Kasım 2008

Ö T E S İ

 

21.10.2019 



Milli Sıtrateji

 
Dr. Alptürk Ünlü

Türklerin bayram günü…


Siz bu ülkede, Politikacıların Nevruz için halka yönelik bir faaliyette bulunduklarını gördünüz mü? 1991 sonrasındaki gelişmelerle, PKK politikasına karşı yapılan göstermelik birkaç hareket dışında ve de Atatürk’ün 1922’deki kutlamalardaki faaliyetlerinin haricinde, ben örnekler görmedim. Ayrıca ülkemizde, halkın çoğunluğu için, bırakın Nevruz için birbirini kutlamayı, bu konuyu bildiğinden bile şüpheliyim. Düşününüz! 21 Mart 2006 tarihindeki Nevruz gününde, ülkemizdeki hangi ilköğretim ya da ortaöğretimdeki okullar tatil edildi?

Türk dünyasının yayıldığı alanları düşünürsek ve bu alanlardaki Türk insanının sosyolojik ve kültürel yapısını incelersek, özellikle bir günün, Türklerin önemli bir kesimi tarafından, bayram gibi kutlandığını görürüz. Buna göre, bu özel günün ne olduğunu, Türkiyedeki Türklere soru olarak yöneltsek, belki de çoğunun bu günün önemi konusunda haberinin dahi olmadığını ya da kulaktan dolma bilgilere sahip olduklarını fark edebilirsiniz. Bu sorumuza konu olan gün, sizce ne olabilir? Bu önemli gün, çeşitli Türk topluluklarına göre Janajangıl, Canacıl, Çılgazı, Uluskün, Naruz, Noruz, Nevruz, Yeni Gün ve Mart Dokuz gibi benzeri ifadelerle isimlendirilir. Ben kendi şahsım için, belki merakımdan, bu önemli günün neyi içerdiğini, bu kelimenin anlamının ne olduğunu, çeşitli kitaplardan ve ansiklopedik bilgilerden öğrenmiştim. Peki siz biliyor musunuz? Dikkat buyurun! Bu günün anlamını öğrendiğim kaynaklar, yaşadığım bilgilerin pıratiğinden gelmemekte, sadece birilerinin hazırlamış olduğu teyorik bilgilerden gelmektedir. Ben bu günün, yani ülkemizdeki adıyla Nevruz’un, doğup büyüdüğüm ve hayatımın geçtiği hiçbir yerde kutlanmadığını da, ne yazık ki biliyorum. Peki niçin, ben ve benim gibiler, Türkiye’de yaşadığımız, yetiştiğimiz bölgelerde, böylesine bir tablo ile karşı karşıya kalmıştık? Oysa Kafkasya’da ve Orta Asya’da bu kutlu günün özelliği farklıydı. Öyleyse bizi onlardan bu süreçte ayrı düşüren ya da farklılaştıran neydi? Nevruz’un önemini bana ya da benim gibi insanlara, devletimizin ileri gelenlerinin aktarmamasında bir sebep olabilir miydi? Yoksa onlar da, bu konunun Türkler açısından önemini ve gerçek değerini bilmiyorlar mıydı?
Ya kendilerine Türk milliyetçisiyim diyenler! Türk milliyetçiliği zemininde düşünce adamı olduğu söylenen kişiler, niçin bu önemli günü, gündemimize hiç sokmamışlardı? Türk milliyetçiliği uğrunda sağda-solda konuşanlar, politika üretenler ya da ürettiğini söyleyenler; basında, gazetelerde, dergilerde ve kitaplarda yazı yazanlar ve görüş üretenler, konuya niçin çok uzak kalmışlardı? Yoksa onlar için, Nevruz önemsiz bir gün müdür? Acaba işin içinde bilmediğimiz, duymadığımız ve de görmediğimiz başka şeyler de var olabilir mi? Belki de başka şeylerin var olduğu yerde, başlı başına bir iş ya da politikada var mıydı? Varsa eğer, bu kesinlikle yanlış eksenli ve Türk merkezli bir çıkara hizmet edecek bir politika olamazdı!..
