Kasım 2008

Ö T E S İ

 

16.12.2019 



Gerçek

 
Özdemir Özsoy

Mülkün Temeli


Bir devlet, milleti için var olduğunun idrakinde değilse kendi bünyesinde kanun dışı kişileri, kanun üstü kurumları barındırabilir. Öyle bir mekanizma mafyanın, çetelerin üremesine zemin hazırlar. Devletin teşkilatında sık sık değişiklikler yaparak bir deneme politikası yürütmek isteyenler, o devletin zayıf düşmesine de yol açabilirler. Yeni türeyen kurumlar, gücünü özerklik kavramından aldıkları için birbirine yabancılaşmaları belirgin hale gelir.

“Küfr ile dahi devlet olur, fakat zulm ile olmaz” denilmiş. Demek ki devlet, adalet kavramıyla eşdeğer tutuluyor. Zulumün, adaletin tersi olduğunu bildiğimize göre adil olmayan bir yönetim, “devlet” ile nasıl bağdaşır?
“Adalet mülkün temelidir” diye kocaman yazılar boşuna mı asılmış? Bir yerde, bir ülkede adalet yoksa orada elbette devletin varlığından bahsedilmez. Öyle yerlerde devletin ayakta durduğunu hatta yürüdüğünü zannedip üstünlüğünü savunanlar, bilmeden dolaylı bir şekilde zulme destek vermiş olurlar. Eğer bir ülkenin vatandaşları devletlerinin bâkî kalması için yürekten dua ediyorlarsa, gönülden ve inanarak bunu istiyorlarsa ancak o zaman, orada bir devlet nizamı olduğu söylenebilir.
Bir devlet, milleti için var olduğunun idrakinde değilse kendi bünyesinde kanun dışı kişileri, kanun üstü kurumları barındırabilir. Öyle bir mekanizma mafyanın, çetelerin üremesine zemin hazırlar.
Devletin teşkilatında sık sık değişiklikler yaparak bir deneme politikası yürütmek isteyenler, o devletin zayıf düşmesine de yol açabilirler. Yeni türeyen kurumlar, gücünü özerklik kavramından aldıkları için birbirine yabancılaşmaları belirgin hale gelir. Her birinin kendi hükümranlık alanı için çizdiği sınırlar, zamanla daha kalın çizgiler halinde görünmeye başlar.
Devlet güçlü bir organizma halinde bulunduğu sürece yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılması olumlu sonuçlar verebilir. Ancak bünyesi zayıf düştüğünde uykudaki virüsler de hiç umulmadık bir zamanda ve şekilde canlanmaya başlar. Onun için devletin güçlü tutulmasının önemini ve neye bağlı olduğunu belirtemeye çalışıyoruz.
Küresel hegemonyanın temsilcileri bile, işin önemini kavradıkları için “özgürlüklerin adil bir biçimde paylaşılmasından” bahsediyorlar. Utanmasalar, (utanmazlar ya) inandıracaklarını bilseler, refahın da kendileri tarafından (lütfen) yeryüzünde adil olarak dağıtılacağını söyleyecekler. Tabiî, akıl hocalarının onlara çizdirdiği yeni dünya haritasını herkese kabul ettirdikten sonra. Peki bunlar nasıl oluyor da böyle pervasız davranıyorlar? Kıraldan çok kıralcı olanlar sayesinde. Nasıl olmasın ki bu bizimkiler (!) teslim bayrağını çoktan çekmişler. Emperyalizmin gönüllü hizmetkârları birilerini daha şimdiden efendi olarak kabul etmişler.
Yıllarca “soğuk savaşın” dondurucu nefesini enselerinde duyan kuşaklar bir yılgınlığın etkisiyle, -tek kutupluluk adı altında dünya hâkimiyetini ele geçireceğinden korktukları- zorbaların yanında görünmeye can atıyorlar. Medyadaki paralı askerlerin çabalarından söz etmeye gerek yok; onları herkes biliyor. Ama onların bilemedikleri bir şey var. Artık iyice görülmektedir ki böyle kayıtsız şartsız sadakat, umduklarını elde etmeye yetmiyor. Bir kâğıt peçete gibi kullanılıp atılma olasılığı oldukça yüksek görülüyor. İnsanlığı, iliklerine kadar sömürmeyi hak olarak gören, bunun için masum çocukların öldürülmesine aldırmayan sömürgeciler bu kişiliksiz köleleri niye saltanatlarına ortak etsinler? Bir yere kadar onlardan yararlanırlar, o kadar!
