Kasım 2008

Ö T E S İ

 

14.12.2019 



Gezi

 
Banu Erkmen

Uşak ve Uşak halıları


Anadolu’nun Ege’si ile İç Anadolu’ya bağlayan yollarına kurulmuş, yüzyıllarca derdini, mutluluğunu, tasasını ilmeklerle sayısız halıya dökmüş, bugün dünyanın her yerinde, en şık salonlarında bayrak gibi yayılmış bir şehrin hikâyesi. Halı Türklerin hikâyesidir. Bin yıllarca hayatlarında Altaylardan Toroslara kadar bitmeyen yollarda devamlı yürümüşlerdir.

Bu yürüyüşün güncesini de milim milim halılarına dokumuşlardır. Türkmen göçebe hayatından bugün bize mimarî yapılar, arkeolojik bulgular, yerleşik hayat kalıntıları çok fazla kalmamış olsa da, hava şartlarına uyum sağlayabilmek gibi pratik bir amaç uğruna katlanıp her yere taşınabilmesi için mümkün olabilecek en ince ilmikler ve düğümlerle yapılmış bugün dünyanın en önemli müzelerinde sergilenen sanat eserleri halılar kalmıştır. Bu halılar geleneklerimizdeki doğal kök boyama teknikleri ile yapılmış ve Türk düğümü denilen sadece bize özgü bir teknikle yapılarak sağlamlıkları sağlanmıştır. Bu, her düğümün kendini çapraz giden iplik etrafında iki kere sağlamlaştırması anlamına gelir. Günümüzde dünyada halı denince akla İran ve Afgan halıları gelmektedir. Fakat bu düğüm sayesinde diğerlerinden tamamen ayrılmıştır. Bu teknik Gördes olarak da bilinir. Motiflerde asıl olan fondaki sonsuzluk kavramının işlenmesidir. Yıldızlı gökyüzünü veya evrenin sonsuz akışını simgelediği söylenebilir. Bu fonun üzerinde yüzyılına ve bölgesine göre değişiklik gösteren motifler eklenmiştir. Selçuklu döneminde geometrik desenler kullanılırken ardından madalyonlar ve yıldızlı açılımlar gelmiştir. Osmanlı döneminde ise özellikle saraya yapılan halılarda yoğun bir İran etkisi kıvrılan dallar çiçekler ağır basar. Coğrafya genişledikçe barındırdığı her halkın kültürü bir izini bu medeniyet güncesine geçirmiştir. Yüzyıllar geçtikçe figürler, desenler büyük bir coşku ile birbirine karışmış, birbirinin içinde erimiş ve halımız daha da güzelleşmiştir. Kimi zaman umut edilen cennetin çiçekli bahçelerini bin bir renk kuşla süslemişler, kimi zaman bitmek bilmeyen deve kervanlarını onların rotalarını nereden nereye geldiklerini yazmışlardır. Bu halılar dünyanın her yerinden zengin ve asil aileleri sipariş verebilmek için sıraya sokmuştur. Oradan da ünlü ressamların tuvallerine yansımıştır. Hans Holbein, Carlo Crivelli, Lorenzo Lotto, Albrecht Dürer, Vittore Carpaccio, Van Dycke, Hans Memling, Gentile ve Giovanni Bellini gibi ünlü ressamlar, tablolarında Türk halılarına yer veren sanatçıların en tanınmışlarıdır. Özellikle Holbein ve Lotte halılarımızı resmeden en önemli ressamlardır. Bugün Sultanahmet’te bulunan Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ne giderseniz bu ressamların isimleri ile anılan Uşak halıları görebilirsiniz.
Bu çeşitlilikte Uşak halılarının önemli bir yeri vardır. Saray’dan sonra kendine özgü desenleri ve boyaları kendi bünyesinde özelleştirmiş ve bir grup oluşturmuştur. Üzerinde etkilenmeler az görülür ve Türk halısının orijinal desenlerini ve yapımını yansıtır. Uşak halıları içinde en önemli grup olan madalyonlu halılardan 10 m kadar uzunlukta olanları vardır. Bu halılar 18. yy ortalarına kadar devam etmiştir. Madalyonların yıldız şeklini alması ile yıldızlı Uşak halıları meydana gelmiştir. Uşak halılarının genel bir değerlendirmesini yapacak olursak Uşak halılarının kenarlı ve göbekli olduğu edinebileceğimiz ilk bilgiler arasındadır. Üç yahut dört renk ip kullanılarak dokunmuş olup erişi, argaşı yündür. Kenarlarındaki köşe nakışlarından sonra bir ufak kenar suyu dar bir kolon şeklinde halının dört bir yanını süslemektedir. Bu dar sudan sonra daha geniş bir su gelir ki bunda çok ustalıkla işlenmiş nakışlar bulunur. Halının ortasında bulunan kısım dört köşe bir ortayı havidir. Üç dört renkten ibaret olan halılarda en çok kullanılan renkler ise koyu mavi ve koyu kırmızıdır.

