Kasım 2008

Ö T E S İ

 

09.12.2019 



Ünlem !

 
Asuman Özdemir

Arkanızda duracak bir hükümet yok…


İkinci Dünya Savaşı sırasında Dış İşleri Bakanlığı Konutu o günlerin deyimi ile Hariciye Köşkü davetlerin merkezi hâline gelmiş, dünya politikası ve savaşın gidişatı hakkında en sağlıklı haberlerin alındığı kaynak olmuştu. Her akşam verilen resepsiyonlarda çok ince bir politika izleniyor, bir akşam müttefik ülkelere, diğer gün ise mihver ülkelere veriliyordu. Müttefik ülkelerin yanındaymış gibi görünen Türkiye bu sırada Almanya ile de arayı açmak istemiyor, diğer ülkelere gösterdiği ilgiyi Almanya’ya da gösteriyordu.

Bu ay yine anlatacaklarım var Başvekil ile yardımcısı Hariciye vekiline.
Aynı ile vakidir ki:
İkinci Dünya Savaşı sırasında Dış İşleri Bakanlığı Konutu o günlerin deyimi ile Hariciye Köşkü davetlerin merkezi hâline gelmiş, dünya politikası ve savaşın gidişatı hakkında en sağlıklı haberlerin alındığı kaynak olmuştu. Her akşam verilen resepsiyonlarda çok ince bir politika izleniyor, bir akşam müttefik ülkelere, diğer gün ise mihver ülkelere veriliyordu. Müttefik ülkelerin yanındaymış gibi görünen Türkiye bu sırada Almanya ile de arayı açmak istemiyor, diğer ülkelere gösterdiği ilgiyi Almanya’ya da gösteriyordu.
Bu nasıl ince bir politika idi ki? Günlük mü? Gelecek yıllara mı yönelik? Bunu zaman gösterecekti. Bizim o günlerde yapılanları yargılamak, yanlış yahut doğruydu davranışları demek gibi bir lüksümüz olamaz.
Türkiye’nin üçlü ittifakı (Türk-Fransız-İngiliz) imzalamasından sonra Saracoğlu’nun İngiliz ve Fransızlarla dostluğu çok daha gelişmişti. Sabahları yürüyerek Hariciye Köşküne gelen İngiliz büyükelçisi Hugessen cümle âleme karşı köşkün verandasında Saracoğlu ile sabah kahvelerini yudumlayarak günlük muhabbetlerini yapıyorlardı. Fransız büyükelçisi ile dostluk ise akşamları verilen davetlerde yan yana boy göstererek arz-ı endam ediyordu.
Nerden bakılırsa bakılsın davetlerin bir numaralı yıldızı ise Hariciye vekili Saracoğlu idi. Tıpkı bir mıknatıs gibi her akşam verdiği davetlerde Ankara’daki büyükelçiler ve yabancı misyon şefleri etrafını sarıyor ve ağzından çıkacak bir kelâma bakıyorlardı…
Bu yakın dostluklar bir sabah İtalya’nın Fransa’yı işgale başlaması ile sona erdi. Türkiye yaptığı anlaşma gereği böyle bir durumda Fransa’ya müdahale etme sözü vermişti. Haberi ofisine geldiğinde Saracoğlu kendisini telefonla arayan Fransız büyükelçisinden öğrendi.
—Mösyö Saracoğlu, İtalyanlar ülkemize saldırıya geçti.
—Öyle mi Mösyö Massigli! Nereye saldırı başlattılar?
—Güney sahillerinden birlikler giriyorlar! Peki, siz de bizimle berabersiniz değil mi?
—Türkiye taahhütlerinin arkasında olacaktır. Merak etmeyiniz Mösyö
dedi ve telefonu kapadı. İnönü’nün Trakya gezisinden dönmesini beklerken, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak ve Başvekil Refik Saydam ile görüştü, toplantılar yaptılar ve Ankara’ya dönen İsmet Paşa zamana oynamaya başladı. Almanlara direnemeyen Fransa muhakkak ki İtalyanlara da direnemeyecekti. Ve yapılan sözleşme gereği Türkiye Fransa’ya destek vermek zorunda idi. Bu ise hem meclisin hem de kabinenin işine gelmiyordu. Mecliste bir iki sesin dışında herkes Fransa yanında Türkiye’nin savaşa girmesine karşı çıkıyordu. Bu arada devamlı Saracoğlu’nun yanından ayrılmayan Fransız Büyükelçisi bir cevap bekliyordu. Ankara’nın nabzını öğrendikten sonra Saracoğlu ve Saydam ile bir araya gelen İsmet Paşa kararını açıkladı.
—İttifakta Sovyet gerekçesini ileri süreceğiz. Bunu da kamuoyuna duyurmayıp sadece ülkelere bildireceğiz. Fransa’nın düşmesi yakındır. O zamana kadar idare edelim, bu fırtınayı atlatmış oluruz.
Saracoğlu kararı Fransız büyükelçisine açıkladığında Fransız büyükelçisi Massigli şaşkındı.
—Nasıl olur Mösyö? İmza koyduğunuz bir sözleşme var! Bakınız Mösyö Saracoğlu, biz sizinle her türlü tehdide karşı nasıl savaşa gireceksek sizin de bizimle beraber olmanız zaruridir. Elimizde imzaladığınız sözleşme var.
—Elinizde sözleşme var da Mösyö! Arkanızda duracak bir hükümet yok! Sahi kuzum en son hangi gün haber aldınız hükümetinizden? Bunları dedikten sonra Saracoğlu toplantıyı fazla uzatmamak için ayağa kalkarak kibarca kapıyı büyükelçiye gösterdi.
Fransa bunu hiç unutmadı. Hani deriz ya “not aldı.” Aynen öyle oldu. Bol keseden dağıttığı Lojyen D’honour nişanları, verdiği Fahri konsolosluklar ile işlerini yürüttü. Hükümetler arası köprü onlar oldu. Gün oldu bizim Paris’teki büyükelçimiz için dahi dış işleri bakanlarından onlar randevu aldılar. Ekonomik anlaşmaları ayarlayanlar onlardı. Sık sık gerilen Türk-Fransız ilişkilerini düzeltmede aracı olan yine onlar oldu. Ayrılıkçı kürtlere gösterdikleri aşırı yakınlık ve destek, Fransa’daki sözde sürgündeki kürt parlamentosuna bakanları, vekilleri ile verdikleri desteği ne Türk milletine ne de Türk hükümetine gösterdiler.
İkinci Cihan Harbinde genç bir kız olan Madamları dahi o günleri ve kinini unutmadı da, Türkiye Cumhuriyetini parçalama çalışmaları yetmiyormuş gibi üstüne bir de kürt sevgili edindi.
O gün Saracoğlu vardı bugün Gül var.
O gün Saracoğlu buzdan bir heykel gibi dimdik ayağa kalkarak kapıyı gösteriyordu Fransa’ya…
Bugün Gül ise boynunu bükerek sorarken.
—Ben Fransa topraklarını ziyarette iken ermeni soykırımı yalan dersem beni hapse mi atacaksınız?
Muhatabı ise hınzırca gülüyor…
Devletlerin politikaları günü kurtarmaya endeksli olmaz. En az elli yıllık olur. Bir yılı harcadığınız zaman kalan kırk dokuz yıl için “Allah kerim” diyemezsiniz. Hemen yerine artı bir yıllık planlarınızı yapıp koymak zorundasınız.
Bu son dört cümlem de benden başvekil ile yardımcısı hariciye vekiline nasihat olsun…


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002