Kasım 2008

Ö T E S İ

 

07.12.2019 



Milli Sıtrateji

 
Dr. Alptürk Ünlü

Siyonistlerin intikamı…


Yangından mal mı kaçırdılar ki, Saddam Hüseyin’i alel acele ipte sallandırdılar. Bildiğiniz gibi 30 Aralık 2006 sabahı Saddam Hüseyin’in soluğunu iple kestiler... Yeni yılı, yani 2007 yılını ve Kurban Bayramını, Saddam Hüseyin’e niçin göstermediler? Bu hız, neyin hızıydı? Irak’ta idam edileceği karalaştırılan Saddam Hüseyin’in idamı için, birkaç ay beklemek zor mu geldi? Bu zorluk katsayısının ucu İsrayil’e mi giriyordu ki, hemen her şey bir anda oldu bitti.

Elbette Siyonistlerin bir bildiği vardır. Bu süreçte Anglo-Saksonlar, sadece uzatmalı birer paralı uşaklardır. Bunların ele başısı da Corc Buş denilen çapı ayarı düşük kişidir. Üstelik Saddam’ın bayramdan önce idam edileceğini bilen ABD’nin medya kuruluşları hangileriydi? Bunlar, dünyaya herkesten evvel Saddam Hüseyin’in idam edileceğini söylemediler mi? ABD medyasının sahipleri arasında, Yahudi patronlar var mıdır? Elbette vardır...
Saddam’ın jet idamı, Irak’taki kukla rejim kurtulsun, çapulculuğu ile meşhur Barzani ile siyasette yaptığı dansözlüğü ile simgeleşen Talabani, çifte bayram yapsın diye mi uygulandı? Elbette bu adı geçenler, Siyonist Yahudilerin uşağı haline gelmiş ve kişisel çıkarları gereği, onların önünde, yanında el pençe duran mahluklar değiller mi? Bu mahlukların, Türkiye gibi ülkelerde uzantıları ve kuyrukları da bulunmakta mıdır? Bu tip mahluklar, ABD’li Yahudilerden icazet almak için ABD kapısına yığılmıyorlar mı? Bunlar, ülkemizde nerelere kadar sızmışlardır? Bu durumdan kimlerin ne kadar haberi vardır?
Öte yandan son iki yüz elli yıllık süreçte, Yahudilerin altın çağı başlatıldı. Bu çağın ilk ipuçları önce Masonlar eliyle yükseltilirken, üretim-tüketim sürecinde uluslar üstü sermayenin etkisi; ekonomik ve politik anlamda son derece derin olmuştur. Bu uğurda dünyada nice savaşlar yapıldı, kanlar döküldü. Bu sürecin içerisinde, Siyonistlerin dünyaya gizli olarak hakim olması için zeminler oluşturduğu da görülmüştür. Halen de bu politikalar etkin bir şekilde sürdürülmektedir. Bugün dünyanın pek çok bölgesine hakim olan Yahudiler, sahip oldukları şirketleri eliyle, satın almış oldukları politikacılar sayesinde etkili ve yetkilidirler.
Bu yetki ve etkinin sonucunda, BOP adıyla, bölgemizde düşünceleri uyuşturan anlayışların tohumu da Yahudiler eliyle atılmıyor mu? Hantingtın denilen şahıs Yahudi değil midir? Bölgemizi ve Türk dünyasını karıştıran Soros’un da Yahudi asıllı olduğu bilinmektedir. Türk dünyasının üzerinde de bu oyunlar yoğun bir biçimde sürdürülmektedir. Örneğin Kazakistan üzerine yıkılmaya çalışılan, tip olarak da hiçbir Kazak insanına benzemeyen, Borat adlı şahısın yaratıcısı da İngiltere’deki bir Yahudi değil midir? Yine İsrayil’in Irak’ın parçalanması adına, Kürtleri eğittiği de unutulmamalıdır. Siyonistlerin Nil ve Fırat arası toprakların kendilerine ait olduğunu belirttikleri de sürekli hatırda tutulmalıdır. Tüm bu ve benzer verileri, bir düzlemde ele alıp harmanlarsak, Saddam Hüseyin’in Siyonistler tarafından bir pilan çerçevesinde ortadan kaldırtıldığı gerçeği de kolayca açığa çıkabilir.
