Kasım 2008

Ö T E S İ

 

06.12.2019 



-

 
Kurthan Reyizoğlu

Teröristbaşını “Sayın” yaptılar


35 bin kişinin katili teröristbaşına “Sayın” dememizi istiyor, akıllarınca Türkiye’yi tehdit ediyorlar. Bir yetkili çıkıp da, “Türkiye’de hukuk var, kanunlar var” demiyor ve bu çapulculara haddini bildirmiyor… İspanya’da bir terörist af ediliyor diye halk sokaklara döküldü, biz affedilen teröristleri kırmızı halılarla karşılıyoruz… Burnumuzun dibinde patlamaya hazır bir bomba duruyor. İşin en kötü tarafı da kimi dost sandıklarımız da bu bombayı patlatmak için ellerinden geleni yapıyor.

Şu an Türkiye için en önemli ve tehlikeli konu Kuzey Irak’tır. Daha doğru bir ifade ile Irak’ın kuzeyidir. Diyeceksiniz ki, ha Kuzey Irak, ha Irak’ın kuzeyi… Ne fark eder? Çok şey fark ediyor. Kuzey Irak dediğimiz zaman özel bir bölge, sanki özerk bir yer gibi anlamlandırmış oluyoruz. Irak’ın kuzeyi dersek, Irak’a bağlı bir bölgeden bahsediyoruz demektir. Türkiye’nin tezi de budur.
Kuzey Irak diye bizi alıştıranlar, şimdi de “Kürdistan’a da alışın” diyorlar… Çok dikkatli olmak zorundayız…
Irak’ın kuzeyinde Kürtler bölgede hakimiyet tesis etmek istiyor. Öncelikli olarak da çoğunlukta bulunan Türkmenleri sindiriyor, sürüyor, asimile ediyor. Direnenleri de akıl almaz işkencelere maruz bırakıyor. Musul’un Kerkük’ün tek hakimi olmak isteyen Kürtlerin en büyük destekçisi ise hâlâ müttefik olduğunu iddia ettiğimiz Amerika…
Başbakan Tayyip Erdoğan yaklaşık bir yıl önce Türkiye’nin Irak’ın kuzeyine girebileceğini söylemişti. Aradan geçen zamanda bu konuda hiçbir ilerleme sağlanmadı. Aksine geri adım atıldı.
Ancak değişik yetkililerden bu konuda farklı açıklamalar da geliyor. Kimisi girelim diyor, kimisi girmeyelim diyor. Kimisi de “Girerseniz fena olur” diye tehdit savuruyor.
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ, Türkiye’nin gerekirse Irak’ın kuzeyine girebileceğini söyledi. Bu söze cevap da Irak’ı kan gölüne çeviren Amerika’dan geldi. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Tom Casey, Orgeneral Başbuğ’un sözlerine “Arzu etmeyiz” karşılığını verdi. Bu ”Irak’a giremezsiniz” sözünün diplomasideki karşılığıdır.
Bir çapulcu Türkiye’yi tehdit etti
İktidar kanadı ise şu sıralar bu konuda net değil. Farklı açıklamalar geliyor. Ancak DTP Diyarbakır İl Başkanı insanlarımızın sabrını çok zorladı. DTP Diyarbakır İl Başkanı Hilmi Aydoğdu, “Kerkük’e yapılan bir saldırıyı Diyarbakır’a yapılmış sayarız” deme cüretini gösterdi.
Sanırsınız ki, Diyarbakır Türkiye’nin bir ili değil. Bu adam da Türk vatandaşı değil. Aklınca Türkiye’ye meydan okuyor. Hukuk sürecinin işletilmesi ve bu kişi hakkında “Anayasal düzeni değiştirmek ve halkı silahlı ayaklanmaya teşvik etmek” suçundan dava açılması gerekirdi. Ancak “Halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek” suçundan tutuklandı. Tutuklanmasına bile tepkiler yükselince nereden nereye geldiğimizi düşünmeden edemiyor insan.

