Kasım 2008

Ö T E S İ

 

09.12.2019 



Tarih Bilinci

 
Rasim Giresunlu

“301 KİMLERE BATAR?”


Biliyorsunuz tepede durmak yerde durmaya benzemez. Tepeden aşağı nasıl inilir tarihe bakınız! Eğer Türk değilseniz, itiraf ediniz! Bilinçsiz, bilgisiz Türkleri de kandırmayınız! Türklük kavramı konusundaki vebal sizlerin üzerindedir. Attığınız adımlar gerçek yüzünüzü bu ülkede ortaya koyacaktır. Tarih birçok sahtekarların kahraman olarak nitelenmesiyle doludur. Bunları da unutmayınız! 301. maddede özellikle bazılarını rahatsız eden yegane ifade olarak “TÜRKLÜĞܔ kelimesinde düğümlenmektedir.

Konumuzun başlığını oluşturan sorudaki gizemi çözebilmek için önce Türk Ceza Kanununda yer alan 301. maddeyi okumamız lazımdır:
“ MADDE 301.
(1) TÜRKLÜĞÜ, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılayan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini, Devletin yargı organlarını, askeri veya emniyet teşkila-tını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) TÜRKLÜĞÜ aşağılamanın yabancı bir ülkede bir Türk vatandaşı tarafından işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.
(4) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.”
İşte meşhur 301. madde fıkralarıyla bu değil midir? Bu madde, bu ülkede kime ya da kimlere batabilir? Türk olan bir insana bu madde zarar verebilir mi?
Bu ülkede “Ne mutlu Türküm Diyene” diyebilen insanlara bu madde batabilir mi?
Recep Tayyip Erdoğan, Bülent Arınç ya da Abdullah Gül kendilerini Türk olarak görmüyorlar mı? Partilerindeki bakanları, milletvekilleri ve de partilerinin alt teşkilatlarında hiç Türk yok mu? Yoksa kendileri geçerli oyların yüzde otuz dördünü alırken “biz 301. maddeden ‘TÜRK-LÜĞܒ sileceğiz” dediler mi?
Bunların partisinde bulunup da, görev alanlar, milletvekilleri, bakanlar utanmasınlar, sıkılma-sınlar “Türklük” konusunda dik dursunlar! Eğer içlerinde Türk olmayanlar varsa, bu madde onlara batıyorsa, milletin önünde itiraf etsinler; “Biz Türk değiliz” deyip yiğitçe açığa çıksın-lar ve gerçekler tam anlamıyla görünsün!
“Ne şiş yansın ne kebap” ya da “hem şişman hem tembel” olma hikayesini kabul etmiyoruz. Bir Türk olarak sesleniyoruz; Erdoğan’a, Gül’e ve Arınç’a... Gün şu anda sizin lehinize ve yetkiler de elinizde.
Sizlerin var olduğunu söylediğiniz “Derin Devlet”, oralara çıkışınızı ne hikmetse engelleye-memiş. Nasıl bir derin devletse bu, en üst noktalara da geçerli oyların yüzde otuz dördü ve tüm seçmenlerin sadece yüzde yirmi beşini alarak gelebilmişsiniz. Böyle demokrasi mi olur? Siz tüm oyların ancak ve ancak dörtte biriyle iktidar olun ve Türk milletine ülkeyi dar edin. Madem 301. maddedeki “Türklük” ifadesinden rahatsızsınız ya da rahatsız olanlara destek olursanız olumsuzluğu üstlenmiş olursunuz. Eğer bu konuda kendinize güveniyorsanız, mad-deyi millete yani referanduma götürün. Gerçek gücünüzü de o zaman görelim bakalım.
Biliyorsunuz tepede durmak yerde durmaya benzemez. Tepeden aşağı nasıl inilir tarihe bakınız! Eğer Türk değilseniz, itiraf ediniz! Bilinçsiz, bilgisiz Türkleri de kandırmayınız! Türklük kavramı konusundaki vebal sizlerin üzerindedir. Attığınız adımlar gerçek yüzünüzü bu ülkede ortaya koyacaktır. Tarih birçok sahtekarların kahraman olarak nitelenmesiyle doludur. Bunları da unutmayınız!
301. maddede özellikle bazılarını rahatsız eden yegane ifade olarak “TÜRKLÜĞܔ kelime-sinde düğümlenmektedir. Gerçek olan şu ki, bu maddenin diğer kelimeleri, malum zevatı ra-hatsız etmiyor. Fakat bu maddenin tamamı beni ve benim gibi insanları ise hiç ama hiç rahat-sız etmediği gibi varlığı da mutlu ediyor. Niçin? Demek ki benim ve benim gibilerin “Türk-lük” ifadesine karşı her hangi bir alerjisi yok. Bazılarının alerjisi niçin var? Yoksa onlar Türk değil mi? Kendilerini Türk olarak görmüyorlar mı?
