Kasım 2008

Ö T E S İ

 

10.12.2019 



Zekice

 
Zeki Hacı ibrahimoğlu

Türkiye kuşatılırken


Vatandaş Mehmet Soykan şikâyet etmiş, savcı izin istemiş, Adalet Bakanı izin vermiş, savcı dava açmış, sanık yargılanmış, mahkûm edilmiş. Sanık vekilleri temyiz etmiş, ilgili ceza dairesi hükmü onamış. Yargıtay Savcısı acele itiraz hakkını kullanmış, dosya Genel Kurul’a gitmiş ve Genel Kurul’dan da onanarak karar kesinleşmiştir. Hrant öldürülünce entel gazeteciler suçlu aramaya başlamışlar. Bunların en çarpıcı örneklerini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Hırant Dink öldürüldü, Türkiye’de yer yerinden oynadı. Olayın üzerinden epey zaman
geçti hâlâ gazetelerde ilk haber olarak verilmeye devam ediyor. Bütün köşe yazarları lanet yağdırıyor, olayı kınıyorlar, çok az yazarımız da olayın gerçek yönlerini anlatmaya çalışıyor.
Türk Milleti sanki suç işlemiş de o suçun aşağılık kompleksi içinde bunu örtbas edercesine olayları abartıp kendi inançlarımızı ve kendi millet anlayışımıza gölge düşürme gayreti içerisinde olanlar vardır. “Hepimiz Hrant’ız Hepimiz Ermeni’yiz” pankartları altında yürüyenler; sizler Hırant ve Ermeni olabilirsiniz. Ancak bu milletin yüzde 99.9’u Türk’tür ve Ahmet’tir, Ali’dir, Alparslan’dır, Çağrı’dır, Osman’dır, Fatih’tir ve Mustafa Kemal’dir.
“TCK’nın 301. maddesi kaldırılsın” pankartları altında yürüyenler, bu pankartların Erivan’da da ellerde dolaştırıldığını biliyor musunuz? Öncelikle TCK’nın 301. maddesi hakkında sizleri bilgilendirmek istiyorum. Bu maddenin başlığı şöyledir:
“Türklüğü, Cumhuriyeti, Devletin kurum ve organlarını aşağılama;
Madde 301: Türklüğü, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılayan kişi altı aydan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Bu suç Asliye Cezalık bir suçtur. Dava Asliye Ceza mahkemelerinde görülür ve Adalet Bakanlığından izin almaya gerek yoktur. C.Savcısı izin almadan dava açabilir.
Şimdi biraz gerilere gidelim ve TCK’nın 159. maddesini inceleyelim:
Bu madde zaman içerisinde 8 defa değiştirilmiştir. TCK’nın 159. maddesi “Anayasa kuruluşlarını ve kamu şahsiyetlerini tahkir” başlığı altında düzenlenmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisini, hükümetin manevi şahsiyetini, Bakanlıkları, Devletin askerî veya Emniyet Muhafaza Kuvvetlerini veya Adliyenin manevî şahsiyetini alenen tahkir ve tezyif edenler 1 seneden 6 seneye kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılırlar. (Ağır Cezalık Suç) Ağır Ceza Mahkemelerinde dava açılır ve davalara da takibat yapılması Adalet Bakanlığı’nın iznine bağlıdır.
TCK’nın 159. Maddesi 4963 sayılı yasayla bir defa daha değişikliğe uğramış ve Türklüğü, Cumhuriyeti, Büyük Millet Meclisini, Hükümetin manevi şahsiyetini, Bakanlıkları, devletin askeri veya emniyet muhafaza kuvvetlerini veya Adliyenin manevi şahsiyetini alenen tahkir ve tezyif edenler altı aydan üç seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar.
Her yapılan değişiklik sanıkların, yani Türk Milletine hakaret edenlerin lehine olmuş. Burada da Ağır cezalık olmaktan çıkarılmıştır. Asliye ceza mahkemelerine görev verilmiş ve bir seneden altı seneye kadar olan ceza altı aydan 3 seneye kadar indirilmiştir. Burada da takibat Adalet Bakanlığının iznine bağlıdır.
Hrant Dink ne söylemiş ki mahkemeler suçlu bulmuş? Fakat entel dantel yazarlarımız suç yoktu diyorlar ve 301. Maddenin kaldırılmasını istiyorlar.
Hrant Dink;
