Kasım 2008

Ö T E S İ

 

06.12.2019 



Göğe Merdiven

 
Aybars Fırat

Kurtlar Azalınca Domuzlar Çoğalır


Bir zamanlar Doğu Anadolu’da yılanların toplu olarak öldürülmesinden sonra kurbağaların arttığını duymuştum ama domuzların artmasının kurtlara bağlı olduğunu duymamıştım. Yüce Allah öyle muhteşem bir düzen kurmuştu, ekolojik denge denilen bu müthiş düzen milyarda bir ihtimale dahi izin vermeden tıkır tıkır işliyordu. İnsanoğlu olarak biz bu düzene müdahil olduğumuz zaman mutlaka başımıza bir felaket geliyordu.

Geçtiğimiz ay memlekete kısa bir yolculuk yaptım. Bizim memleketin arazisi verimlidir, ormanı, bağı bahçesi bir aradadır. Hemşerilerimle sohbet ederken dikkatimi çeken bir hususu aktarmak istiyorum: Söz arasında söylediler; Hayvanlarını dağa serbestçe otlamaya bırakıyorlarmış. "Yırtıcı hayvanlar zarar vermiyor mu?" diye sordum. “Bu sene domuzlar çok, kurtlar yok, onun için rahatça hayvanlarımızı salabiliyoruz!” dediler. Tecrübe ile biliyorlarmış ki domuzlar çoğaldığı zaman kurtlar azalırmış. Kurtlar, domuzların baş düşmanı imiş. Domuzları yerlermiş. Bu sohbet çok ilgimi çekti. Çünkü Türkiye'de, benzer süreçler yaşanıyordu. Benim düşünceme göre, tamamen maksatlı olarak çıkarılan kuş gribi balonları üzerine toplu itlaflar yapılmış, daha sonra da kene, zehirli örümcek dedikoduları üretilmişti. Bunlar dedikodu değilse kesinlikle laboratuarda üretilen hayvanların çeşitli bölgelere eşzamanlı bırakılmasıyla suni olarak üretilmiş hastalıktı ve basın bunlarla yapılmak istenen neyse ona hizmet eden yayınlar yapmıştı. Böyle bir dönemde bu bilgi üzerinde düşünülmeye değer bir bilgiydi. Bir zamanlar Doğu Anadolu’da yılanların toplu olarak öldürülmesinden sonra kurbağaların arttığını duymuştum ama domuzların artmasının kurtlara bağlı olduğunu duymamıştım. Yüce Allah öyle muhteşem bir düzen kurmuştu, ekolojik denge denilen bu müthiş düzen milyarda bir ihtimale dahi izin vermeden tıkır tıkır işliyordu. İnsanoğlu olarak biz bu düzene müdahil olduğumuz zaman mutlaka başımıza bir felaket geliyordu. Tabiat, bir şekilde kendi kendini tamir edebiliyordu ama bizler olur olmaz müdahalelerimizle dünyanın sonunu hazırlıyorduk. Gelişmiş ülkelerin ozon tabakasını delen ürünlerden vazgeçmeyişi, savaşlarda atılan bombaların ve kimyasalların etkisiyle dünyamızı çöle çeviriyorduk. Kullanılabilir su kaynakları azalıyor, mevsimler ve sıcaklıklar değişiyor, buzullar eriyor, dünya süratle ısınırken sel ve deprem felaketleri artıyordu. Yakın bir gelecekte ABD ve Avrupa yaşanmaz hale gelecekti ve verimli, sulak toprakların, denizler altında kalmayacak yükseklikte ve su kaynaklarının bol olduğu ülkeleri şimdiye kadar olan savaşlardan daha farklı bir savaş bekliyordu. Bu savaş, "sen, su kaynaklarının, ağacın ve yeşilin bol, sürdürülebilir hayatın mümkün olduğu topraklarda yaşıyorsun, benim atom bombam var, oturduğun yeri bana terk etmezsen, çekilip gitmezsen seni yok ederim1" şeklinde özetlenebilirdi. Bu amaçla açılan savaşın girizgâhı yapılmış, Kuveyt, Irak, Lübnan işgal edilmişti. Sırada Suriye, İran ve Türkiye vardı. Eskiden savaşlar topla tüfekle adam gibi yapılırken şimdi milletleri içten çökertme yoluyla yapılıyordu. Savaşta milletlerin kendi çocukları birbiriyle