Örneğin Abdullah Öcalan’a, Osman Öcalan’a, Murat Karayılan’a, Ali Haydar Kaytan’a, Ce-mil Bıyık’a ve tüm PKK’lılara 301’deki “Türklüğü” kelimesi batar mı? Batar elbet! Onlar malum düzlemde, malum milliyetçilikleriyle hareket etmiyorlar mı?
301. madde hakkında, Abdülmelik Fırat, Şerafeddin Elçi, Ömer Dinçer ve Dengir Mir Meh-met Fırat olumlu düşünebilir mi?
301. madde numaracı cumhuriyetçilerden Çetin, Ahmet ve Mehmet Altan’a batar mı? Bu madde, din bezirganlarıyla camide değilse de gazetelerinde saf tutan Şahin Alpay’a, Eser Ka-rakaş’a, Etyen Mahçupyan’a, Koray Düzgören’e, Kürşat Bumin’e, Ali Bayramoğlu’na, Cen-giz Çandar’a, Gülay Göktürk’e batar mı? Batıyor ki malum çizgilerinde gidiyorlar. Bu kişilere gazete köşelerini açan ve de ceplerine paralarını veren malum gazetelerdeki Müslüman geçi-nen kardeşlerine 301’deki “TÜRKLÜĞܔ kelimesi batıyor mu?
“TÜRKLÜĞܔ İFADESİ ATATÜRK’ÜNDÜR
“Türklüğü” ve “Türklük” kavramlarını bu ülkede özellikle Atatürk yazmış, gündeme sokmuş ve de kullanmıştır. Bu konuda size çok sayıda belge de bulabiliriz. Fakat şimdilik bir kaçı ile yetineceğiz. Özellikle “Türklüğü” kelimesinden korkan ve hedef saptıran sahtekarlar ile onla-ra destek veren, onları koruyan çıkarbazların görmesi dileğiyle...
Şimdi gelelim Atatürk’ün bu bağlamdaki ifadelerine.
Atatürk, ünlü “Onuncu Yıl Nutku”nda şunları demiyor mu?
“Asla şüphem yoktur ki, TÜRKLÜĞÜN unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük me-deni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafıyla, atinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.”
Atatürk’ün “Değişmeyen Mesajı” olarak bilinen ve Türk Silahlı Kuvvetlerine verdiği emir şöyle değil midir?
“Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferle beraber medeniyet nurları taşıyan kahraman Türk Ordusu.
Memleketini en buhranlı ve müşkül anlarda zulümden, felaket ve musibetlerden ve düşman istilasından nasıl korumuş ve kurtarmış isen, Cumhuriyetin bugünkü feyizli devrinde de, askerlik tekniğinin bütün modern silah ve vasıtalarıyla mücehhez oldu-ğun halde, vazifeni aynı bağlılıkla yapacağına hiç şüphem yoktur.
Türk vatanının ve TÜRKLÜK CAMİASININ şan ve şerefini, dahili ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve Büyük Ulusumuzun orduya bahşettiği en son sistem fabrikalar ve si-lahlar ile bir kat daha kuvvetlenerek büyük bir feragati nefis ve istihkarı hayat ile her türlü vazifeyi ifaya müheyya olduğunuza eminim. Bu kanaatle Kara, Deniz, Hava Ordu-larımızın kahraman ve tecrübeli komutanları ile subay ve eratını selamlar ve takdirlerimi; bütün ulus ve muvacehesinde, beyan ederim.”
Atatürk 18-19 Mart 1923, Pazar günü Tarsus-Türk Ocağında da şunları söylemedi mi?
“Yeni Türkiye Devleti bütün TÜRKLÜK karakterini, yani onun dinç, kararlı, erdemli dünyalarını kendisinde toplamıştır.”
Atatürk Dış Türkler hakkında şunları da söylemiştir:
“Türkiye dışında kalmış olan Türkler, ilkin kültür meseleleriyle ilgilenmelidirler. Nite-kim biz TÜRKLÜK davasını böyle bir müspet ölçüde ele almış bulunuyoruz.
Büyük Türk tarihine, Türk dilinin kaynaklarına, zengin lehçelerine, eski Türk eserleri-ne önem veriyoruz. Baykal ötesindeki Yakut Türklerinin dil ve kültürlerini bile ihmal etmiyoruz.”
Bunları ben mi söyledim? Bunları siz mi söylediniz? Bu sözleri niçin görmezden geliyorsu-nuz? O zaman bu sözcükleri sıkıysa “Onuncu Yıl Nutku”ndan ya da Türk Silahlı Kuvvetle-ri’ne verilen kalıcı emirden de çıkarınız!