Nevruz gününün, bayram günü olarak bu ülkede benimsetilmesi hususunda, günümüz sürecinde Diyanet İşleri Başkanlığının bir milim çabası olacak mı? Ya da olur mu? Onlar madem bu ülkenin din işleri ile ilgili en üst makamlarını işgal ediyorlar, dinimizi milli menfaatlerimize aykırıymış gibi göstermeye çalışanlara karşı, tavır koyabilecekler mi? Onlar, şunu bilsinler ki, ücretlerini alarak ceplerine koydukları paracıklar, Türk milletinin emeğinin, alın terinin ve haklarının toplanması sonucunda kendilerine verilmektedir. Bu nedenle, Diyanetteki ileri gelenler, bazı toplumsal konularla ilgili olarak, bu millet lehine de fikirlerini açıklayamazlar mı? Açıklayamıyorlarsa, en azından millete ayak bağı olmasınlar!
Ben hayatımın pıratiğinden yaşayıp, öğrenerek gördüğüme göre, Nevruz bizim ülkemizde, bazı yerlerde, sadece bilgi kırıntısına düşmüş ya da düşürülmüş ve doğru dürüst bir şey ifade etmeyecek noktaya getirilmiştir. Halbuki Nevruz, Kafkasya ve Orta Asya’da bayram olarak kutlanmaktadır. Bu kutlamalara, devletin ileri gelenleri de doğrudan katılmaktadır. Siz bu ülkede, Politikacıların Nevruz için halka yönelik bir faaliyette bulunduklarını gördünüz mü? 1991 sonrasındaki gelişmelerle, PKK politikasına karşı yapılan göstermelik birkaç hareket dışında ve de Atatürk’ün 1922’deki kutlamalardaki faaliyetlerinin haricinde, ben örnekler görmedim. Ayrıca ülkemizde, halkın çoğunluğu için, bırakın Nevruz için birbirini kutlamayı, bu konuyu bildiğinden bile şüpheliyim. Düşününüz! 21 Mart 2006 tarihindeki Nevruz gününde, ülkemizdeki hangi ilköğretim ya da ortaöğretimdeki okullar tatil edildi? İnsanlar, bu ülkede, yollarda birbirinin Nevruz bayramını kutladılar mı? Birkaç göstermelik resmi devlet töreni ya da PKK yandaşlarının tahrikleri dışında, gazetelerde bu konuya yönelik neler gördünüz? Ülkemizde Nevruz günün öncesindeki, cemrelerin havaya, suya ve yere düşmesi, belki de bu geleneğin bir kalıntısı sayılabilir mi? Ya da bazı yerlerdeki, 14 Mart tarihindeki Mart içeri faaliyetinde olduğu gibi, o gün evinize ilk gelen şahsa göre, bütün yılınızın, uğurlu ya da uğursuz geçeceği şeklindeki inanç, Nevruzdan kalan bir anlayış mıdır? Tüm bu ve benzeri kalıntılara rağmen, Nevruz anlayışı genel anlamda, bu toplumun hafızasından büyük ölçüde silinmiştir. Örneğin Kastamonu’da, Nevruz Baba Türbesi varmış! Fakat bu türbenin bulunduğu yer olan Kastamonu’da, Nevruz kutlamaları hiç yapılıyor mu? Eğer yapılmıyorsa, niçin yapılmıyor? Yoksa onlar da mı Nevruz’un ne anlama geldiğini bilmiyorlar ya da unutmuşlar mı, belki de unutturulmuşlardır. Unutulmuş ya da unutturulmuş bir şeyin kutlaması, nasıl yapılabilirdi ki? Kısaca Nevruz, Kastamonu bölgesinde bir türbenin dar alanlarına sıkışıp kalmıştır. Bölgedeki insanlara da, bir türlü ulaşamıyordu. Bu kafa, bu ülkede böyle giderse, hiçbir zaman, hiçbir şekilde de ulaşamayacaktır! Onun için buradaki kör talihimizi, çaba ve gayretlerimizle değiştirmeliyiz... Yine kitaplara, ansiklopedilere sıkışmış bilginin ışığında; Nevruz ile ilgili bazı bilgiler gözükmektedir. Bunlar uygulama anlamında değildir. Halkımızın bilgisi ve de ilgisi, bu konuya yeterli şekilde yönelik de değildir. Konu, sadece cılız şekilde, birkaç kitaba ya da ansiklopediye sığıntı olarak yapışmış ve de bazı şayirlerin şiyirlerinde kalmış şekildedir...