Uşak Tarihi
M.Ö 4000’lere Hititlere kadar giden Uşak tarihi M.S 12. yy.da Bizanslardan çıkıp Türk hâkimiyetine geçene kadar sayısız el değiştirmiştir. Hititler, ardından Lidyalılar ve Persler ve Anadolu’yu hızla topraklarına katan Makedonyalı İskender. Ege’den içerilere doğru giden yolun üzerinde yer alan bu küçük yerleşim birimi hepsinden nasibini almıştır. Sonunda Sultan II. Kılıçarslan tarafından 1182’de Selçukluların elinde kalmıştır. Bu tarihten üç yıl sonra Sultan ülkeyi onbir oğlu arasında paylaştırdı. Uşak bölgesi Gıyaseddin Keyhüsrev’in eline geçti. Ve kardeşler arasında bu sefer kaçınılmaz olan bir hâkimiyet mücadelesi başladı. Ve Bizans 1233 tarihine kadar sürmek üzere burayı geri aldı. Bu tarihten sonra ise artık tamamen Türk hâkimiyetine girdi. Selçuklulardan günümüze kalan ise kalesi ve birkaç köprüdür. Beylikler dönemini Germiyanoğulları idaresinde geçirmiş ve Ulu Camisi de bu dönemde inşa edilmiştir. 1391’de Yıldırım Beyazit ile Osmanlı idaresine geçer. 16.yy a gelinene kadar Kütahya sancağına bağlı küçük kendi halinde bir kasaba olan Uşak bu tarihte halıcılığın başlaması ile ekonomisini canlandırmıştır. Ve bütün seyahatnamelerde halılarının güzelliği ile geçer. Bu kendi halinde topraklar kurtuluş yılları ile beraber tüm yurtta olduğu gibi çalkalanmaya başlar. Buna karşılık burada İzmir'in işgali sırasında 17. Kolordudan ayrılarak Uşak'a gelen Selanikli Kaymakam Fuat Bey, Yüzbaşı Hakkı Bey ve Sökeli Hilmi Bey Alaşehir Mevkii Kumandanı Süleyman Sururi Bey'in etkisi ile "Müdafaa-i Hukuk Heyeti Millîyesi"ni kurdular. Kuva-yı Milliye’ye karşı olan kaymakam ve belediye reisinin bütün baskılarına rağmen Uşak'ta millî hareket sindirilemedi. Artık Uşak ve çevresi Kuva-yı Milliye’nin gücüyle direnmeye başlamıştı. Cepheye ve cephe gerisine destek olabilmek amacıyla birleşmiş vatanseverlerin üssü olmuştu. Yunanlılar silah zoruyla Sevr Antlaşmasını Osmanlı Devletine kabul ettirebilmek için 22 Haziran 1920 tarihinde taarruza başladılar. 29 Ağustosta Uşak'ı işgal etti. Ve savaş yağması ve sürgün başlatıldı. 29 Ağustos 1920’de işgal edilen Uşak, iki yıl iki gün süren Yunan işgalinden 1 Eylül 1922 günü kurtuldu. Yenileceğini anlayan Yunanlı General ve etrafındakiler Eylül 1922 de Uşak Merkez Göğem Köyünde 5. Kafkas Tümen Kumandanı Dadaylı Halit (Akmansü) Bey'e teslim oldular. Osmanlı devrinde Hüdavendigâr Vilâyetinin Kütahya Sancağına bağlı bir kaza olan Uşak, Kütahya Vilâyetinin bir kazası olarak kaldı. 9 Temmuz 1953 tarihinde il haline getirildi.
Karun Hazineleri
Uşak Karun kadar zengindir! Çünkü Karun hazineleri Uşak’tadır. Bu hazineler 1965 yılında Toptepe tümülüsünde bulunmuşlardır. Lidya ve Greko-Pers (M.Ö. 6. yy.) döneme aittirler. Fakat bulanlar maalesef mezar hırsızlarıdır ve ülkeden kaçırarak yurtdışına satmayı başarırlar ve bu eserler Amerika’da “doğu Yunan” başlığı altında sergilenir. Bu anlaşıldıktan sonra uzun bir hukuk mücadelesi sonucu 1993 yılında onlarca davadan sonra ülkemize iade edilirler.
Bugün Uşak’a gittiğiniz zaman arkeoloji müzesini ve etnografya müzesi haline gelen Atatürk evini ziyaret edebilirsiniz. Sebaste, BLAUNDUS (Sülümenli), Mesotimolos (Düzköy), Alaudda (Hacımköy). AKMONİA (Ahatköy) Pepuza ise erken Bizans ve Bizans öncesi döneme ait ören yerleridir. En çok ilgi çeken yerlerinden biri olan Cılandıras Köprüsü ise Banaz çayı üzerindedir. Lidyalılar tarafından Kral Yolu üzerine yapılmıştır. Kemer uzunluğu 24 m. derinliği 17 m. eni 1.75m.dir. Kalemle işlenmiş kemerin taşları zıvanalı olarak birbirine kenetlenmiştir. Karahallı İlçesinde’dir. Örencik, Aksaz, Hamamboğazı önemli kaplıcalarıdır.
Halıları olduğu kadar battaniyeleri ve kilimleri ile de meşhur olan bu şehrimizi zevkle gezmeniz dileği ile…


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002