Aslında Saddam Hüseyin’i, bir Türk milliyetçisinin sevmesi elbette mümkün değildir. Çünkü onun ve anlayışından beslenenlerin Irak’taki Türklere yaptıkları da malumdur. Bu anlamda Saddam Hüseyin’in bir Türk milliyetçisi tarafından sevilmemesi doğaldır. Kaldı ki Saddam Hüseyin bir Arap milliyetçisiydi. Tüm bunlar ve Saddam’ın bu bağlamdaki yaptıkları, bize göre onun olumsuz davranış ve siyasi yönünü ortaya koyar. Fakat Talabani ve Barzani’nin hedef ve istekleri, Saddam’ın istek ve taleplerini adeta katlayacak içeriktedir. Bundan dolayıdır ki, kötünün iyisi düşüncesinin düzlemi gereği hareket ettiğimizde, karşımızda daha da vahim bir tablo açığa çıkmaktadır...
Anglo-Sakson-Yahudi İttifakınca desteklenen Kürtçülerin, desteklenme gerekçesinin elbette, Kürtlerin Kürt olmasından kaynaklanmadığı bilinmektedir. Yoksa batılıların ve Yahudilerin Kürt olarak kabul ettikleri herkes, bu coğrafyada zaten geçmişte de vardı. Yine onların Kürt dedikleri ve ayrı bir devlette örgütlenmelerini istedikleri insanlara, ne Yahudilerin ne de Amerikalı ve de İngilizlerin günahlarını dahi vermedikleri de bilinen diğer bir gerçek değil midir? Bugünün bazı yönlendiricileri ve siyasetçileri ise, emperyalizmin doğal bir anlayışının ürünüdür. Yani bu tablo: “kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” anlayışından kaynaklanır. Bu tablonun vahametinde Siyonizm gerçeği, bir kez daha bir kale gibi önümüze çıkmaktadır. Saddam Hüseyin, Batıyla olan her türlü ilişkisine rağmen, sonuç itibariyle bir Arap milliyetçisiydi. Bu anlamdaki Batıyla ilişkisi, oradan teknoloji tıransferiyle silah ve petrol ticaretine yönelikti. Batının Sovyet kanadıyla ilişkileri daha da gelişmişti. Halbuki Saddam Hüseyin’i ABD ya da Batı ajanlığıyla suçlayan Usame Bin Ladin gibilerin, tüm geçmişleri baştan aşağıya kadar ABD ajanlığına dayanmıyor muydu? Yoksa Ladin de “dün dündür” diyenlerden miydi? Belki de, ülkemizdeki bazı İslamcı geçinenlerde olduğu gibi “ben artık döndüm”, diyerek günümüzdeki çizgisine ve kendisine verilen yeni bir role mi başlamıştır? Bunları hep düşünelim! Sahi Ladin’e ne oldu? Buhar olup dünyadan uçtu mu? Rejimler deviren, liderler öldürten CİA’nın, Ladin konusundaki başarısızlığı neye dayanmaktadır? Ya dinci İran yönetiminin de, Saddam Hüseyin’e karşı Yarbay North ile ilişkilerindeki destek ve Yahudi bağlantısı nasıl izah edebilirler?
Saddam Hüseyin Irak’ta iktidardayken, yanlarına gidip gelenlere ne oldu? Gıkları çıkmıyor mu? 2003 yılı ABD işgali öncesinde, Irak’a gidip gelen ve ticari başarılar hedefleyen Bakan Kürşat Tüzmen dilini mi yuttu?