“Türk’ten boşalacak zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarlarında mevcuttur.” cümlesini kurarken hangi duygularla hareket ettiğini açıkça ortaya koymaktadır. Türk’ün kanı niye zehirli, Ermeni’nin kanı neden temiz? Türk’ün kanı neden boşalacak ve yerine Ermeni’nin kanı dolacak? Ermeni’nin damarlarındaki kan asil kan da, Türk’ün damarlarındaki kan neden asil değil? Bunu Türkler söyleyince ırkçılık oluyor da Hrant söyleyince neden ırkçılık olmuyor?
Ayrıca Hrant bununla da kalmamış ve istiklal marşımıza da dil uzatmış ve “Irkçı bir marş, değiştirilmesi gerekir” diyebilmiştir.
Hrant’ın bu sözünde hakaret yok, yazının tamamını okumak lazım diyenlere yazının başından ve sonundan alıntı yaparak cevap verelim.
“Ermeniler ve Yahudiler bu özel nedenlere sahip diasporanın bilinen iki klasik örnekleridir. Her ikisinin de özel nedeni aynıdır. Dünya Yahudi soykırımına göstermiş olduğu hassasiyeti Ermenilerde esirgemiş bu ise Ermeni kimliğinde büyük tahribatın yaşanmasına sebep olmuştur.
Dünyanın gerçekleri hâlâ kabul etmemiş olması bir yana Ermeni kimliğini asıl tahrip eden, Türklerin bu konuda kıllarını bile kıpırdatacak bir yaklaşım içerisinde olmamalarıdır. Nitekim kıyaslandığında görülecektir ki Yahudilerin bugünkü seviyeye erişmelerinde asıl etken kendi becerilerinden ziyade onlara soykırım uygulayan Alman halkının sonradan oynadığı şefkatli roldür.
Ermeni kimliğinin bugünkü yapısını şekillendiren ve Ermeni kimliğinde bir tür kanserojen tümör işlevi gören asıl etken Türk olgusudur.
Türkler 1915’e bakışlarında empatik bir yaklaşıma girmedikçe Ermeni kimliğinin sancılı kıvranışı devam edecektir. Sonuçta görülüyor ki işte “Türk Ermeni kimliğinin hem zehri hem de panzehridir. Asıl sorun ise Ermeni’nin kimliğinde ki bu Türk’ten kurtulup kurtulamayacağıdır.
Türk’ten kurtuluşun yolu Türk’le uğraşmamaktır. Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarlarında mevcuttur.”
Bu sözler üzerine bir Türk vatandaşı olan Mehmet Soykan Şişli Cumhuriyet savcılığına şikâyet dilekçesi veriyor. Savcılık TCK’nın 159. maddesi kapsamında Adalet Bakanlığı’ndan dava açılması için izin istiyor. Adalet Bakanlığı Hrant Dink’in bu beyanını suç kabul ediyor ve hakkında dava açılması için izin veriyor. Şişli C.Savcılığı da bu izin üzerine Hrant hakkında TCK’nın 159. maddesinden dava açıyor. Yapılan yargılama sonucunda mahkeme Hrant’ın bu cümlesini Türk’ü aşağılamak, küçük düşürmek olarak kabul ediyor ve Hrant Dink’e 6 ay hapis cezası veriyor. Ancak bu cezayı tecil ediyor.
Verilen cezayı sanık avukatları temyiz ediyorlar, temyiz dilekçelerinde de Türk’e hakaret dolu cümleler kullanıyorlar. Dosya Yargıtay’a gidiyor, Yargıtay C.Savcısı hakaret oluşmamıştır. Sanığın beraatı gerekir diye tebliğnamesini hazırlamış ve dosyayı ilgili ceza dairesine göndermiştir.
İlgili ceza dairesi dosyayı incelemiş ve mahkemenin verdiği kararı yerinde görmüş, verilen hükmü onamıştır. Bunun üzerine Yargıtay C.Savcısı acele itiraz hakkını kullanmış ve dosya Yargıtay Genel Kuruluna gönderilmiştir. Genel Kurul’da yapılan inceleme sonucunda verilen hükmün kanuna uygun olduğu, bozmayı gerektiren bir noksanlık olmadığı gerekçesiyle Genel Kurul tarafından da onanarak Hrant’a verilen hüküm kesinleşmiştir.
Yani özetlersek;
Vatandaş Mehmet Soykan şikâyet etmiş, savcı izin istemiş, Adalet Bakanı izin vermiş, savcı dava açmış, sanık yargılanmış, mahkûm edilmiş. Sanık vekilleri temyiz etmiş, ilgili ceza dairesi hükmü onamış. Yargıtay Savcısı acele itiraz hakkını kullanmış, dosya Genel Kurul’a gitmiş ve Genel Kurul’dan da onanarak karar kesinleşmiştir.