Nevruz Orta Asya’daki, On iki Hayvanlı Türk takviminde yılın başlangıç günüdür. Türkler bu konuda, yıl dönümüne yönelik o kadar doğru bir tarih tespit etmişlerdir ki, Nevruz aynı zamanda, gece ile gündüzün eşitlendiği gün olarak da ortaya çıkmaktadır. Bu bayram, Orta Asya’dan Türklerin hareketiyle, batıya doğru taşınmış ve burada Farsçadan gelen isimle bütünleşmiş ve bu coğrafi kanal yolu ile de bazı Kürt guruplarını da etkisi altına almıştır. Nevruz, gerçekte Türk Dünyasının Ergenekon sürecinde umuda, bahara, kurtuluşa ve yeniden doğuşa, adım atılmasının günüdür. Beş bin yıllık Türk tarihinin en önemli dönüşüm noktalarından birisidir. Türkiyemizin de; günümüzde bahara, kurtuluşa ve yeniden doğuşa adım atmasına ihtiyaç yok mudur? Bu ülkede Ergenekondan ve de Nevruzdan kimler korkuyor? Niçin, Nevruz’u ülkemizde bize PKK hatırlatıyor? Aslında PKK kendi eliyle kendini bağlıyor ve Türkiye’deki Türklerin gündemine yeni bir yol koyuyor. Üstelik 1991 sonrasında ortaya çıkan Türk ülkelerindeki Nevruz coşkusu da hesaba katılınca, PKK’nın yaptığı kendisinden ziyade, Türk milletine ve Türk dünyasına yarar sağlayacakken, ülkemizdeki ilgililer niçin uyuyorlar? Bu konuda Derin devlet ve yetkilileri nerededir? Yoksa onlar, yine Derin palavraların ya da Derin çıkarların peşinde mi geziyorlar? PKK’nın Türkiye gündemine taşımaya çalıştığı Nevruz, bu ülkenin geçmişinde niçin unutulmuş ya da unutturulmuştur? Türk milliyetçisiyim diyenler de, her halde konuyu ve bu kutlu günü, ekseri olarak unutmuş olduklarından dolayı, Nevruz’u gündemimize taşıyamamışlardır ya da böyle bir hedef gütmemişlerdir? Halen de bu konuya yönelik bir taşıma becerisinde de, güçlü bir lobi de oluşturamıyorlar. Bu durumu kim ya da kimler engelliyorsa, onu da hepimizin el birliği ile acil olarak deşifre etmemiz lazımdır...
TÜRKLERİN NEVRUZ’UNA KARŞI TARİHSEL İTTİFAK!
