Kasım 2008

Ö T E S İ

 

06.12.2019 



Yakın Takip

 
Dr. Ünal Metin

Erken seçim ve keneler


Bu iş hep böyle olmuştur. Taş gibi bütçemiz var, döviz stokumuz dağlar gibi diyen siyasetçilerle alay eder gibi birileri cart diye düğmeye basar, Türkiye kaderi olan ekonomik krizlerden birini daha yaşamaya başlar. Arkasından da seçim sandığı; ödeneksizlikten hademesi olmayan okulların temizlenmemiş tozlu sınıflarına konur.

Başbakan sağda solda ve her fırsatta erken seçim olmayacağını söylüyor ama Türkiye erken seçim rayına girmiştir. Bunu neye dayanarak mı söylüyoruz? Cevabı çok basit. Ne zaman ki borsa denen panayırda hisse senetleri aşağı doğu hareketlenir,  dolar ve euro yukarı doğru tırmanır Türk halkı sandığa gider. Ne zaman ki Maliye Bakanı ortadan kaybolur, Merkez Bankası Başkanı manşetlere çıkar, ne zaman ki Sermaye Piyasası, Para Piyasası gibi kurumların başkanları günü kurtarmak için beyanatlar vermeye başlar ve ne zaman ki tv kameraları Kapalıçarşı’da, Tahtakale’ de çekimler yapmaya başlar artık anlarız ki erken seçim kapıdadır.


Bu iş hep böyle olmuştur. Taş gibi bütçemiz var, döviz stokumuz dağlar gibi diyen siyasetçilerle alay eder gibi birileri cart diye düğmeye basar,  Türkiye kaderi olan ekonomik krizlerden birini daha yaşamaya başlar. Arkasından da seçim sandığı; ödeneksizlikten hademesi olmayan okulların temizlenmemiş tozlu sınıflarına konur. Biz de dedemizin, babamızın bize bıraktığı halkımızın ortak mirasları olan “sabır taşı” ve  “umut ekmeği”yle eskilerden daha iyisini seçmek için bir kez daha sandığa gideriz.


Yeni birileri gelecek bizi makûs talihimizden kurtaracak diye umutla beklerken, gene aynı kişilerin tekrar geri geldiğini görürüz. Aynı kişilerin tekrar geldiklerini görünce bu sefer de umudumuzu tüketmez, tekrar geri gelen bu kişilerin değiştiklerini, geliştiklerini hayal eder dertlerimizin artık son bulacağını zannederiz. Birkaç sene daha demokrasi adlı elma şekerini yalar, içinden çıkar çürük elmayı yeriz. En sonunda elimizde kalan çubuğa bakıp bakıp aldatılmanın dayanılmaz hafifliğinde miskinlik uykusuna dalarız.


Bitmek tükenmek bilmeyen bir sabırla, Türk halkı bu filmi yıllardır seyrediyor.


Türkiye’de son günlerde halkımızı korkutan yeni bir hastalık var. “Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi” hastalığı gibi adını Türkçe bilmeyen birinin koyduğu bu hastalığa , “Kene” dediğimiz bir haşarat sebep oluyor. Kene; ağaçlarda, otlarda yaşıyor ve kanla besleniyor. Hayvanların kanını emen bu haşere, insanların vücudunada yapışıyor. Vücudun da bu haşaratı gören insan kurtulmak için keneyi kopartırsa haşaratın başı vücut içinde kalır. Kenenin bünyesinde olan bir virüs de vücudun içinde kalan kene parçasıyla çoğalarak garip isimli bu hastalığa sebep oluyor.


Halkımızın bu hastalıktan ödü kopuyor. Her gün onlarca insan vücudunda bir böcek ısırığı görünce hastanelerin acil servislerine koşuyor.


Bu iş bana çok garip geliyor. Aslında halkımızın kanını emen kenelere (!)  alışık olması gerekirdi. Yıllardır kanı emilen bu halkın ufacık bir hayvandan, bir haşereden bu kadar paniklememesi lazımdı.


Tabii bu hastalığa sebep olan kenenin özelliği, adamı bir haftada öte tarafa göndermesi. Onun için bizi bu kadar ürküttü ve tepki aldı. Bizim yıllardır kanımızı emen keneler (!) ise daha akıllı ve sinsi olduklarından adamı bir haftada öldürmüyorlar. Bizim kenelerin(!)  yol açtığı hastalık süründürme düzeyinde seyrediyor. İnsanlar sürüne sürüne yıllar süren bir işkence sonunda öbür tarafa göç ediyorlar. Biz bu kenelere (!)  o kadar alıştık ve o kadar değer veriyoruz ki; onlara kutsal hayvanlar gibi saygı besliyoruz. Firavunlar döneminde Mısırlıların en saygı duyduğu, en fazla değer atfettiği hayvan  “Bokböceği”ydi. Mısırlılar bokböcekleri için tapınaklar bile yapmışlardı. Bizde bizim keneleri (!)  Eski Mısırlıların bokböceklerini sevdiği kadar seviyoruz adeta. Onları başımızın üstünde taşıyor ve onlardan bir türlü vaz geçemiyoruz.                                     


unalmetin11@yahoo.com

Bu yazı toplam 2547 defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002