Kasım 2008

Ö T E S İ

 

06.12.2019 



Gerçek

 
Özdemir Özsoy

Bir Dokun Bin Ah Dinle


Kimin kimi, ne sıfatla ve ne hakla fişlediği belirsiz olan bir ülkede, piyasaya kimin müdahale edeceği, neye göre müdahale edeceği de belirlenemez, bilinemez. Bu işin, devlet adına birtakım saplantılı bürokratların eline bırakılamayacağı da maalesef görülmüştür. Onun, için de bu kaostan çıkmak bu kafa yapısıyla mümkün olmuyor işte… Basınımıza gelince… O konuda söyleyeceklerimiz çok. Herhalde acı konuşacağız.

Yazmamı istediğiniz konuları bir bir ele alacağımdan kuşkunuz olmasın, sevgili okuyucular! Ben sizlere bu yazıda “yalnızlığın” nasıl bir şey olduğunu anlatmak isterdim. Birbirini kovalayan, evet izleyen değil kovalayan o kadar çok sorunla yüz yüze bulunuyoruz ki bütün bunlara rağmen bu toplumun ayakta durduğuna şaşmamak elde değil. Her zaman, her yerde ön sırada olan eğitim konusu, bitmez tükenmez tartışmalarla gündemdeki yerini koruyor. Her televizyon kanalında eğitimle ilgili bir programa rastlayabilirsiniz. Birkaç yüzbin gencin üniversiteye girebilmesine karşılık milyonlarcasını dışlayan bir sistemi benimsemiş olan insanlar acaba bu programlarda hangi çözümlere ulaşabilirler? Seçme yerleştirme sınavlarında bir test sorusuna ihtimaliyat (olasılık) hesabına göre cevap verip, kendisiyle yarışan binlerce genci geride bırakan bir öğrenciyi öbürlerinden çok daha başarılı gibi gösterebilen bir uygulama hangi aklın eseridir? Özel dershaneler, yardımcı kurum sıfatını bırakıp asıl öğretim kurumu haline getirilmişse, okullardaki eğitimin yetersizliğini bahane ederek işin içinden çıkabilir misiniz? Eğitim ve öğretim kurumlarında hizmet verenlerin de mali durumlarını düzeltip onları daha verimli hale getirmek ve seçkin kişileri bu meslek dalına yönlendirmek varken özel dershanelere kaçmalarına yol açmak akıl işi midir? Lise öğrencilerini, başarılı bir yüksek öğrenim yapabilecek ve kolaylıkla meslek edinebilecek kişiler olmaktan uzaklaştırıp belirli sorulara daha rahat cevap verebilen mekanize bireyler haline getirmenin şimdiye kadar ne faydası görüldü ki? Aslında hangi sistem daha iyidir diye, oturup saatlerce tartışmanın bizi “daha iyiye” götürdüğünü hiçbir zaman görmedik. Reform adı altında sürekli değişiklikler yapıyoruz. Şurasını unutmamak gerekir ki plansız, programsız yapılan devamlı reformların bizi başladığımız noktaya geri götürme olasılığı da vardır. Eğitim konusunu yıllardır yola koyamamış bir ülkenin sorunları bitmez. İşte açıkça görülmektedir ki ülkenin önemli kurumlarının yabancılara satılmasının ekonomide ferahlamaya yol açacağını söyleyenler daha şimdiden hüsrana uğramışlardır. 22 milyar dolar gelir beklenen satışlardan hazineye ancak 1,3 milyar dolar girmesi üstelik satılan fabrikaların teknik donanımı dışında değerli taşınamaz mallarının da (gayrimenkullerin) elden çıkması iyi niyetli çok kimsede hayal kırıklığı yaratmıştır. Milli olarak nitelenen bir kurumun ,–yabancılar tarafından dolaylı bir şekilde desteklenip- Erdemir gibi, ülkemizin hemen hemen yassı demir imal eden tek kuruluşunu satın almasını “ehven-i şer” olarak görüp saflıkla sevinirken aynı kurumun bir yabancı demir-çelik devini arka kapıdan içeri aldığını görünce hayal kırıklığına uğradık. Şimdi de rekabet kurulunun bu haliyle bu satışı onaylamayacağı endişesiyle yabancı ortağı geri çekerek mesele örtülmeye çalışılıyor. Bu olay aslında o kadar sevimsizdir ki üzerinde durmayıp bir unutabilseydik çok iyi olurdu. Endeksi yükseliyor diye bayram yaptığımız milli (!) borsamızdaki hisse senetlerinin yüzde 70’inin yabancıların portföyünde oluşu niye kimsenin umurunda değil? Yabancı ortaklı bankaların pazar payı yüzde 27 olmuş. 