Kasım 2008

Ö T E S İ

 

09.12.2019 



Gezi

 
Banu Erkmen

İğneada…


Eşsiz kelimesini burda abartılı ve hayranlık vericiliğini vurgulayıcı bir sıfat olarak kullanmıyorum sadece, çünkü burası dünyada sadece 3 yerde bulunan longoz yani mevsimsel subasar olarak adı geçen çok özel bir ekosisteme sahiptir. Bataklıklarda oluşan Longoz Ormanı, çok nemli, balçık alanlarda yetişen alüvyal orman türünün çok özgün bir örneği, bunun için de Dünya Bankası tarafından sürdürebilir doğal kaynaklar projesi kapsamında koruma altına alınmış durumdadır…

Her zaman merak etmişimdir ki, gidenlerin sonsuz bir hayranlık duyduğunu çok defa işitmiş olmama rağmen neden bir anda turizmin patlayan yıldızlarından biri olmamıştır İğneada? Meğer gidip görmeden bu sıkı ağızbirliğinin sebebini anlamak mümkün değilmiş. Burası o kadar güzel, o kadar etkileyici hiçbir tereddüde kapılmadan şahane olarak tanımlanabilecek bir yermiş ki, hiç kimse orayı kendinden başkası bilmesin, sadece ziyaretçisine ait olsun, kimseler gelip orada büyük otellerin bayraklarını ardı ardına dikmesin istiyor. Kim bu düşünceyi haksız bulabilir veya kim buraya böyle bir haksızlık yapabilir? Maalesef üzülerek belirtmek zorundayım ki ben de size nerede olduğunu söylemeyeceğim. Sadece İğneada’yı anlatacağım. Tabii olarak duyanlar ya da biraz uğraşarak yolunu bulacak olanlar vardır ama ben sadece kendi adıma bu seferlik böyle bir önlem almak istiyorum.
Evliya Çelebi seyahatnamesinde, “Fatih’in akıncılarından İne Gazi’nin fethettiği belde. Harap, yıkılmış kalesi ayakta zor duruyor. Kale içinde odunculukla geçinen Rumlar yaşarmış" diyor. Belki İğne ada ismi İne Gazi’den gelmekte, değişe değişe iğne olarak adlandırılmaktadır. Istıranca ormanlarından Karadeniz’e varan yola vurduğu zaman yolunuz eşsiz bir çam kokusu sarar bedeninizi. Eşsiz kelimesini burda abartılı ve hayranlık vericiliğini vurgulayıcı bir sıfat olarak kullanmıyorum sadece, çünkü burası dünyada sadece 3 yerde bulunan longoz yani mevsimsel subasar olarak adı geçen çok özel bir ekosisteme sahiptir. Bataklıklarda oluşan Longoz Ormanı, çok nemli, balçık alanlarda yetişen alüvyal orman türünün çok özgün bir örneği, bunun için de Dünya Bankası tarafından sürdürebilir doğal kaynaklar projesi kapsamında koruma altına alınmış durumdadır… Peki bu ormanlar nasıl oluşur? Dere ağızları, yağışların azaldığı mevsimlerde denizden gelen dalgaların taşıdığı kumla, çakılla kapanır. Böyle olunca da dere suları birikerek geriye döner ve orman tabanına yayılır. İşte; dişbudak, karaağaç ve meşeden oluşan bu ormanlara da "longoz (subasar) ormanı" denir... Buralarda hayat, insan aklının alamayacağı kadar zengindir. Tam 150 tür kuş, 18 tür memeli, 9 tür sürüngen, 5 tür kurbağa, 14 tür otsu bitki ve çalı, 18 tür ağaç ve mersin balıkları birlikte yaşar. İğneada bitki örtüsü ve faunası tüm Avrupa kıtasında olmayan zenginliği ile aynı zamanda ülkemizin oksijen pompalayan akciğerlerindendir. Buraya kadar eminim anlattıklarım ilginizi çekmiş, hayranlık uyandırmıştır. Maalesef şimdi söyleyeceklerim bu kadar hoş değil. Bu ormanlar tehlike altında. Tam ortasında devâsa bir taş ocağı açılıyor. İstanbul için yeni bir su kaynağı olması planlanan Demirköy barajı için gözümüzden sakınmamız gereken bu doğa harikası belleklerde kalan bir anı olacak. Aynı o kadar feryada kulak tıkayanların kuş cenneti Gala gölünü kurutmaları gibi. Yeraltı tatlı su kaynakları açısından sınırlı rezervlere sahip Trakya’nın bu iki en önemli kaynağının kurutulması ile ilerde yaşanacak ve tüm batı Marmara’yı tehdit edecek olan büyük susuzluklara karşı çaresiz bırakılıyoruz. Bunun en belirgin göstergesi ise yeraltı sularına ulaşım mesafesinin 20 yılda 20 metreden 300 metreye yükselmesidir. Bir gün Meriç’in karşısına bir yudum su demek zorunda kalmayalım…
Tekrar İğneada’ya dönelim isterseniz. Burası küçük bir balıkçı kasabası. Herkesin hayallerini süsleyen türden. Bulgaristan sınırının hemen yanı başında, yüzü Karadeniz’e dönük ama denizi olabildiğince sakin, her sene Balkanlardan gelen soğuk havaların ülkemize girer girmez bir durup soluklandığı, coğrafyasının hırçınlığının aksine insanın kulağına pastoral ezgiler fısıldayan Türkiye’nin bir diğer yanı… Üstelik kumsalları altın kaplı. Bu abartılı bir tanımlamadan ziyade MTA’nın kumların arasında bulduğu altın zerreciklerinden ötürü aldığı bir özellik. Yeterince ekonomik bulunmaması nedeni ile bölgede madencilik yapılmıyor ama altın bu kumsalların gerdanında pırıl pırıl parlamakta.