savaştırılıyordu. Ya da, Çanakkale'de olduğu gibi bir sömürgenin askeri diğer sömürgede savaşa gönderiliyordu. Sonra bunun da pahalı olduğunu görmüşlerdi. Şimdi bizi içten çürüterek, kokuşturarak, krizler içinde kıvrandırarak, canavarlaştırarak, hasta ederek, kanımızı tahlil edip ona göre virüs yayarak, bizi başımızı kaldırıp etrafımıza bakamaz hale getirerek, kendi dillerini konuşmaya, kendi müziklerini dinlemeye zorlayarak bizimle savaşıyorlardı. Milletler birkaç yüz senedir sömürgeleştirilmiş, köleleştirilmiş, bağımsız devlet sahibi gözükseler de mutlak kontrol altında tutuluyorlardı. Ülkeleri, sömürgeleri ayaklandığında, mecburen ayrılıp giderken bıraktıkları sistemleri, sistemi yürütecek sadık adamları ve ajanları, içteki kendi eğitim kurumları ve locaları eliyle yetiştirdikleri idarecileri vasıtasıyla yine eskisi gibi idare ediyorlardı. İngiliz Milletler Topluluğu dimdik ayaktaydı. Öyle ki İngilizlerin bıraktığı Suudi, İsrail'in Lübnan'ı işgaline alkış tutuyordu. Yüzlerce yıldır kararlılıkla uygulamaya çalıştıkları projeler tek tek hayata geçiriliyordu. Çan kuleli kilise açamadıkları yere apartman kiliseleri açıyorlardı. Hem de mesela Türkiye'de yapıldığı gibi, toplam cami sayısınca kilise! Misyoner okulu kuramazlarsa misyoner okulu vazifesini gören kolejler açıyorlardı. İşin tuhafı, yetişen nesiller tamamen olmasa bile bunları çok tabii karşılıyor, İngilizcenin, batı kültürünün, müziği ve sanatının doğal savunucusu haline geliyorlardı. Bünyeyi koruyacak bağışıklık sistemleri çökertiliyordu. Yani kısaca kurtlar azalmış, domuzlar her yanı sarmıştı. Böyle bir dönemde duyduğum bu atasözü gibi söz beni çok etkiledi.
Kurtların yeniden çoğalması ve domuzların azalması, şaşmaz dengedeki o ilahi nizamın yeniden kurulması için şarttır. Dünyanın çevre felaketine uğramaması için ekolojik bir denge kurulması gerekiyorsa, mutlaka kurtların domuzların çoğalmasını engellemesi gerekiyor! Peki kurtlar ne yapıyor? Kurtlar küçük küçük sürülere ayrılmış vaziyette. Küçük sürüler büyük sürülere katılmayı reddediyor. Belki de haklı sebepleri vardır. Ama her ne sebeple olursa olsun kurtların büyük sürüler halinde yaşaması gerekiyor. Aksi halde küçük sürüler halindeki domuzlar çoğalıyor ve bağa bahçeye, insanlara, dünyaya zarar veriyorlar. Bazı kurtlar, bu şartlarda domuzların himayesinde de olsa kurtları birleştirelim diye çalışıyor. Bu düşünce doğru bir düşünce midir, değil midir takdirinize bırakıyorum. Artık büyük bir sürü olan domuzların sürülerini devam ettirecekleri, kurtları da buna alet etmeye çalışacakları tabiidir. İnsanoğlu doğal hayatı bozmamak için azalan kurtları gözetme mecburiyeti vardır.
Günümüzde kurtlar, konuşmakla, dedikoduyla zaman öldürüyorlar. Okumuyor, yazmıyor, aralarından kanaat önderi çıkmasına izin vermiyorlar. Çekememezlik var ve “ben yapayım, başkası yapamasın”, “küçük olsun benim olsun” düşüncesi var. Yanlıştır. Yazıktır. Çünkü bu arada atı alan Üsküdar'ı geçiyor. Kurtlar tek ses tek yürek halinde birleşmek, bütünleşmek, her türlü ayrılığı, fitneyi bir kenara bırakmak, akıllı olmak zorundalar. Aksi halde "Kurtlar azalınca domuzlar çoğalacaktır!"


aybarsfirat@yahoo.com

Bu yazı toplam 7131 defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002