Kasım 2008

Ö T E S İ

 

09.12.2019 



Ölçü

 
Cem Sökmen

Osmanlının son fedaileri


Teşkilat-ı Mahsusa derin bir milletin asırlardır taşıdığı dünya görüşüne dayanıyor, teslimiyetin karşısına dikilen iradeyi temsil ediyordu. O kahramanlar, milletlerinin tarihi misyonuna uygun bir mücadeleyi vermek için hiç bir fedakârlıktan kaçınmadılar. Buna rağmen onları maceracı diye yaftalayan insanlar ortaya çıktı. Bunlar kendi değersizliklerinin farkında oldukları için gerçek değerleri kıskandılar ve yok saymaya kalktılar.

“Teşkilât-ı Mahsusa: Osmanlının son fedaileri” Kasım ayında Yeni Şafak gazetesinde Abdullah Muradoğlu imzasıyla yayınlanan yazı dizisinin adıdır. Sahte ve sanal gündemlerin yağmuru altındayken seyrek de olsa böyle kalıcı ve sahici işleri görmek ümitlerimizi tazeliyor. Kuşçubaşı Eşref’ten Süleyman Askeri’ye, Atatürk’ten Enver Paşa’ya ve isimleri unutulmuş büyük kahramanların hikâyesini bize anlatan Abdullah Muradoğlu, Teşkilat-ı Mahsusa’nın vasfını “Osmanlı’nın son döneminde, yeniden varolmak için ortaya çıktılar. Osmanlı coğrafyasının dört bir yanında, tarihi yeniden yazmak için kanlarıyla canlarıyla savaştılar. Hindistan’dan Mağrip’e kadar uzanan İslam dünyasını Osmanlı etrafında birleştirmeyi amaçlayan teşkilat, sıradan bir ‘ajanlar topluluğu’ değil, bir idealistler ordusuydu.” sözleriyle anlatıyor.
Teşkilat-ı Mahsusa derin bir milletin asırlardır taşıdığı dünya görüşüne dayanıyor, teslimiyetin karşısına dikilen iradeyi temsil ediyordu. O kahramanlar, milletlerinin tarihi misyonuna uygun bir mücadeleyi vermek için hiç bir fedakârlıktan kaçınmadılar. Buna rağmen onları maceracı diye yaftalayan insanlar ortaya çıktı. Bunlar kendi değersizliklerinin farkında oldukları için gerçek değerleri kıskandılar ve yok saymaya kalktılar. Oysa Teşkilat-ı Mahsusa son demlerini yaşayan bir devletin savunmasını topraklarının dışına taşımayı başarmış, mazlum milletleri organize etmişti. Teşkilat-ı Mahsusa, Birinci Dünya savaşının Osmanlı devletini parçalamak ve petrolü paylaşmak için çıkacağının farkındaydı. Onlar geleceği görüyor, düşmanın nihai hedefinin Anadolu’yu paylaşmak olduğunu da biliyorlardı. Bu yüzden daha 1913-14’lerde Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde silah ve mermi depolamışlardı. Birinci dünya savaşı boyunca mücadeleyi değişik coğrafyalara yayarak, küçük çaplı kuvvetlerle uzun direnişler sergileyerek, düşmanın Anadolu’ya olabildiğince yorgun gelmesi için herşeyleriyle savaştılar. Biz nefsimize hoş gelecek bir neticesi yoksa iki adımlık yere gitmeye üşenirken, nerede tehlike varsa oraya koşan her anı ölümle burun buruna yaşamaktan çekinmeyen insanları tanımıyoruz.
Haydi uzak tarihi bir kenara bırakalım, 1910’lardan başlayarak 1923’lere kadar devam eden ölüm-kalım mücadelesini yeterince biliyor muyuz? Kahramanlarımızı tanıyor muyuz? Peki biz bugün bütün bir toplum olarak örnek insan ihtiyacı duymuyor muyuz? Evet Türkiye’deki kültürel iktidar, geçmişten bugüne gittikçe sulanan bir solun şimdilerde dünyadaki aktif hegemonyanın sözcülüğünü üstlenmesine dayanmaktadır. Bugün dünyaya büyük ölçüde hakim olan medya düzeninin işlevi kontrol ve kolonizasyondur. Türkiye’nin şu anda toplum ve devlet olarak batılılaşma projesinin tesiriyle kendi hedeflerini, iddialarını ve ideallerini besleyemeyecek ve üretemeyecek durumda olması ülkedeki kültürel zemini giderek daha da kaygan hale getirmektedir. Kaygan zeminin en belirgin hissedildiği yer iletişim araçlarıdır, medyadır. Aslında iletişim araçları sadece vasıtadır/yansıtıcıdır. Olmayan ilim geleneğini ve düşünce birikimini sadece bir yayın organına sahip olmakla veremezsiniz. Gündemi takip etmek demek kitabı ve kitaplığı unutup, günlük gazetelere kilitlenmek değildir. Dünyaya ortalama insandan farklı bir bakış açısıyla ve fikirle yaklaştığını iddia edenlerin gündemi takip etmeleri basit bir takipten öte bir şey olmak gerekir.
Bu takip kitle insanı gibi genel medyanın yönlendirmesiyle ve biçimlendirmesiyle dönüşen ve kendisine ait tercihleri oluşturamayan bir tarzda da olamaz. Farklılığın en belirgin ifadesi, olup bitenleri kendine has fikri donanımla yorumlayabilecek ölçüde dünya görüşünde derinleşmektir.
Kitabıyatıyla ilgisini sakatlamış, kaynaklarını belirsizleştirmiş bir “fikir hareketi” günbegün aşınır ve sonuçta “slogan hareketine” dönüşür. Türkiye’nin ihtiyacı, pek bir realist yaklaşımlarıyla “küresel hegemonya”nın dayattığı realitelere teslim olanlara değil, hakikate olan inanç ve bağlılıklarını kaygan zeminlerde dahi gösteren ve “her şeye rağmen mutlaka yapılabilecek bir şeyler vardır” diyenleredir.


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002