Saddam Hüseyin’i tavuk gibi boğazlayanlar, Kelimeyi Şahadet dahi getirtmediler. Sonra da bunu bir puropaganda gibi cep telefonuna aldıkları görüntülerle, tüm dünyaya yayma olayını da başarılı bir işmiş gibi de gösterdiler. Burada tüm Müslümanlar, şu gerçeği görmelidir; Saddam’ın idamını bu şekilde yapanlar, Sadır guruplarına mensuplarsa, o adamlar ya tam anlamıyla kafasız ya da onlar gerçek bir Anglo-Sakson-Siyonist Yahudi ittifakının bezirganlarıdır... Çünkü yaptıkları idam olayında, karşılarında kim olursa olsun cellatlığı da bir Müslüman gibi yapmaları gerekmekteydi. Kanımca idamı yapanlar; ya Irak’taki vahameti göremeyecek kadar körleşmiş kişiler ya da dediğim gibi Siyonist Yahudilerin Iraklı uşaklarıdır. Bu uşaklar kendi kimliklerini farklı gösterip, hedef ve görev düzleminde tüm dünyayı aldatmayı çok iyi pilanlayan ve de bunun servisini de dünyaya veren insanlardır...
Saddam Hüseyin suçlu muydu? Bir çok açıdan suçluydu. Ayak parmaklarından başındaki saç kıllarına kadar suçluydu. Fakat Anglo-Sakson-Siyonist Yahudi ittifakına karşı yaptığı mücadelede kesinlikle suçlu değildi. Aslında sorun, suçluları teşhis etmek ya da suçluları tespit etmekten ziyade, suçlular arasında tek yanlı ayırımlar yapılmasıdır. Bu ayırımlar, hem ülkemizdeki sahte aydınlar tarafından yapılmakta, hem de kaşarlanmış batılı yönetici ve ileri gelenlerince gündeme sokulmaktadır. Evet Saddam Hüseyin tescilli suçluydu. Peki İmralı’da Türk milletinin kesesinden besiye alınan ve yan gelip yatırılan Abdullah Öcalan tescilli ve tespitli bir suçlu değil miydi? Kimlerdi Abdullah Öcalan gibi bir katliyam organizatörünü, İmralı adasında Türk milletinin kesesinden besiye alanlar? Elbette ABD emriyle Elli yedinci hükümetin mensuplarıydı. Onlar o dönemin mensubiyetinin ağırlığını, tarihe mal olarak her zaman yaşayacaklardır. Bundan kurtuluşları yoktur. Onların peşini bu millet unutarak bırakabilir. Fakat onları bu konuda, tarih hiçbir zaman unutmayacak ve tarihin sürecinde alınlarında Abdullah Öcalan’ı Türk milletine rağmen aklayanlar yaftasını taşıyacaklardır. En azından herkesin elinden ya da dilinden kurtulsalar, bizim ve bizler gibilerin ellerinden ve dillerinden kurtulamazlar. Kim olurlarsa olsunlar, hangi kılığa girmiş olurlarsa olsunlar, onlara hiçbir şey yapamazsak bile, tarihe mal etme görevimizi yapacağız... Her gün ülkemizdeki medya tarafından terörist başı olarak nitelenen bir adam hakkında, hiçbir siyasi iktidarın ya da hükümetin, halktan izin almadan kendi başına karar alması objektif ve demokratik değildir. Başka şeylerde “halka gideceğiz” diyenler, niçin Abdullah Öcalan’ın idamı konusunda halka gitme yiğitliğini ya da cesaretini gösteremediler? Elli yedinci hükümetin sürecinde idamdan kurtarılan Abdullah Öcalan hakkında, karar eğer yanlışsa R.T.Erdoğan hükümeti halk adına niçin harekete geçmedi? İmralı’da yan gelip yattığını ülkemizde herkesin bildiği Öcalan’ı, R.T.Erdoğan bilmiyor mu? Oysa ülkemizdeki en meşhur “yan gelip yatma” uzman mütehassıs olarak tanınan R.T.Erdoğan’a, dünya yan gelip yatma ya da yatırılma şampiyonu olan Abdullah Öcalan gerçeğini, Kürt asıllı danışmanları mı göstermiyor? Sonuç itibariyle Saddam Hüseyin için gıkları çıkmayan yerli yabancı sahtekarların, katliyam organizatörü Abdullah Öcalan hakkında feryadı figan yapmaları neye dayanıyordu?
