Kasım 2008

Ö T E S İ

 

09.12.2019 



Tutanak

 
Hüseyin Özbek

Kara tren


Yaymacıdan aldığımız Türkü Kitabı’nı sabahleyin sığırları otlatmaya çıkarırken azık pog’una koymayı unutmazdık. Günün uzununda kitaptaki türküleri baştan sona onlarca kez makamıyla devrederdik. Kitabın sonuna geldik mi hadi bakalım yeni baştan... Muzaffer Akgün, Necla Erol, Nuri Sesigüzel, Ahmet Sezgin, Mustafa Geceyatmaz, Osman Türen, Aliye Akkılıç, Ahmet Gazi Ayhan ve zamanın diğer meşhurlarının türkülerini sesimiz kısılıncaya kadar okurduk.

             Karşı dağdaki, öte geçedeki bir türkü patlattı mı ona cevabını vermek işin raconundandı.


             Türküye kendimizi iyice kaptırınca, fırsatı ganimet bilen sığırlar arada bir komşunun ekinine bostanına girer, uslulardan bir güzel azar işitirdik. Akşam aile büyükleri de kulağımızı çeker, mala davara göz kulak olmamızı, konu komşudan şikâyet getirmememizi kaçıncı kez tekrarlardı.


             Baştan sona kitabı devrederdik etmesine de, herkesin bir baş türküsü vardı. Onu daha bir özenle okurduk. Sarıoğlangil’in Hatip Dayı’nın Tuncay’ın baş türküsü Kara Tren’di. O söylemese bile biz türküyü okuması için zorlardık. Bizim kuşaklar arasındaki lâkabı hâlâ Kara Tren’dir Tuncay’ın.


             Köyün hallicelilerinden birkaçının evinde bulunan bataryalı radyoların yerini ortaokul yıllarımızda transistörlü çanta radyolar almaya başladı. Muzaffer Sarısözen’in “Yurttan Sesler”i başta, radyoda okunan türküler evlerden sokağa taşar, köyün içlerinde yankılanırdı.


             Evimizin karşısında, öte geçedeki  Yılmaz Ağabey’in saz çalıp türkü okumasını hayranlıkla dinlerdik. Bizler de elimize aldığımız değnekleri saz gibi tutar, ağzımızla tınılar çıkararak onu taklide yeltenirdik.


             Cuma Pazarına Araç’a indiğimizde yaymacıya bakar, yeni türkü kitabı gelmişse arkadaşlarla bulur buluşturur, harçlıkları denkleştirir mutlaka alırdık. Yanık sesiyle omzuna çapraz astığı çantasına doldurduklarını satmaya çalışan destancı bütün çarşıyı, kahveleri dolanır, ikindiye doğru çantası tamamen boşalmış olurdu. Ben en çok destancının okumasından etkilenir, arka sıra ona sezdirmeden takip ederdim.


             Eve geldiğimde destanı baştan sona ilk kez anama okurdum. Deprem, yangın, tren kazası, sel baskını, kıtlık vb. konu alan destanın ortalarına doğru anam mutlaka ağlamaya başlardı. Kendisi dinledikten sonra da komşu kadınlara okuturdu. Okuryazarlığı olmayan anam benim birkaç kez okumamdan sonra neredeyse destanın tamamını ezberine alırdı.


             Bir keresinde Araç’tan döndüğümde anam ocak başında serme ekmek ediyordu. Bir yandan yaz sıcağı, bir yandan ocağın ateşiyle ter içindeydi. Aldığım destan, dostuyla bir olup, üç çocuğunu öldüren canavar ruhlu bir kadının üzerineydi. Destanın üçüncü dörtlüğünden itibaren anamın terine gözyaşları karışmaya başladı. Canilere beddua ediyor, masum bebelerin yasını tutuyordu. İlk dörtlüğünü hâlâ hatırladığım destanın gerisi hiç aklımda kalmamış: 


                                        Vilayet Çanakkale, kaza Ezine


                                        Üç yavru dediğin çeyrek düzüne


                                        İnme insin eline, ağ otursun gözüne


                                        Üç yavruya nasıl kıydın canavar anne


 


              Anam sac önünden kalktıktan sonra komşu kadınlara destanı nakletmiş. Beni çağırdılar. Başlarında Yazı Köyü’ nün Dede Korkud’ u sayılan Feride Kadın vardı. Onun buyruğuyla saldır saldır okumaya başladım. Kadınlar bir yandan dizlerini dövüyor, bir yandan canavar anneye ileniyor, bir yandan da ağlaşıyorlardı.


             Bu okuyuştan ödülüm Feride Kadın’ın eteğindeki birkaç ince kabuk ceviz oldu. Bir de Dede Korkud misali ad verdi bana : “Canavar Anne”.  Beni nerede görse Canavar Anne diye seslenişindeki takılmaktan çok beğeni titreşimini çocuk aklımla hissederdim.


             Oda yerinde, armudun dibinde köyün erkekleriyle teklifsizce oturan Feride Kadın’ a yaşlı genç herkes saygı gösterir, başköşeye buyur ederdi. Yukarı Yazı’nın erkeğine kadınına taktığı lâkaplar ölünceye kadar o kişinin üzerine âdeta yapışır kalırdı. Tot Kuyruk, Götatan, Kör Bakraç, Arap Karı, Çolak Kız gibi onlarca lâkap, sahipleri öldüğü halde hâlâ yaşıyor. Bir anama ad takmamış. Bizleri sıraya katmak, evimizi, ocağımızı tüttürmek için geceyi gündüze katan, ay ışığında yolma yolan anam için; “O benim arkadaşımın yadigârı, Reşide Kadın’ın gelini” dermiş.


             Tek sağ olaydı da,  anama hep destan okusaydım. Kim bilir, belki de yufka yürekli anam, günümüz dünyasındaki canavarlıkların destan düzülemeyecek kadar büyük ve alçakça olacağını biliyordu da, tanık olmamak için gitti...


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam 6502 defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002