Gelelim ülkemizde unutulmuş ya da unutturulmuş olan Nevruz’a... Ne yazık ki, Osmanlı devlet yapısının tepesine çöreklenen ya da çöreklendirilen devşirme kökenli saray diktatörlüğü ile Arapçı anlayışı gündemimize İslam dininin gerçek yüzüymüş gibi sokanların ortak çalışması sonucunda, bu ülkenin tarihinden ve hafızasından Nevruz büyük ölçüde silinmiştir. Ne yazık ki tarihi tahrif etmede, ülkemizde birbiriyle yarışanlar o kadar çok ki, bunların mevcudu sayılamayacak kadar artmıştır. Kültür Bakanı Atilla Koç’un verdiği bilgiye göre de, 20 Mart 2006 tarihinde akşam 21.00’deki TRT-İNT haberlerinde, Nevruz Osmanlıda yaygın olarak kutlanıyormuş (!) Celil Güngör adlı Kültür ve Turizm Bakanlığında Araştırma ve Eğitim Müdürlüğü de yapan ve Atilla Koç’a bağlı bir bürokrat ise, TRT-1’in 21 Mart 2006 günkü sabah 8.00’deki haberlerine konuk olmuş ve Nevruz ile ilgili sorulara içi boşaltılmış cümlelerle cevap vermiştir. Adam bir kez bile konuşmasında, bayramın Türklerin bayramı olduğunu söyleyememiş; her şeyi yok “toplum”, yok “halk” gibi laflarla geçiştirmiş ve Nevruz “insanlığınmış” gibi ucuz ve de kılasik söylemlerle, durumu ifade etmiştir... Böylesi adamlar, Türk milletinin sayesinde yiyip içiyorlar, unvan alıp makam sahibi oluyorlar... Fakat Türk milletinin hedefini ve çapını anlamaya karşı direnç gösterip, ilgisiz bir şekilde duruyorlar... Oysa Nevruz üzerine, Türklük açısından o kadar güzel şeyler söylenebilir ki; fakat Recep Tayyip Erdoğan’ın bir Nevruz sorunu var mı ki; onun sürekli medya önünde uyuyan Atilla Koç adlı bakanının ve bu bakana bağlı bürokratının olabilsin? Atilla Koç’a da böylesi bürokratlar yakışır!.. Osmanlı da nerede Nevruz kutlanıyordu ki? Osmanlı sınırları dahilinde İstanbul’da mı, Edirne’de mi, Selanik’te mi, Bursa’da mı, Konya’da mı, Erzurum’da mı, Şam’da mı, Kudüs’te mi, Kahire’de mi? Atilla Koç hangi tarih kitabından veya kaynağından bunları öğrenmiş ki konuşabiliyor? Söylediklerine gerçekten kendisi inanıyor mu? Yine o kanaldaki haberin devamında, haberleri sunan sipiker de, Osmanlı da Nevruz’un kutlandığını kolayca söyleyebiliyordu. Yok mesir macunuymuş, yok bilmem falancaymış! Oldukça yüksekten atılıyor. Bilmesek, anlamasak hepsini yutacağız... Tüm bu haberler, 21 Mart 2006’da sabah 7,30’da TRT-1’de aynen tekrar etti. Gerçekte ise Nevruz, bizim tarihimizin Osmanlı döneminde, etkisiz hale getirilmiştir. Altı yüz yıllık tarihte, bir iki farklı istisna ile Nevruz’un ülkemizden silinme gerçeğini kimse örtbas edemez. TRT-İNT’teki malum yanlış haberi kaleme alanlar, Yeni Osmanlıcı anlayışın esiri olmaktan ve kamuoyunu yanıltmaktan öteye de gidemezler. Tarihi gerçekler önümüzdedir. Biz Osmanlı düşmanı değiliz. Fakat körükörüne de bir hanedanın ve de devşirmelerin yanlışlarını da taşıyacak olanlardan da değiliz. O yanlışların ürünü olan Hürrem Sultan’ı, Kösem Sultan’ı alkışlayamayız. Rum Mehmet Paşayı, Damat Rüstem Paşayı, Damat Kara Davut Paşayı ya da Koçi Beyi ve onun gibilerini de başımıza almamalıyız ve alanları da uyarmalıyız! Biz Türk milletini, düşüncelerimizde taşırız. Bu millet bilinçli de olsa, bilinçsiz de; fakir de olsa, zengin de bizim yegane zenginliğimizdir. Hanedan mensuplarının olumsuz olanları, bizi hiç mi hiç bağlamaz. Türk milliyetçiliği adına, tarihimizdeki hanedanlara esir olarak, düşünce boyutunda bağlananlar varsa, onları kendi kaderleriyle de baş başa bırakıyoruz...