ASIL SUÇLU KİM?
Bunların dayandığı temel anlayış, Saddam Hüseyin’in Siyonizmin çıkarlarına ve İsrayil gerçeğine tavır almasından, Abdullah Öcalan’ın ise Siyonizm ve İsrayil’in uzun vadeli çıkarlarına uygun hareket etmesinden kaynaklanmaktaydı. Saddam’ın ipe gitmesini Siyonistlerin eliyle isteyen ABD ile Abdullah Öcalan’ın özellikle idam edilmemesini isteyen ABD aynı ülke değil mi? Bu ABD denilen ülkenin de tepesinde Yahudi lobisinin etkin olduğunu da pek çok kişi bilmektedir. Küreselcilere göre, Saddam Hüseyin suçluydu. Ya baba ve oğul Corc Buş ve Sosyal demokrat Toni Bileyir gibiler suçlu değil mi? Onların sözde Irak’a çıkma gerekçeleri neydi? Bu gerekçe bugün hangi aşamadadır? Yaklaşık yedi yüz bin Müslüman Iraklının bombalar altında öldürülmesi, kurşunlanarak vurulması ya da işkencelerle katledilmesi neyin nesidir? Başka bir açıdan da Siyonizmin oyununa gelerek “düşmanı diğer düşmana kırdırma” anlayışını, kendilerine amaç edinenlere ve yardakçılarına soruyoruz: günümüzde, şehirlerin, kasabaların, pazar yerlerinin ve mabetlerin canlı bombalara hedef tutulması, Saddam Hüseyin’in mi yoksa sizin mi suçunuzdur? Bu suçun müsebbibi oğul Corc Buş değil midir? Öyleyse bu Buş’un uluslar arası bir mahkemede insanlık adına yargılanması gerekmez mi? Yoksa “güçlü olan her zaman haklıdır” düşüncesini bütün insanlık kabul etmek zorunda mıdır?
Diyoruz ki, bu uluslar üstü terörist başları olan baba-oğul Corc Buş ile Toni Bileyir’in insanlık önünde yargılanmaları lazımdır. Bu eli kanlı şahıslar, demokrasi oyuncağını ağızlarına sakız yaparak, dünya üzerindeki uluslar üstü Yahudi emperyalizminin en büyük uygulayıcıları ve tetikçileridir. Biz en azından bu katliyam organizatörlerini köşemizde insanlık adına mahkum ediyoruz...
Aralık 2002 tarihinde, Ufuk Ötesi’nin 9 numaralı sayısında, Milli Sıtrateji, köşesinde, “Yakınımızdaki Irak-2” adlı yazımda şunları yazmıştık:
“Efendim Irak üstüne, Saddam yüzünden gidiliyormuş, onun diktatörlüğünden ve silahlarından korkulmaktaymış ve onun için gidiliyormuş (!) Dünya da Saddam’dan daha tehlikeli yöneticiler yok mu? Saddam daha çok kimin için tehlikeli? Onun silahları, Amerikayı vurabilir mi? İsrail’i vururmuş. İsrail’i başkaları vuramaz mı? Vurur elbet. Atom bombası olan üçüncü dünya ülkeleri dahi yok mu? Var. Bu panik neden? Zemin oluşturmak için... Saddam’ın diktatörlüğü, silahları ve abartılı gücünün, sürekli gündeme getirilmesi, müdahale etmek için gerekçelere zemin hazırlamaktan, başka bir şey değildir. Bu durum, dünkü süreçte, İngilizlerin yönlendirmesi ve Cemiyeti Akvam eliyle, Türkiye’ye karşı yapıldı. Sonuçta Musul gitti. Günümüzde ise, Amerikalıların hedef göstermesi ve Birleşmiş Milletler eliyle, sözde Saddam’a ve Irak’a karşı, Kürt Devleti’nin kurdurulması ve Anglo-Sakson-Yahudi ittifakının, çıkarları doğrultusunda yapılması şeklinde sürdürülmeye çalışılmaktadır.