Dupnisa Mağarası
Bu bölgeye gelmişken söz edilmesi gereken bir başka yeraltı güzelliği turizm kapsamında hizmete açılan iki tünelden oluşup toplam 2700 m gezilebilen Dupnisa’dır. Bu iki tünel aralarında 30 metre kot farkı bulunan kuru ve sulu mağaralardır. Sarkıt ve dikit yönünden oldukça zengin ve renklidir. Ürpertici su damlalarının sesleri eşliğinde bir zamanlar yarasaların mekânı olan bu mağaralarda arzın merkezinde ilerleyen Jules Verne gibi hissetmemek olanaksız.
Burası aynı zamanda pek çok kuş türünün göç yolları üzerinde bir konaklama noktası. Yılın belli zamanlarında bahri, karabatak, gümüş martı, su tavuğu ve yabani ördeklerini ağırlıyor. Göç dönemlerinde ise dünyanın bütün leyleklerinin toplandığını düşündürecek kadar ziyaretçi akınına uğramakta. Faunası bu kadarla da sınırlı değil. Gür Istıranca ormanları tilki, sansar, karaca, geyik, domuz, tavşan gibi hayvanların yaşama alanı, aynı zamanda kasaba ekonomisine hakim olan balıkçılık Karadeniz’in en bereketli kalkan, hamsi, mezgit sürüleri ile besleniyor. Onlar gelip geçici misafirler değil bizim olanın diğer sahipleri. Bu da bence bize şunu anlatıyor ki insanoğlu olarak ne kadar dünyanın efendisi olduğumuzu zannetsek de aslında bu su, hava, toprak; her ne kadar görmezden gelsek de, sözde sahiplenmemiz, aslı astarı olmayan bir masaldan ibaret.
Ülkemizde ki Yedigöller bölgelerinden bir tanesi de İğneada’dır. Erikli-Mert-Hamam-Pedina-Saka-Sülüklü ve Ramana gölleri doğal sit alanı ilan edilmiş ve koruma altına alınmıştır. Fakat bu gözün gördüğünce koruma, kuruyan yeraltı suları, çeltik tarlalarından bilinçsizce saçılan kimyasalların toprağa karışması karşısında yeterli olacak mı?
Ve bir de Limanköyü var İğneada’nın meşhur fenerinin dibinde; son sözü etmeye değer. Kendimizden sakınmamız gereken İğneada acımasız dünyanın hesapları ile karşılaşmaya başlıyor. Bu yüzden İğneada’ya gidin bir daha göremeyebilirsiniz. Sizi mutlaka inşa ettikleri siteleri pazarlamaya kalkanlar, oteller açılması için sit alanı bölgesine göz dikenler de karşılayacak ama onların yüzlerine bile bakmadan sadece buraya bir kez bakın.


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002