Peki Nevruz anlayışının yerine, Osmanlı döneminde ülkemizde, her hangi bir anlayış oturmuş mudur? Ya da Türk milletinin Orta Asya’dan beraberinde taşıdığı kültür içersinde bulunan Nevruz, nasıl yok edilmiştir? Ayrıca sadece, Güneydoğunun birkaç bölgesinde, nasıl kalmıştır? Ülkemizin doğusunda bulunan, Kuzey ve Güney Azerbaycan kültüründe yaşayan Nevruz geleneği, Osmanlı da bir Kızılbaş geleneği olarak mı görüldü de yok edildi ya da ettirildi? Bunlar, iyice incelenmelidir! Fakat, önümüzdeki şu gerçekler ise, hiçbir şekilde varsayım değildir. O da, Hıdırellez gerçeğidir. Bu ülkenin coğrafyasında Nevruz’u bir ölçüde Hıdırellez’e kimler feda ettirmiştir? Bundan ne kazanç sağlamışlardır? Türk milleti ne kaybetmiştir? Belki de Türkiye’deki Türkler, Orta-Asya’ya yönelik hafızalarının temel taşlarından birisini kaybetmiştir... Bizler Nevruz’u bilmezken, niçin Hıdırellez’i biliyoruz ve uyguluyoruz? Bizler Nevruz ateşini yakmayı unutmuşken, onun üstünden atlamamışken; niçin Hıdırellez ateşini yakmayı biliyoruz ve üzerinden atlamaya çalışıyoruz? Bizler Kafkasya’daki ve Orta Asya’daki Türkler gibi değil miyiz? Onlarla aynı soydan gelmiyor muyuz? Bizim Nevruz ateşimizi kim ya da kimler Hıdırellez ateşine çevirterek şaşırtmıştır? Geçmişimizle bu anlamda ve bu alandaki bağlarımızı, kim ya da kimler bölmüştür ya da bozmuştur? Geçmişimizle olan bu tip bağımızı, halen niye yüksek seviyede tekrar kuramıyoruz? Üstelik Nevruz 21 Mart’dadır; Hıdırellez ise 6 Mayıs’tadır. Bilindiği gibi Türkiye genelinde bahara; dünyanın Kuzey ve güney dengesi de hesaba katılırsa, Kafkasya ve Orta Asya’dan önce girilir. Bu gerçeği, her aklı başında olan kişi bilir. Bunu aynı zamanda, doğa da bilir. Şu günlerde (bu yazı 21 Mart’ta kaleme alındı) erikler bile, bazı yerlerde çiçek açtı. Benim şu anda oturduğum yerde bulunan erik ağacı, çiçek açtığı için, kesin olarak bunu söyleyebiliyorum. Bunları niçin anlatıyorum? Çünkü Nevruz, yani 21 Mart tarihi, zaman açısından Orta Asya’dan önce, Türkiye topraklarına tam anlamıyla örtüşmektedir. Fakat bu gerçeği, yani 21 Mart’ı, ne yazık ki bu alandaki kültürümüzü katledenler, yok etmişlerdir. Demek ki, bu topraklarda hedefler saptırılmış... Aslında iyi incelenirse 6 Mayıs, Sibirya’nın belki de biraz daha güney kısmının bahara geçiş günü ya da orada doğanın yeniden uyanış günü olabilir… Kesinkes söyleyebiliriz ki, Türkiye için 21 Mart’taki Nevruz günü, kesinkes yeniden doğuş tarihidir. Öyleyse nereden çıktı bu Hıdırellez? Ülkemizdeki Arapçı merkezli dini bir anlayışı esas almaya çalışanlar ile devşirme kökenli beslemelerin yaklaşımının tarihsel süreçteki ürünüdür bu tablo... Onlar, çeşitli aşamalarda kültürel katliyama uğrattıkları Nevruz’un yerine; al işte alternatif kutlama Hıdırellez denilerek, beyinlerimize