Atatürk’ün dediği Türk vatanı neresidir? Türklük camiasının şan ve şerefi nerede başlar nere-de biter? Diyelim ki Türkiye’de başlar, Türkiye’de biter. O zaman Türk Tarih Kurumu sadece Türkiyeyle mi ilgilenir? Türk Dil Kurumu sadece ülkemizdeki Türkçeyle mi ilgilenmiştir. Eğer böyleyse; Atatürk’ün dediği “Tarih bir köprüdür, Dil bir köprüdür” ifadesi nereye sığdırı-labilir?
“Bugün Sovyetler Birliği, dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir, bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o za-man Türkiye ne yapacağını bilmelidir...
Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Ha-zırlanmak lazımdır.
Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam tutarak. Dil bir köprü-dür...İnanç bir köprüdür...Tarih bir köprüdür...”
“Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların (Dış Türkler) bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli...”
İşte Türklük gerçeğini geniş açıdan gören Atatürk’ün düşüncesini sezen ve bilen, Anglo-Sakson-Siyonist Yahudi ittifakı ABD ve AB eliyle 301’deki Türklük kavramı üzerinde baskı yapıyor. Bu baskıyı da güçlendirmek için Lozan azınlıklarını kullanıyorlar. Bunların sayısı yetmediği için senin benim gibi ismi cismiyle aramıza karışıp, fikirleri ve zikirleri farklı olan kişileri de kullanıyorlar. Bunlar kullanılırken ABD ve AB fonlarından tam anlamıyla fonlanıyorlar. Bu fonlananlar aldıkları paraların etkisiyle de Türklük kavramı üzerine dalış yapıyorlar. .
Yine böylesi bir zeminde, bu ülkedeki bazı şerefsizler, H. Dink’in öldürülmesini purotesto etmek bahanesiyle, purovakasyonlar yaptılar. Bir cinayeti kınamak başka şey, cinayete uğra-yan kişinin malum düşüncelerini görmezden gelmek başka şey...
Örneğin “Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Profesör Türkan Saylan” Agos gazete-sine 20 Ocak 2007’de taziye için giderken, Necip Hablemitoğlu’nun uğradığı cinayet sonra-sında ayağı ile cinayet işlenen yere gitti mi? Necip Hablemitoğlu’nun evine uğradı mı? Çağ-daş Yaşamı Desteklemeyi hedef aldığını belirten T. Saylan, H.Dink’e destek verirken, N. Hablemitoğlu’na niçin aynı ölçüde destek vermiyordu?
Halbuki Necip Hablemitoğlu, şunları demiyor muydu?
“Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter ve laik yapısına göz diken tüm unsurlara karşı bunca zah-mete ve mihnete değer mi, diyorsanız, Atatürk’ün manevi mirasçısı olarak evet değer, diyo-rum. Çünkü Türküm ve başka Türkiye yok!”
Ya H. Dink ne diyordu?
“Ermeni kimliğinin ‘Türk’ten kurtuluşunun yolu, ‘Türk’le uğraşmamaktır. ‘Türk’ten boşala-cak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil da-marında mevcuttur. Yeter ki mevcudiyetin farkında olsun.”
Bunları kim söylemiş? Bildiğiniz malum kişi söylemiş. Bunları yaz, söyle ve sonra da yargı-dan kaçmaya çalış. Ben öyle demedim de böyle dedim. Gel onu mahkemelerin külahına an-lat!.
Evet, H. Dink hangi maddeden yargılanıyordu? 301’den yargılanmıyor muydu? Elbette... Ya 301. madde neyi kapsıyordu? Madde yukarıda açık bir şekilde yazılı, bir daha bakınız!
Halbuki gerek N. Hablemitoğlu ve gerekse H. Dink cinayet sonucu hayatlarını kaybetmişler-dir. Fakat birisi Türklük için canını vermeyi göze almış; diğeri ise Türklüğe hakaretten mah-kemeye verilmiş ve ceza almıştı. Aradaki fark bu kadar basit!
İçimizdeki sahte Atatürkçüler ve Atatürk’ün yakasına çıkarları gereği yapışmış olan bazı asa-lakları da bu millet ne yazık ki daha tanıyamadı.
Türklük onuru, gururu ve fikri üzerinde en önemli sözleri Atatürk söylememiş miydi? Bu ko-nuya yönelik olarak yukarıdaki örnekleri de verdik. Anlayana...Kulakları tıkanmamış, gözleri parayla körleşmemiş ve akılları satılmamış olanlara.
