Kasım 2008

Ö T E S İ

 

07.12.2019 



Ünlem !

 
Asuman Özdemir

Kaldır Başını... Yüzündeki Baharı Göreyim...


Bu dört yıl boyunca kocası özel günleri hiç ihmal etmedi ama, doğum günü, evlenme yıldönümü, dini bayramlar, hatta bazen arada milli bayramlarda da hediyesini getirip şifoniyerinin üzerine bıraktı. Hiç birini açmadı. Hepsini dolabının bir gözünde biriktirdi. Hani bir gün gelecek, her şey yoluna girecek ya, işte o zaman beraberce açacaklardı...

Yeni evli idi. Ya yedi ay ya da sekiz ay olmuştu. Her şey yolundaydı. Tahmin edemeyeceği kadar da mutluydu. Kocasını geçirdikten sonra evi toparlayıp, akşam yemeklerini pişirmesi sadece iki saatini almıştı. İçinde tarif edemediği bir sevinç ile aynanın karşısına koştu. Saatlerce saçının tuvaleti, makyajı ve giyimi ile uğraştıktan sonra en sonunda kendini beğendi. Büyük bir zevkle sofrayı kurdu. Balkondaki sardunyalardan toplayarak masayı pembe, kırmızı çiçeklerle donattı. Eşini beklemeye başladı. Bir an masadan da, evden de uzaklaştı, aylar öncesine geri gitti. Emirgân korusunda eşinin kendisine evlenme teklifi aklına geldi. Mahcup bir ifade ile başı öne eğik dolaşırlarken, eşi ona dönerek:
“Kaldır başını... Yüzündeki baharı göreyim...” demişti. Çok hoşuna gitmişti. İlk defa duymuştu bu sözleri. Heyecanla başını yukarı kaldırdığında eşi ona evlenme teklifini yapmıştı. Ne zaman aklına gelse o anki gibi heyecanlanıyor, içi sevinçle doluyordu.
Bekledi, o gece çok bekledi… Kulağında eşinin “Kaldır başını… Yüzündeki baharı göreyim” sözleri ile bekledi. Saatler ilerledikçe heyecanı öfkeye, öfkesi ise sabaha karşı kırgınlığa dönmüştü. Sabaha doğru geldi eşi. Bu sefer o mahcuptu. Sessizce üstünü değişti ve tekrar işine gitti. Bir “Allahaısmarladık” bile demeden...
Sustu… Sustu... Aylarca bu drama katlandı… Kimseye etmedi şikâyet… Bizlere pek benzemezdi zaten… Onun için evlenilecek ve eğlenilecek kadınlar vardı. Kocası evlenerek onu taltiflendirmişti. Eğlenecek kadınlar ise sokakta olurdu. Zamanı gelince de sokakta kalırlardı. Annesi başta olmak üzere ailesinin tüm kadınları ona böyle öğretmişlerdi. Bekleyecekti... Ve bekledi... Tam dört yıl bekledi.
Her şeyi bilip de, hiçbir şey olmuyormuş gibi davranan aile büyüklerinin bu arada devamlı çocuk istemelerine de sessizce katlandı. Eve gelen arkadaşlarının meraklı sorularını duymazdan geldi. Komşularının yardım taleplerini sokak kapısının aralığından geri çevirdi. Hiç bilmedi komşusu olan hanımlara, kocalarınca kendisinin örnek gösterildiğini… Komşu hanımların ondan nefret ettiğini, dedikodusunu durmadan yaptıklarını da bilmedi… O kocalara göre de ideal aile kadını öyle olmalıydı. Her gün, bu akşam gelecek diye giyinip süslenip hazırlanan ama gelmeyince büyük bir tevekkülle susan kadın onlara göre de her Türk erkeğinin istediği kadın modeliydi.
Bu dört yıl boyunca kocası özel günleri hiç ihmal etmedi ama, doğum günü, evlenme yıldönümü, dini bayramlar, hatta bazen arada milli bayramlarda da hediyesini getirip şifoniyerinin üzerine bıraktı. Hiç birini açmadı. Hepsini dolabının bir gözünde biriktirdi. Hani bir gün gelecek, her şey yoluna girecek ya, işte o zaman beraberce açacaklardı...
İçlerinde ne olduğunu ise tahmin edebiliyordu. Kocası kuyumcuydu da...
Evliliğinin beşinci yılını bitirdiği, aynı evde ayrılığın dördüncü yılını ise tamamladığı günlerde, kapı bir gün vakitsizce çaldı. Heyecanlı koştu. İçine zaten o sabah doğmuştu... Biliyordu bu gün ansızın gelecekti ve hep onunla olacaktı...
Evet! Gelmişti…