Teröristbaşı “Sayın” oldu
Bu arada ilginç gelişmeler de yaşanmıyor değil. Yıllar önce bırakın Abdullah Öcalan veya Apo demeyi, teröristbaşı diye adlandırırdık. Şimdi 35 bin kişinin katili teröristbaşı için birileri “Sayın” demeye başladı. Demekle kalmadı, sayın denilmesinin normal kabul edilmesi için de debeleniyorlar.
Nereden nereye geldik? Sen en az 35 bin masum insanın hayatını kıyacaksın, sonra da sana sayın denilmesini bekleyeceksin. Birileri de bu teröristbaşına sayın dediği zaman bir Allah’ın kulu tepki göstermeyecek. Üstelik sayın dediği için hapis cezası alan kişiyi de savunacaksın. Çok şey değiştirildi Türkiye’de…

Teröriste af halkı sokağa döktü
Bu arada ilginç bir örnek İspanya’dan geldi. Malum İspanya da yıllardır terörle boğuştu. Hâlâ boğuşuyor. Bir örnek var ki, onların teröre bakış açısı ile bizim teröre bakış açımızı çok iyi gösteriyor.
İspanya’da Jose İgnacio de Juana Chaos adlı ETA üyesi terörist hapiste 114 gündür açlık grevi yapıyordu. İspanya İçişleri Bakanı da ETA üyesi teröristin mahkûmiyetini “sağlık sebebi” ile “ev hapsine” dönüştürdü.
Dikkat edin, af edilmedi. Cezası ertelenmedi. Sadece sağlık sebebiyle mahkûmiyeti ev hapsine dönüştürüldü.
Sonra ne mi oldu? Bütün İspanya ayağa kalktı.
Abartma değil, yaklaşık 65 büyük şehirde gösteriler, yürüyüşler, etkinlikler düzenlendi. Hayat durdu. “Özgürlük için İspanya. ETA’nın şantajına boyun eğmeyeceğiz” sloganları atıldı.
Şu açıklama dikkat çekicidir; “İspanyollar, teröristlerin şantajına boyun eğmeyeceklerini gösterdi. Teröristlerin şantajlarına teslim olan bir milletin geleceği yoktur. İspanya’nın geleceği var. Bu gösteri, İspanyol demokrasisinin tarihine altın harflerle yazılacaktır.”
Bizde durum nedir? Cumhurbaşkanı’nın sağlık sebebiyle (!) affettiği teröristler dağda çatışmada öldürülüyor. Kimisi eylemde tekrar yakalanıyor. Açlık grevi yapanlar neredeyse kahraman ilan ediliyor, hatta kimi zaman ödüllendiriliyor.
Terör örgütü PKK ile ilişkileri olduğu için tutuklanıp cezaevine konan, Türk mahkemeleri tarafından da hapse mahkûm edilen Leyla Zana ve arkadaşları AB’ye uyum bahanesiyle serbest bırakılıyor. Dışişleri Bakanlığı konutunda ağırlanıyor. Neredeyse ayaklarına kırmızı halı serilecek…
Meclis’te bu olaya tepki göstermek isteyen 10 kadar milletvekili olmuştu, onlar da Başbakan Tayyip Erdoğan’ın fırçasıyla yerlerine oturmak zorunda kalmıştı...
Bütün bunlar olurken, bir Allah’ın kulu sokağa çıkıp eylem yaptı mı? Niye bunları serbest bırakıyorsunuz dedi mi? Hangi şehirde gösteri yapıldı?
Daha da acısı birileri çıkıp da buna tepki gösterse, malum çevreler tarafından linç edilmez mi?
İspanya AB ülkesi, biz ise AB’nin kapısında bekliyoruz. Bu kafayla daha çok bekleyeceğiz…

Basına göre her şey güllük gülistanlık
Gazetelere bakıyorsunuz, akşam televizyonu seyrediyorsunuz. Türkiye’de her şey güllük gülistanlık, hiçbir sorun yok. Ekonomi tıkırında, işsizlik yok, para bol, enflasyon düştü. Kredi faizleri azaldı. Borsa yükseliyor, dolar düşüyor… Sokaklar emin ellerde, insanların yarından endişesi yok. Kapkaç, terör hiçbiri yok.
Sokağa çıkıyorsunuz, farklı bir hayat. Her şey tam tersi…
En önemlisi artık sokakta güvenlik yok. İnsanlar caddede rahat yürüyemiyor. Kapkaçtan korkuyor, şehir eşkıyasından korkuyor. Maganda kurşunundan korkuyor. İnsanlar tedirgin, insanlar çaresiz.
Bütün bunlardan kurtulsanız bile belediyenin açtığı bir çukura düşüp hayatınızı kaybediyorsunuz…
Kapkaç olayları zirveye çıktı. Hırsızlık olayları arttı. Terör olayları tırmandı. Her şeyi tozpembe gösteren gazetelerde bile şehirdeki suç haritaları veriliyor. Hangi suçlar hangi bölgelerde çok işleniyor diye…
Bütün bunlar olurken en yetkili ağızlar çıkıyor ve “Türkiye’nin güvenlik sorunu yoktur” diyor. Bunu söyleyen suçluların cirit attığı İstanbul’un valisi... “İstanbul güvenli şehirdir” diyen Vali Muammer Güler nasıl dolaşıyor; 4 araçlık koruma ordusuyla…