Bir de siyasetçi geçinen akl-ı evveller vardır. Hani her şeyi bilip de strateji uzmanı diye tv kanallarını dolaşıp duranlar. Bunlara kucak açan kanalları bilirsiniz. Bir yandan işgalcileri kınıyor gibi görünüp bu uzmanların ağzından emperyalistlerin nasıl karşı konulamaz ve karşı konulmaması gereken güçler olduğunu kabul ettirme çabası içinde olanlar. Maalesef bunlara bazı hariciyeciler (özellikle uluslar arası kuruluşlarda görev yapanlar) ve sayısı az da olsa bazı emekli askerler hizmet vermektedir. Onların belirgin özellikleri daha söze başlarken işgalcilerin ne kadar büyük bir askerî güce sahip olduklarını telkin etmeye kalkmalarıdır. Zorbalığın sonsuza kadar süremeyeceğini, hatta çöküntünün başladığın göremeyecek kadar şartlanmış olan bu kişiler şer cephesinin propagandasıyla doldurulmaktadırlar.
Bu söylediklerimizden sakın ola ki küresel işgalcilerin artık başka ülkelere saldırmayacakları anlamı çıkarılmasın. Aksine, onlar artık dönülemez bir yola girmişlerdir. Bataklığa düşenin çabaladıkça daha çok batması kaçınılmazdır. Enerji kaynaklarının ele geçirilmesi ve silah satışlarının artırılması için yeni cepheler açılması zorunluluğu vardır. Yenilgiyi gizlemenin bir yolu da daha güçlü başka ülkelere kafa tutmak ve bu ülkelere –sınırlı da olsa- saldırı başlatmaktır. Kullandıkları en etkili silah, emperyalist güçlerin yenilmezliğini her vesileyle şuur altına yerleştirmeye çalışan o bahis konusu kişilerin konuşmalarıdır. Bunlar bu yenilgi tanımayan (?) güçlerin dünyaya adalet dağıtacağını, dikta rejimlerini (!) kaldırıp demokrasi ve de hak hukuk getireceklerini durmadan tekrarlayan papağanlardır. Bu azat kabul etmez köleler, küresel kapitalizmin haksız saldırısını hak edenler olduğu görüşünü geniş kitlelere benimsetme gayreti içindedirler; görevleri budur.
Hak ve adalet kavramlarına uzak düşmüş ülkelerdeki devletlerin ayakta kalamayışı gibi, milletler arası ilişkilerde de adaletsiz davrananların er geç hüsrana uğrayacağını ısrarla söylüyoruz. Adil olmayanlar, haksız saldırılarla çıkar sağlamaya çalışanlar, eninde sonunda çökeceklerdir. Daha şimdiden dış ticaret açıkları büyümüş, finansal dengesizlik baş göstermiştir.
Başka bir yazımızda Asya’daki büyük devletlerin kendi aralarında işbirliği kurdukları, yüzlerce milyar dolarlık silah ve enerji anlaşmaları yaptıkları, ortak projeleri uygulamaya koydukları gibi konulardan bahsetmiştik. İşte bu, emperyalistleri daha da saldırgan yapan korkulu rüyalarıdır.
Şunu tekrar etmekte fayda görüyoruz. Zulüm ile ayakta kalmak mümkün değildir. Tek ve süper güç olarak gösterilen bir ülke de batabilir. Ama ne yazık ki bu batışın, bu çöküşün meydana getireceği dev dalgalar, başta ona yataklık edenler olmak üzere tüm dünyayı boğacak kadar tehlikeli olur.


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002