30 sularında İsfahan’dayız. Burası meşhur Ömer Hayyam’ın kenti. Otelimiz Abbasi oteli. Otel Safevi Türkü Şah Abbas tarafından kervansaray olarak yaptırılmış. Bu otel için söylenebilecek tek kelime var: Bir şaheser. M. Şevket Eygi oteli görünce, tamam burası tam bir sanat şehri dedi. Otelin girişindeki taban, tavan ve duvardaki görünüm ve işleme sanatını anlatmak mümkün değil. Şehri Kjho nehri ikiye bölüyor. Nehir Zagros dağlarından doğup çölde kayboluyor. Bunu görünce insanın aklına ölüm geliyor. Biz de doğuyoruz, büyüyoruz ve sonunda ölüyoruz. İnananlar için tabii ki ölümden sonra başlayan gerçek bir hayat var.
Nehir üzerinde ihtişamlı 32 kemerli köprünün gece görünümü ve güzelliği tarif etmek mümkün değil. Ancak görmek lazım. Bu köprü de Safeviler tarafından yapılmış. Köprünün üzerinden nehrin ve İsfahan’ın gece görünümünü seyrediyor, köprünün altına inerek ayaklarına yerleştirilen kahvehanelerde çayımızı yudumluyor ve meyve nargilemizi içiyoruz. Gece yarısı olmasına rağmen nehrin etrafının insanlarla dolu olduğunu görüyoruz. Kızlı erkekli guruplar, aileler, tüm İsfahan orada piknik yapıyor ve eğleniyorlar. Bu manzaraları gördükten sonra İran’da kadınlar eve kapatılmış diye kötü niyetli yazı yazanlara lanet okuyorum.
Ertesi gün Dünyanın Görüntüsü meydanındayız. Yerleşim planı olarak Sultan Ahmet meydanına benzetilmiş. Şah Abbas tarafından yaptırılmış. Dünyanın en büyük meydanlarından biri. Meydan 500 m. boyunda ve 60 m. eninde. Buraya gelen yabancılar meydanın büyüklüğünü görünce İsfahan için dünyanın yarısı terimini kullanmışlar. Meydanın etrafında dükkânlar, Lütfullah camisi, dini eğitim yapılan medreseler ve Şah Abbas’ın sarayı gibi bir sıralama mevcut. Burada ticaret ve nüfus artması için Şah Abbas döneminde esnaftan vergi alınmamış. Nüfusu etrafı ile birlikte 4 milyon. Denizden yüksekliği 1600 m.
Şah Abbas Şah İsmail’den 100 yıl kadar sonra tahta geçmiş. Kendisi Şia idi. İsfahanı da Şialığın merkezi haline getirmeyi pilanlamış. Tabii ki Osmanlı da Sünniliğin temsilcisi idi. Böylece Osmanlıya karşı bir pakt oluşturmayı hedeflemiştir. Bu pilan gereği Dünyanın Görüntüsü meydanını yaptırmış. Bir köşesine sarayını koymuş. Sarayın girişindeki bekleme salonun bir köşesinde konuşulanları diğer köşeden kulağınızı duvara yaklaştırarak duyabiliyorsunuz. Bu suikastlara karşı tedbir olarak düşünülmüş. Aynı tedbir bazı Osmanlı saraylarında da varmış. İkinci katta geniş bir balkon var. Şah genelde büyük mitinglerdeki konuşmalarını buradan yaparmış. Bir üst katta sarayın diğer bölümleri var. En üst katı müzik odası olarak düzenlenmiş. Duvarları özellikli ve ses geçirmez bir şekilde yapılmış.
Şah Abbas ülkesini önemli kılmak için İslam dünyasının büyük hocalarından Lübnanlı Lütfullah hocayı getirerek ve kızını da alarak İsfahan’da kalmasını sağlamış. Onun için Sarayın tam karşısına Lütfullah camisini yaptırmış. Sadece hanımlar bölümünde 500 kişi namaz kılabiliyor. Böylece İsfahan’ın bir dini merkez haline gelmesini sağlamaya çalışmış.


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam 4233 defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002