21 bankada yabancı eli var. Yabancı firmalara yapılan satışların bedelinin hepsi kasaya girse yine de cari açığı kapatacak seviyede değil. Ayrıca bu yabancı yatırımcıların hangi esaslara göre ve ne oranda kâr transferi yapacağı da belirlenmemiştir. Acaba Telekom gibi kârlı –ve son zamanlarda verimli olmaya başlamış- bir kurumun yabancılara satılışı hangi akla hizmettir? Bu stratejik kurumun satışından elde edilen gelir nereye harcanmaktadır? İflası önlemek istiyorsanız başka yollar, bilimsel metotlar aramak ve uygulamak gerekir. Bu mirasyedi zihniyeti ile hiç kimse hiçbir yere varmamıştır. Bu işin sonu yoktur. Bizleri “devletçi ekonomi taraftarı” diye hafife almak isteyenler liberal ekonomi uygulayan ve kendilerinin de bize örnek gösterdikleri o batı ülkelerinin hemen hepsinde devletin ekonomideki ağırlığının Türkiye’den fazla olduğunu niçin bilmezler? Örnek olarak Fransa’da bu oran yüzde 25 olup ülkemizdekinin neredeyse iki katıdır. Hangi yörede hangi devletin şirketlerine ve şahıslarına ne kadar arazi satıldığı yine gözden kaçırılmak istenen konulardan biridir. İngiltere kendi vatandaşlarına bile taşınmaz malların (mülklerin) satışın yapmadığı halde liberal ekonomiden çıkmıyor da Türkiye niye kendine dayatılan bir usulü (hatta usulsüzlüğü) uygulamak zorunda bırakılıyor? Serbest piyasaya ekonomisi yalnızca belli bir zümrenin -hiç hak etmedikleri halde- semirmesine yol açıp geniş halk kitlelerini sömürme aracı olarak kullanılıyorsa, milli gelirdeki artışın ne zaman halka da yansıyacağı bilinemiyorsa o zaman Marksistler de “piyasa mekanizmasının” sömürü aracı olduğunu elbette öne sürebilirler. Demek ki sistemin teorisindeki olumlu düşünceler bilinçsiz vurguncu takımının elinde, hayal kırıklığına yol açan bir pratiğe dönüşebilir. Onun için bazı ülkelerde özellikle Türkiye’de bu iş başıboş bırakılmaya gelmez. Aksi takdirde politikacıların, iktidardakilerin akraba ve yandaşlarına servet aktarma mekanizması haline gelebilir. Ancak hangi devlet organının ne şekilde ve ne ölçüde müdahalede bulunması gerektiği de bizim ülkemizde bir türlü çözülememiş sorunlardan biridir Kimin kimi, ne sıfatla ve ne hakla fişlediği belirsiz olan bir ülkede, piyasaya kimin müdahale edeceği, neye göre müdahale edeceği de belirlenemez, bilinemez. Bu işin, devlet adına birtakım saplantılı bürokratların eline bırakılamayacağı da maalesef görülmüştür. Onun, için de bu kaostan çıkmak bu kafa yapısıyla mümkün olmuyor işte… Basınımıza gelince… O konuda söyleyeceklerimiz çok. Herhalde acı konuşacağız. Şimdilik şunu söylemekle yetinelim. Biz bu kurumun milli olmasından çoktan vazgeçtik ama bazılarının “gazetemizin filan ülkenin başkentindeki temsilcimiz” diye gösterdikleri kişilerin bilakis o ülkenin o gazetedeki adamı olduğunu artık fanatik okuyucuları bile görebiliyor. Ama ne acıdır ki bunların, boylarına bakmadan, birilerinin ağzından Türk devletine “aba altından sopa” gösterebildikleri bir gerçektir. Evet sevgili okuyucular, benim gerçek ülkücü arkadaşlarım! Ben size yalnızlığın ne olduğunu ve neden kendimizi hep yalnız hissettiğimizi anlatacaktım. Buna yerimiz kalmadı. Gerçi bu vesileyle de olsa, bizleri yalnızlığa sürükleyen yanlışlıklara da biraz değinmiş olduk.


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002