Dilara’nın yaşama hakkı yok mu?
Dilara, henüz 5 yaşındaydı. Annesiyle birlikte yürüyordu. El ele tutuşmuşlar, ağabeyini okuldan almışlar, eve dönüyorlardı. İstanbul Mahmutbey'de.
Attı adımını Dilara. Aniden yok oldu. Bir karton bisküvi kutusunu ezmişler, düzleştirmişler, rögar kapağı olmayan kanalizasyon çukurunun üstüne örtmüşler...
Basınca üstüne Dilara, gidiverdi içine. 5 yaşındaki yavru, idrar ve dışkı seli içinde, yarım metre çapındaki zifiri karanlık boruda, kanalizasyon borusunda, sürüklendi, sürüklendi, sürüklendi... 4 kilometre.
Babacığı sarılmış evladına. Almış kucağına, bağrına basıyor, haykırıyor, bağırıyor, isyan ediyor. Ne fayda! Duyan var mı?
Hepimiz babayız. Baba olmayanların da kardeşi var, yeğeni var. Dilara’nın başına gelenler hepimizin başına gelebilir. Nihayet de geldi. Ardından Gebze’de, ardından Adana’da… Benzer olaylar yaşandı.
Ne mi oldu, ölenler öldüğüyle kaldı. İhaleyi alanlar, ihaleyi verenler işlerine devam ediyor.
İstanbul gibi büyük şehirde, bir kanalizasyonun kapağını örtemeyen yönetim olunca bu tür şeylerin olması da normaldir. Hatta “Her kanalizasyonun başına bekçi mi dikelim?” diyen kafaların da olması doğaldır…
Beni asıl üzen ve perişan eden husus, insan hakları adıyla ortalıkta dolaşan dernek, vakıf, cemiyet ve daha ne varsa… Hiçbirinin sesini çıkartmamasıdır. Hiçbirinin tepki vermemesidir.
Mazlum Der mi, İnsan Hakları Derneği mi? Neredeler? Dilara’ya sahip çıkmanız için illa eline silah alması mı lâzım? Terörist mi olması lâzım? Terörist olmayanları, suçlu olmayanları insandan saymıyor musunuz?
Dilara ve ailesinin yaşadığından daha büyük bir insan hakkı faciası olur mu?
Bir kez daha yakayı ele verdiniz…


Köşk’e kim çıkacak?
16 Nisan’da Cumhurbaşkanlığı seçimi süreci başlayacak. Kimin aday olup olmayacağından çok Başbakan Tayyip Erdoğan’ın aday olup olmayacağı tartışılıyor.
Başbakan Erdoğan ise bu konuda kararı 16 Nisan’da vereceğini söylüyor. Aslında kararı çoktan verdi de kararını 16 Nisan’da açıklayacak.
Kesin olan bir şey var; o da Başbakan Erdoğan’ın Köşk’e çıkmak için çok hevesli olduğu…
Aday olmaya niyeti olmayan biri 16 Nisan’ı beklemez, bunca tartışmaya meydan vermez, “Ben aday değilim” der bu defteri kapatır…
Ama Erdoğan bunu yapmıyor. Çünkü Cumhurbaşkanı olmak için her yolu deneyecek.
Kendi hesabına göre şartlar olgunlaşırsa, 16 Nisan’da “Adayım” diyecek. Beklediklerini bulamazsa, aday olmadığını açıklayacak.
Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı kendisi için önemli olduğu kadar AKP için de önemli…
AKP, iktidarı döneminde tabanını memnun edecek hiçbir icraat yapamadı. Özellikle çok iddialı oldukları türban, imam hatipler ve ÖSS katsayısı konularına çözüm getiremedi. Çözüm getirmek şöyle dursun AKP iktidarında bu konularda geriye gidiş oldu. O sebeple tabanı memnun edecek bir adım atmak istiyorlar…
Eğer Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olursa AKP, seçim meydanları için önemli bir koz elde edecek ve “Evet, türban sorununu çözemedik ama eşi türbanlı liderimizi Çankaya’ya çıkardık” diyecek…
Bu da AKP için büyük bir malzeme olacak… Erdoğan olmasa bile eşi türbanlı bir AKP’liyi Çankaya’ya çıkarırlarsa aynı propagandayı yapacaklar. Bu yolla tabandaki büyük kırgınlığı gidermiş olacaklar…
Bu hesap tutar mı tutmaz mı 16 Nisan sonrası belli olacak…
Veya eşi türbanlı birinin Çankaya’ya çıkması üniversite kapılarında bekleyen türbanlı kızları ne kadar memnun edecek… Hepsini zamanla göreceğiz…