Kendi değil ama haberi...
Kapıda iki polis duruyordu. Sabah bir trafik kazası olmuştu. Kendisine ulaşmaları biraz zaman almıştı. Bu arada maalesef... Üzgündüler memur beyler...
Hiçbir şey duymuyor ve görmüyordu. Yine sessizdi... Memurlarla beraber yola çıktığında o güne kadar tanışamadığı hayırsever komşularından ikisi yanına katılmıştı bile...
Dört buçuk yıl aradan sonra, ilk defa o gün morgda kocasının eline eli değdi ve sessizce vedalaştı. Ne bağırdı, ne çağırdı ne de ağladı... Her şeye rağmen; biraz da yardımsever komşuların desteği ile morgun kapısından çıkarken bir polisin feryat figan ağlayan, dipleri gözüken siyah saçları yumurta sarısına boyanmış esmer bir kadını kolundan tutup uzaklaştırırken:
“Hanımefendi, lütfen susar mısınız, eşi burda, sizi duyacak ve görecek...” dediğini duydu...
Bütün iyi dostlar gibi (!) ben de bu olayı uzaktan izledim. Karşılaşmamak için elimden geleni yaptım ve başardım. Kocasının ölümünden iki yıl sonra bıraktığı onca menkule rağmen malî krize girdiğini duyunca, yardımcı olmak için aradım.
“Hemen gel!” dedi. Evlendiği günden beri ilk görüşüm olacaktı. Gittim. Uzun uzun özürler diledim, arayıp sormadığım için... Her zamanki gibi çok zarifti...
“Gelmemen, gelmenden daha hayırlı idi… Gelen dostlar oldukça benim ne sıkıntılar ve mahcubiyetler yaşadığımı tahmin edemezsin…” dedi ve bu hikâyesini baştan aşağı anlattı. Tam çay servisini yaparken içer ki odadan kara, kuru dört yaşlarında bir oğlan çocuğu koşarak geldi, bacaklarına “Annem” diye sarıldı..
İşte o an beni düşünün! Beni bilenler bilir, böyle durumlarda yüzümdeki o dehşet dolu, biraz da aptallıkla karışık ifadeyi ne kadar uğraşsam kovamam. Çocuğu kucağına alırken bana:
“Malî krizimin nedeni...” dedi… Meğer; kocasının sevgilisi büyük bir para alarak çocuğu buna bırakmış. Çocuğu, ölen eşi ile kendi üstüne geçirmek için mahkemeydi, avukattı diye uğraşırken bir o kadar da gitmiş. Bir taraftan çocuğu seviyor, “Bana bıraktığı esas miras bu” diyerek diğer taraftan anlatıyor da anlatıyor.
E benim de sabrım hepinizin malumu... Oraya kadarmış...
“Değer mi? Sen ne yapıyorsun! Aklını başına topla! Ne bu çocuk yahu! Kocam dediğin adamı doğru dürüst tanımadın bile... Şimdi nasıl olur da alır onun veledini bağrına basarsın? Sana yaptıkları yenilir yutulur mu?” diye bağırmaya, söylenmeye başladım...
Sustu... Yine sustu... O susma ile zaten kendime geldim ve yaptığım hatayı anladım. Ama iş işten geçmişti bir kere... Hangi özür düzeltirdi ki ortalığı?.. Çocuk bile susmuş bizi izliyordu. Neden sonra yavaş bir sesle:
“Ben senin gibi genç evlenmedim. Otuz altı yaşımdaydım. Ve o güne kadar değil bana, sanmıyorum ki hiçbir kadına “Kaldır başını.. Yüzündeki baharı göreyim…” densin… Öylesine güzel bir söz ki o, insan sanki yeniden doğuyor. Bana tekrar o sözleri söylemesini yıllarca bekledim. Son zamanlarında söylediği andan en geç bir saat sonra onu terk etmek için yeminim vardı ve uygulayacaktım… Bir kere daha, sadece bir kere daha duymak istedim...”
Hayatımda bir kere 8 Mart Dünya Kadınlar Günü hediyesi aldım. Benden o hediyeyi de, o olaylı günden sonra zaten o aldı...
Halen hak ettiğine inanmam...
Belki de o hediye bir özür borcu idi...
Ben kadının aptalını hiç sevmem ya...
Hadi neyse...
Benden de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü yazısı bu kadar olur... Yılda bir gün kadına iltifatkâr davranılmasını hatırlatan günler bana hiç inandırıcı gelmez de...


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002