bu olguyu sokmuşlardır. O nedenle Türkiye Türklüğü, 21 Mart’tan ziyade 6 Mayıs’ı, yani Nevruz’a karşı Hıdırellez’i kendisine yakın bilir ve tanır. Halbuki, diğer Türkler ise, tam tersi bir anlayıştadır. Türklük için, Türklüğün birliği ve geleceği için, doğrusu da 21 Mart merkezli olanıdır... Hıdırellez gerçeğini tarihsel sürecimizde, Hızır-İlyas anlayışına da bağlayan, ülkemizdeki Arapçı anlayış, bunu ne yazık ki süreç içersinde, bize iyice hazmettirmiştir. Fakat, Kafkasya ve Orta Asya’daki Türk bölgelerinde etkili olamayan Osmanlı devletindeki devşirmelerin diktatörlüğü, Nevruzu ve onun izlerini oradaki Türklerden silememiştir. Günümüzde o bölgelerdeki Türklerin, ortak bir milli günü olan Nevruz, bizim ülkemizde ne yazık ki, Nevruz adına maskaralıklar yapan, ihanet şebekesi PKK eliyle tekrar gündeme oturabilmektedir. Aslında bu konuda sıtratejik anlamda o kadar talihli olan Türk milleti, dünyada birleşebileceği en büyük bayramda dahi, ne yazık ki birleşememektedir. Bunun da sebebi, günümüzdeki devşirme lobileri ile Arapçı anlayıştaki zihniyetlerin torunlarının, ülkemizde tekrar etkin olmalarıdır. Ayrıca, bu duruma bilerek ya da bilmeyerek bilinçsizce destek olan, sözde Türk milliyetçileri de vebal altındadır. Türkiye Cumhuriyeti acil olarak, 21 Mart’ı Milli bir bayram günü olarak ilan etmelidir. Gerçek Türk milliyetçileri, bugünün önemini iyice kavramalıdır ve de herkese kavratmalıdır... Bu durum aynı zamanda, içimizdeki guguk kuşu yumurtasından çıkanlara ve o anlayışı destekleyenlere, en büyük darbe ve matem günü de olacaktır. 21 Mart günü Nevruz’u kutlama ve bayram gününe yönelik yaklaşım, Türkiye ile Türk dünyası arasındaki en önemli milli bağı, daha da kuvvetlendirecektir. Bu gün, Türklerin Birleşme, Dayanışma ve de Yeniden Doğuş Günü olacaktır ve de olmalıdır. Diyoruz ki; Bunun için, Bütün Türkler el ele... Bu durumda da PKK, kendi kazdığı kuyunun içersinde boğulacaktır. Yine diyoruz ki; Bütün Türkler, Nevruz’da Birleşmek İçin İleri!.. Bu kutlu günden öte, Türk dünyasını birleştirebilecek büyük bir milli bayram da yoktur. Yeter ki, aradan geçen yüzyılların uyuşukluğunu üzerimizden atarak, Nevruz düşüncesini ve bayrağını, en tepelere ve yüksek zirvelere taşıyalım! Aslında bu günün, stratejik derinliğini anlamış olan gayri-Türk lobisi ve ilgili ülkeler, bu mantıkla da hareket etmişlerdir ve de ediyorlar. Bu lobinin, Türkiye’deki Osmanlı ve günümüz dönemlerindeki etkili güçlerinin devşirmeler, Arapçılar ve ilgisiz ya da bilgisiz Türk yurttaşları yüzünden olduğunu vurgulamıştık. Arapçı din anlayışının, bu konudaki tesirinin derinliği, ülkemizde ne kadar etkili olmuştur? Halen bu etki var mıdır? Örneğin Diyanet Teşkilatı, beş bin yıllık Nevruz gerçeğini hazmedebiliyor mu ya da edebilecek