Hrant öldürülünce entel gazeteciler suçlu aramaya başlamışlar. Bunların en çarpıcı örneklerini sizlerle paylaşmak istiyorum.
Can Dündar:
Hrant’ın Türk’ten boşalacak “Zehirli kan” ifadesini düşmanca yorumlayarak onu yargılayanlar, mahkûm edenler suçludur. Azmettiricidir.
Yani Şişli C.Savcısı, mahkemenin hâkimi, Yargıtay Ceza Dairesi’nin 5 kişilik heyeti, Yargıtay Genel Kurulu’nun 45 kişilik heyeti hepsi suç işlemiştir.
Arkasından Ufuk Güldemir şaha kalkmış ve “Ordu bir gün bile geçirmeden Trabzon’a müdahale etmelidir” dedikten sonra gerekçe gayet açıktır:
“Şehir sapık bir ideolojinin işgali altındadır. Yerel makamlar etkisiz kalmaktadır” diyebilmiştir. Ufuk Güldemir’in sapık ideoloji olarak tanıtmak istediği Türk Milliyetçileridir.
MHP Antalya İl Yönetimi “Hepimiz Türk’üz” diye bir pankart açıyor, Yalçın Doğan rahatsız oluyor.
Türk olmak insan olmayı unutmak anlamına gelmez. Bir kardeşlik simgesi bir öfkenin kinin genel anlamda etnik ayrımcılığın sona ermesi gerektiğine dönük bir dilek bir istek ”Hepimiz Türk’üz” sözü etnik ayrımcılık olarak kabul ediliyor.
Etyen Mahçupyan;
Zaman Gazetesi köşe yazarı; “Türklere ilişkin bu değişmezlik kanısı hiç de yabancı olduğumuz bir görüş sayılamazdı. Çocukluğumdan beri ve özellikle siyaset yazmaya başladığımdan bu yana babam sık sık geçmiş örneklere dönerek fazla kendini yıpratma telkininde bulunurdu. Çünkü bu Türklerin değişmeyeceğini konuşmasının bir yerine iliştirirdi. Kendi babası da ona hep bunu söylemiş ve nihayetle haklı çıkmıştı.
Şimdi düşünüyorum da henüz gençmişiz, babamın çoktan öğrenmiş olduğunu bilecek yaşta değilmişiz.
Ermeniler olarak yarını hangi Türk’ün belirleyeceğini merak ediyoruz.
Katil henüz reşit değilmiş. Hrant olsa “Tam da bu işte derdi”.TÜRKLER REŞİT Mİ Kİ?
Olgunlaşması engellenmiş bir toplumda yaşadığımızın farkındaydık zaten” derken yeni ve çirkin bir hareketinde öncülüğünü yapıyor.
Şehit cenazelerinde protesto yapılmasını cenaze ve kan üzerinden siyaset olarak niteleyen entel-dantel, dışarıdan emir alan sözde aydınlar bir hafta süren psikolojik bir savaş veriyorlar.
Türkleri, Türklüğü aşağılayarak yeni bir suç işliyorlar. Bu yazılar üzerine Allah korusun Türkiye’de yeni olaylar meydana gelirse sorumlusu bu yazıları yazanlardır.
Geçmişte 70’e yakın Türk Diplomatımızı Ermeni çeteleri katlettiğinde hoşgörü sahipleri Hrantlar, Etyen Mahçupyanlar, Ahmet Hakanlar, entel-dantellerden kaç kişi “Hepimiz Türk’üz” diye meydanlara döküldü,10 kilometrelik yollar trafiğe kapatıldı ve böyle bir güzergâhta yürüdüler?
Lütfen dikkat edelim, birileri Türkiye ile oynamak istiyor. ABD Trabzon ve Samsun havalimanlarında üs kurmak istiyor.
PKK Karadeniz’e inmek istiyor. Başaramadılar. Trabzon ve Rize’de F tipi cezaevi olmadığı halde TAYAD neden oralarda F Tipi için eylem yaptı? Yarın öbür gün bakacaklar diyecekler ki, “eee bakın sizin tamamınız Türk değilmiş, 70 milyon nüfusunuzun şu kadarı Kürt, şu kadarı Laz, öbürleri Ermeni, Yahudi, Çerkez, Gürcü, Süryani, kala kala bir milyon Türk kaldı. Bu kadar Türk için 700 küsur bin kilometrekare arazi fazla, gelin şunu efendi efendi paylaşın.”
Türkiye Cumhuriyeti içteki satılmışların dışarıdaki düşmanlarla işbirliği ile kuşatma altındadır.
Mustafa Kemal Atatürk diyor ki;
“İktidara sahip olanlar gaflet, dalalet hatta hıyanet içinde olabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle birleştirebilirler. İşte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk İstiklal ve Cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam 2581 defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002