Telekom’daki oyun
Son zamanlarda televizyonlarda, gazetelerde, otobüs duraklarında Türk Telekom’un reklamlarını sık sık görmeye başladık.
Bilindiği adı Türk olmasına rağmen Türk Telekom’un yüzde 55’i 6.5 milyar dolara yabancı Saudi Oger isimli firmaya satıldı. Bu firmanın sahipleri hakkında türlü şaibeler var. O ayrı bir konu…
Türk Telekom’un yüzde 55’i 6.5 milyar dolara satıldı. Bu paranın yüzde 20’si peşin verildi. Geri kalanı yılda 1 milyar dolar taksitle ödenecek… Türk Telekom’un yıllık kârı 2 milyar dolara yaklaşıyor. Bu paranın dışında en az bir o kadar daha, hatta çok daha fazlası devlete KDV, özel iletişim vergisi ve gelir vergisi ödeniyordu…
Bundan sonra bunun ne kadarı ödenecek, göreceğiz?
İkinci kısım, yılda yaklaşık 2 milyar dolar kârı olan bir kurumun yarısından fazlası, yılda 1 milyar dolar taksitle satıldı. Ancak alanlar bununla yetinmedi. Daha çok kazanmak istiyorlardı…
Hemen yeni bir tarife ayarlaması yaptılar. Güya telefonda ucuzluk dönemi başlıyormuş… Şehirlerarası ile çok az kimsenin kullandığı uluslararası ve cepten görüşmeler ucuzlatıldı. Halkın yüzde 80”inin kullandığı şehiriçi görüşmelere ise yüzde 25 zam yapıldı. Sadece görüşmelere değil, sabit ücretler de aynı oranda artırıldı.
Bir başka ayrıntı daha hesaplı hat tercih edenler, ödedikleri sabit ücretin karşılığında 100 kontörlük ücretsiz görüşme yapıyordu. Eğer 100 kontör kullanılmazsa ertesi aya devir ediyordu. Bu ücretsiz görüşme de gece saat 23.00 ile sabah saat 07.00 arası ile sınırlandırıldı. Devir işi de kaldırıldı. Böylece üçüncü bir zam daha yapıldı.
Bu zamla Telekom’un kasasına fazladan 750 ile 800 milyon doların gireceği hesaplanıyor… Bu para halkın cebinden çıkacak…
İşin içinde başka bir iş daha var. Türk Telekom, şehirlerarası ve uluslararası görüşmelerde indirim yaparak rakiplerini de nakavt etti.
Bilindiği üzere ucuz fiyata uluslararası görüşmeler yaptırmak için bazı firmalar önceki yıllarda lisans almıştı. Şimdi Telekom fiyatı indirince bu firmaların ucuz konuşturma vaadi de suya düştü. Telekom’un bu oyunuyla milyarlık yatırım yapan yerli firmalar bir bir tarih sayfasına gömülecek.
Bütün bunlar hesapsız özelleştirmenin Türkiye’ye faturası… “Babalar gibi satarım” diyenler, Türkiye’yi ”tüccar devlet”, kendisini de “tüccar başbakan” olarak tanımlayanlar bunun hesabını seçim meydanında verecek…


reyiz@hotmail.com

Bu yazı toplam 2443 defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002