Kasım 2008

Ö T E S İ

 

09.12.2019 



Hedef

 
Ünal Bolat

Türkiye şimdi ne yapıyor?


Artık herkes biliyor ki ABD, Ortadoğu’daki coğrafyayı kendi menfaatine göre ele almayı amaçlıyor. Bu amacını da Dünya’nın gözü önünde ülke ülke gerçekleştirmektedir. ABD bu sebeple önce bahanesini çıkartmıştı. Dünya global bir terör tehdidi altında demişti. Sonra bu tehdidin kaynağını radikal İslam diye ilan etmişti. Sonra da Dünyayı bu terörden kurtarmak adına, terörist mi yoksa ülke mi avladığı belli olmaz bir biçimde önce Afganistan’da konuşlanmış, Saddam’ı yakalamak (!) uğruna koca Irak’ı delik deşik etmişti.

Şimdi de kim bilir belki Saddam gibi o da ABD tarafından arzulanan bir lider Mahmud Ahmedinejad isimli Cumhurbaşkanının açıklamalarını da bahane ederek, İran’ı “nükleer tehdit” diyerek hizaya getirmenin planlarını yapıyor.
ABD bu operasyonlarda Türkiye’yi yayında görmek istiyor. Türkiye Ortadoğu’daki bölgesel dengeler sebebiyle bu ortaklığa yanaşamıyor. Nitekim 1 Mart tezkeresinde Meclis bu ortaklığı onaylamamıştı. Ama gerek ekonomik gerek siyasal birçok yönden muhtaç olduğu ABD’ye net bir şekilde “hayır!” da diyemiyor.
ABD, sevgili müttefikini yanında görmenin zoraki yollarını da bilecek kadar bölgeye hâkim bir ülke. Müttefikinin birçok yumuşak karnı var. Bunun örneğini 2000’li yıllarda yaşamıştık. Sanki bir kelebeğin kanat çırpmasıyla okyanusta dalgalar oluşması tarzı sudan bir bahaneyle, bir anayasa kitapçığı fırlatılması yüzünden ekonomimiz hallaç pamuğu gibi atılıvermişti.
Yine bir dönem sonra “Bize niye verdiler bilemiyorum” diyebilecek kadar ileri görüşlü yöneticiler sayesinde 1999’da yakaladığı ilân edilen elebaşı (idam bile edilemeyip) hapse atılınca dağılacağı sanılan terör bu kez silâhlı mücadele yanında siyasal yönden de ülkeyi tehdit etmeye başlıyor.
Bu arada, ABD’nin terörizme karşıyım dediği hâlde Irak’ta, üstelik terörist ilân ettiği PKK’yı da imha etmesi gerekirken, Türkiye’nin sınır ötesi harekât yapmasına bile izin vermemişti. Bunun altında yatan sebebin de bu mücadelede Türkiye’yi kendine mecbur bırakmak olduğu anlaşılmış oldu.
Tabiî bunlar, birlikteliğe nazlanan sevgili müttefik Türkiye’ye minik bir yaptırımdı. Derken ABD Condaleezze Rice adındaki Ortadoğu uzmanı Dışişleri Bakanının şahsında, bizim bu kez de devlet deneyimi iyi bir belediyecilik olan saygıdeğer yöneticilerimize siyahî çehresinden inci gibi dişlerini göstererek soruyordu:
“Üçlü ittifak kuralım mı?”
Bizimkiler birlikten güç doğar gibi hayranlıkla Rice’den rica ediyorlardı:
İttifakta kimler olacak?
Aşk olsun… ABD, Türkiye ve Irak… Tabiî bu, şu demek oluyordu:
ABD, Türkiye, bir de ABD.
Peki, bu ittifak ne yapacaktı?
“Ne örgütmüş ki üç koca devlet baş edebilmek için ittifak kuruyor” dedirtecek cinsten bir komedi olsa da terör örgütü PKK’ya karşı mücadele edecekti. Türkiye bu davete dünden hazır olup, bölgeye asker sevkıyatını başlatmıştı bile.
Çünkü Türkiye’nin canı yanıyordu. Ve âdeta Sam Amca’ya “Onu benden uzak tut da ne dersen yapayım” mecburiyetinde bırakılıyordu. Sam Amca da Rice’nin inci gibi gülüşleri aracılığıyla “Elbette dostum. Yeter ki İran ile yapılacak mücadelede Irak’ta olduğu gibi, beni yalnız bırakma. Gitme! Sana muhtacım” şarkısını söylüyordu.
İşte asıl yol ayrımı buradaydı. ABD bütün bunları, 100 yıl öncesinden belirlediği rota çizgisinde yapıyordu. Peki, Türkiye neyi niçin yapıyordu?
Zihinlere şu soru geliyordu. Türkiye’nin bu bölgeye ait belirgin bir plânı var mıydı? Mustafa Kemal o dönemde Afganistan İran Türkiye birlikteliğinden oluşan “Sadabat Paktı”nı kurmuştu. Türkiye şimdi ne yapıyor?
Şimdi ABD’nin muhtemel İran müdahalesinde Türkiye Irak’ta olduğu gibi beraberliğe çağırılmıyor, âdeta elinden tutarak zorla çekiliyor konumdadır.
Ama burada kimseyi suçlamanın bir manası var mıdır? Kendi millî politikası olmayan devletler, rotası olmayan gemiler gibidir. Kendi dümen suyuna gidemediğinde başkasının dümen suyuna râm olmaya mahkûmdur.
Türkiye, bu müttefiklik uğruna nihayetinde hem komşularından olacak hem de komşuları kalmadığında, komşularını işgal eden ABD’nin komşusu olacaktır.
Tabiî bu iyi temennidir. Komşularına saldıran bir komşudan ne kadar emin olunur söylemeye gerek yok. Ama biz zaten ABD’nin müttefiki aynı zamanda partneri değil miyiz?
Korkacak çekinecek ne var ki?
Değil mi?


unalbolat@netbulmail.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002