301. maddenin özelikle “Türklüğü” kelimesine takmış olanlarla ilgili olarak bilgi verelim. Bunlardan birisi ekranda adeta şartlanmış tavırlar içersinde olduğunu tespit ettiğimiz DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi’dir.
Bu şahıs 5 Şubat 2007 akşamı “SKY Türk” kanalında “Haber Masası” adlı purogramda 301. madde ile ilgili olarak konuşmuş ve görüşlerini de kamuoyuna duyurmuştur.
Gürcü kökenli olduğunu bildiğimiz Süleyman Çelebi için en büyük dert 301. maddedeki “Türklüğü” ifadesi olarak görülmektedir. Avrupa’da benzer yasalar olan ülkeleri gözden kaçı-ran Süleyman Çelebi; yok Polonya’da “Halk” ifadesi varmış; yok şurada şu varmış yok bura-da bu varmış demogojisiyle işi sulandırmağa çalışmıştır.
Ey Süleyman Çelebi! Sen Gürcü veya başka bir kökenden olabilirsin. Fakat bu topraklarda yaşıyorsun. Gürcistan toprağı malum yerdedir. Oradaki Türkleri değil sendika başkanı yap-mak, bu konuda adım bile attırmazlar. Biz buna en iyi örnek olarak Borçalı ve Ahıska Türkle-rini verebiliriz. Sen yiğitsen Gürcistan bayrağına konulan beş tane haçın hesabını sor! Yiğit-sen Müslüman Acaristan Özerk Cumhuriyetine baskıyla konulan haçın hesabını sor!
Türklük kelimesinden etnik kökenin adına rahatsız olabilirsin. O senin bileceğin iş. Fakat bu-nu başında olduğun kuruluş adına yapma! Türk milletinin içine yerleşip, DİSK adlı kuruluşun başına geçerek, kendi hezeyanlarını topluma sunma! Bak bakalım DİSK üyelerinin hepsi se-nin gibi mi? İçlerinde hiç Türk yok mu?
Bu konuda CHP milletvekili Zülfü Livaneli de rahatsızdır. Diyor ki:
“Ve ekledim: ‘Sayın Bakan, yarın bir gün nasıl olsa bu değişikliği AB ve Dünya istedi diye yapacaksınız. Bari şimdi kendi irademizle yapalım da onursuz bir duruma düşmeyelim,’
İstediğimiz de son derece basitti: Maddenin gerekçesinde ırk vurgusu yapılarak tanımlanan Türklük yerine, Anayasa’nın 66. maddesine ve Atatürk’ün tanımına uygun olarak Türk ulusu ibaresinin konması.”
Zülfü Livane’nin yediği nanelere bakınız! Türklük sözcüğü için ırk vurgusu yapıyormuş di-yor. Bundan AB rahatsızmış. Her halde Z. Livaneli “Türklük” kavramını Atatürk’ün ortaya koyduğunu bilmiyor? Biliyor elbet, fakat işine gelmiyor? Olayı tahrif ediyor. Niçin? Belki de kendi orijininden dolayıdır. Z. Livaneli’nin orijini nedir derseniz, size bir ipucu, onun, bağlı olduğu etnik kümenin çıkardığı derginin Türkçedeki ismi “Bizimkiler”dir. Asıl ismini siz bu-lunuz!
Ey Süleyman Çelebi ve Zülfü Livaneli gibi özü farklı kökenden olup da etnik milliyetçilikle-rini yüreğinde taşıyanlar! Türklük kavramı ile ilgili sözler, Mustafa Kemal Atatürk’ündür. Kıvırmayın, yüreklice topluma karşı bağırın bakalım “Biz Atatürk’ün Türkiye gündemine soktuğu Türklük kavramından rahatsızız deyin!” Yiğitseniz bunu yapın!
”Derler ya deveye sormuşlar misali bu ülkedeki hangi yanlışı düzeltelim!” Gerçekten de Topal Osman Ağa ve Atatürk ilişkilerini kasıtlı ve amaçlı olarak sarpa sardıran bir zihniyetle uğra-şırken, geçen ay dinlendirdiğimiz yazımızı, bu ay da Hırant Dink olayı nedeniyle mecburen erteliyorum. Çünkü H. Dink’in öldürülmesini purotesto etmeyi gündeme rezilcesine taşıyan, gayri milli sermayedarlar, küreselcilere teslim olmuş alçak bir medya ve dini sadece Atatürk ve Türk milliyetçiliği düşmanlığına dayandıran dinciler, liboşlar, içiboşlar, kürtçüler ve ko-münistlerin el ele verdiği satılmışların lağımı patladı. Pis kokular günlerce etrafa yayıldı.19 Ocak 2007 Cuma günü öğleden sonra, Türkiye’de ipin ucu da kaçırıldı. H. Dink’i purotesto etmenin mantığı altında Türkler ve Türklükle aşık atılmaya çalışıldı. Bu önemli gelişmelerden sonra bu yazıyı kaleme almak zorunda kaldık.


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam 2904 defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002