Yahudilerin, en az Amerikalı ve İngilizler kadar bölgeyle ilgilendikleri ve Kürtleri kullanmak istedikleri, bir gerçektir.”
Kasım 2002 tarihinde, Ufuk Ötesi’nin 8 numaralı sayısında da, Milli Sıtrateji köşesinde, “Yakınımızdaki Irak, Irak’taki Yakınlarımız.” yazımızda da şunları yazmıştık:
“Hepimizin malumudur ki, “minareyi çalan kılıfını da uydururmuş”. Atalarımız bu sözleri boşu boşuna söylememiş... Hatırlarsınız, on bir sene önce (2002 tarihi itibariyle), karabatakların petrole bulaşmış bir şekildeki görüntülerini...
Bu görüntüleri, bütün dünya televizyonlarına yayan ABD’nin CİA yönlendirmeli ajans ve kanalları, insanları ne kadar kolay bir şekilde, etkilemişlerdi... Evet, o zavallı kuşlar, petrol içersinde ölüm-kalım mücadelesi ederken, bizler olayın geçtiği yerin, Basra körfezi olduğunu düşünürken ya da düşündürülürken, belki de “Atı alan Üsküdar”ı geçiyordu... Aslında o kuşların, o acıklı durumları, yine o malum çevrelerin, kendi talan ekonomilerinin sonucunda, başka denizlerde batan ya da denize petrol akıtmış/sızdırmış olan gemilerin, ürünüydü... Allahım! Ne korkunç bir şey?!. Atılan her adımı, olumsuz dahi olsa, kendi lehlerine çeviren bir zihniyetin, ne biçim tuzaklarıyla, karşı karşıyayız?! Evet, kuşlar Basra’da değil ama, başka denizlerde, emperyalistlerin arsızlıklarının sonucunda telef olurken ve bunun üstüne aşağılık senaryo üretenler, Bağdat’ta bombalar altında can veren masum insanların, çığlıklarının sesini hiçbir yere, hiçbir şekilde, acıklı ve duyarlı bir şekilde, duyurmuyorlardı/duyurtmuyorlardı... Neden?
Artık gözümüzü açalım! Başka denizlerdeki kuşlar üstüne, böyle senaryolar üretenler, Güneydoğuda, bilmem ne kadar uranyum ele geçirilmiş ya da yakalanmış edebiyatıyla, yeni yeni gündem maddesi oluşturup, taraftarlar bulmaya çalışmıyorlar mı dersiniz? Dikkat buyurun, bazı şeyleri, tezgaha koymanın da, tam sırası, değil mi? Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri, bu konuda, kendi ülkelerinin varlığı ve dirliği için, bu tip konuları ıcığına-cıcığına kadar, inceleyip gündeme sokmalılar...”
Yakın tarih boyunca, ABD’nin yalan puropagandasının bir ucunda da İngilizler vardır. Nitekim onlar Uganda’da yetiştirdikleri İdi Amin’in kendi ve İsrayil’in çıkarlarına ters davranışlar içerisine girdiğinde şu haberleri tüm dünyaya sürekli yaymadılar mı?
“Efendim bir komutanına kızıp kendisini akşam yemeğinde güzelce pişirmiş. Bir başka akşam yemeğinde ise kendi oğlunu midesine indirmiş. Rakiplerinin kesilmiş başlarını dondurup, zaman zaman çıkarıp, seyretmiş.” Aslında İngilizler yalanlardan birisini de Mustafa Kemal Atatürk üstüne bizdeki dinciler eliyle üretilmesine de vesile olmadılar mı? O dönemin Kıbrıs’ında, Mısır’ın da İngiliz çıkarlarına hizmet eden Şeyhülislam Mustafa Sabri ve Sayit Molla gibilerin Türkiye Cumhuriyetinin milli kazanımlarına karşı attıkları iftiraların patenti, İngilizlere ayit değil miydi?