mi? Nevruz’a ülkemizde tavır almış olan bazı gurupların yanı sıra, Sovyetler Birliği yönetimi de, kendi dönemlerinde, bu milli Türk gününü yasak etmiş, kutlanmasına engel olmuştur. Sovyetlerdeki komünistler, Türklerin bu gününe yasak koyarak, niçin kutlatmıyorlardı? Onlar, kendi ellerinde esir olan Türklerin, Nevruz gününün milli günleri olduğunun elbette farkındaydılar. Bu gerçeği bildikleri için, Nevruz’u özellikle yasaklamışlardır... Sovyet esaretinden kurtulan Türkler, kendi devletleri bünyesinde bu mutlu ve kutlu günü artık, milli bayramları olarak kutlamaktadırlar. Onların Nevruz bayramlarını da kutlarken, darısı tez zamanda Türkiye’nin başına diyoruz... Bugün Nevruz’u yasaklayan bir diğer ülke ise; İran İslam Cumhuriyetidir. Bu ülke, niçin bu olayı yasaklamıştır? Aslında anlayış olarak Türklerden İranlılara da geçmiş olan bu bayramın, bölgemizdeki isminin Farsçaya dayanmasına rağmen, Hümeynici İran İslam Cumhuriyeti, bir milli Türk günü olan Nevruz’u yasaklamak eylemini seçmiştir. Gerçekte ise molla rejimi, pek çok şeye ve Farsça olumsuz geleneğe göz yumarken, Nevruz’a niçin karşı durmuştur ya da durmaktadır. Bu konuda, sadece dini sebepler mi vardır? İranlılar pek çok şeye gelince, bazı sebepleri geri pilana alabiliyorlar; fakat iş Nevruz’a gelince niçin bu tablo değişiyor? Yoksa onlar, Güney Azerbaycan Türklerinin, Kuzey Azerbaycan Türkleri gibi Nevruzu özgürce kutlamaları, birleşmelerine vesile olur diye mi korkuyorlar? Belki de, bu parçalanmış iki Türk gurubu arasındaki ortak değerin, Nevruz yoluyla oluşmasının yolunu kesmek esasını kendilerine yol olarak alıyorlardır? İran yönetimi, dini anlayışı öne çıkararak, Türklerin milli bir gününü yok etmeye çalışmaktadır. Elbette bu anlayış, aynı Sovyet anlayışı gibi, iflas edecektir ve de etmeye de mahkumdur. Buradan çıkaracağımız ders şudur: Bazı güç odakları, içeride ya da ülkemizin dışında, Türk’ün milli yönü itibariyle birleşmemesi için, ellerindeki her türlü anlayışı ve baskı araçlarını kullanarak engel olmaktadırlar. Bu durum, Nevruz ile ilgili olarak, Osmanlıda da böyleydi, Sovyetlerde de ve Molla rejimli İran’da da böyledir. Ne yazık ki, Türkiye Cumhuriyeti de bu devletlerin anlayışını halen sürdürmektedir. Diyoruz ki; Nevruz üzerindeki her türlü politik yanlışlar kaldırılmalıdır. PKK istiyor diye değil, Türk Dünyası uyguluyor diye, Nevruz bayramını benimsemeliyiz. Nevruz bizim atalarımızın ve soydaşlarımızın milli bir gerçeğidir. Bu düzlemde hareket edip, hedeflerimizi bu yönde yükseltmeliyiz. Görev anlayışımızı, bu yönde yeniden ayarlayıp, düzeltmeliyiz. Bu bağlamda da haykırıyoruz: Yaşasın Türklüğün Yeniden Diriliş Günü Olan Nevruz! Yaşasın Dünya Türklüğünün Birleşme Günü Olan Nevruz!


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002