Örneğin bu çeşit gerçekleri bilmeyen ve idrak edemeyen kişilere karşı, daha sonraki süreçte ülkemizdeki medrese ve tarikat kalıntıları eliyle, daha da katmerli yalanlar üretilmedi mi? Bugün bile dilden dile, kulaktan kulağa iletilen bu çeşit içi boş haberler yok mudur? Fakat ne çare ki, kafasının içi boşaltılmış olanların, içi boş haberleri algılamaları mümkün müdür? Yani onlara göre “Mustafa Kemal Paşa, sözde İngilizlerin adamıymış.” Bu düşünceyle müritlerinin beyinlerini tütsülemediler mi? Beyni böylece tütsülenmiş kişiler, toplum içerisine salınmadı mı? Halen de bu tür yalan düşünceleri aralarında ileten müritler ve guruplar yok mudur? Diyalektik bilmeyen, objektif olmayan, hayatı akıllarıyla değil de sözde şeyh ya da benzeri kişilerden alanlar bu toplumda yaşamıyor mu? ABD ya da İngiliz uşağı olarak yaşayan kaşarlanmış ele başılarının gölgesinde ömrünü geçenler, özellikle bunları yapmıyor mu? Şunu da unutmayalım, böyle yaşayanların sokakları, sürekli olarak çıkmaz sokak olacaktır. Bu ülkede gerçek tarihi ve sıtratejiyi bilen ve uyur gezer olarak gezmeyenler için her hangi bir sorun yoktur. Fakat aksi istikamette dalgaya karşı yüzenlerin, kulaklarına deniz suyunun kaçması ve beyinlerinin tütsülenmesi gayet kolaydır. Bu kolaylığın bağnazlığında ve bu düşünceler paralelinde içimizde gezen, sağımızda ve solumuzda dolaşan bir sürü şahıs elbette bulunmaktadır. Böylesi şahıslar eliyle, Türkiye’nin dengeli bir milli politika takip etmesi, her halde kolay olmasa gerekir. Biz yukarıdaki aktardığımız yazılarımızı kaleme aldığımızda 2 Kasım 2002’deki seçim daha yapılmamış ve R.T. Erdoğan tayfası ülkeyi ele geçirememişti. Sonraki süreçte onlar iktidara gelecek ve bugüne kadar ki, Cumhuriyet tarihinin en başarısız ve teslimiyetçi dış politikası takip olunacaktır.
Bu yazılar yazıldığında, henüz 2003 yılına girilmemiş ve Irak üzerindeki Anglo-Sakson-Siyonist Yahudi ittifakının ikinci işgali başlamamıştı. Fakat Perşembenin gelişi Çarşambadan belliydi. Her türlü uyduruk ABD senaryolarına rağmen, tablo açık ve netti. Bunu Saddam Hüseyin’in görmesi ve algılaması zaten zordu. O ancak kendisini bir avuç Filistinli garibana kabul ettirebilmişti. Ne Suudiler, ne hurma şeyhleri ne de başka başka Araplar, doğru dürüst Saddam Hüseyin gerçeğini kabullenmemişlerdi. Bu kabullenmeme de, yönetim anlamında çelişkilerin olmasının yanı sıra, ABD yönlendirmeli puropagandaların ya da korkutmaların da izleri vardı. Sonuç itibariyle bir diktatörü, bayram öncesi tavuk gibi boğazlayanların ve bunu dünya tezgahına koyanların, gerçek kurban bayramı ekranlarda yaşandı. Oradaki insan kasapları, Anglo-Sakson-Siyonist Yahudi ittifakınca yetki verilen uşaklardı. Deve, öküz ya da koç yerinde bulunan kurbanlık ise Saddam Hüseyin’di... Darısı yukarıda belirttiğimiz gibi, tüm dünyayı demokrasi maskesi altında soyanların, ekonomik anlamda insanlığa kan ağlatanların ve bu anlamdaki büyük diktatörlerin ve katillerin başına...


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam 5079 defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002