Kasım 2008

Ö T E S İ

 

09.12.2019 



Kuşbakışı

 
Şahin Zenginal

Ne günlere kaldık!


7 Mayıs 2004’te Meclis’te kabul edilen Anayasa değişikliği ile Anayasa’nın 90. maddesine şu fıkra eklendi: “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”

Bir ülke düşünün. Ülkenin başbakanı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin başörtüsü konusundaki kararını eleştiriyor ve “Bunun kararını ulema verir” diyor. Ama çok değil birkaç yıl önce aynı başbakanın yardımcısı, başbakanın şiddetle eleştirdiği mahkemeden medet umuyor, o mahkemede yine aynı konuyla ilgili dava açıyor.
Daha da garibi Başbakan davalı olduğu bir mahkemede davayı kazanıyor, ama yine de mahkeme kararını eleştiriyor.
Şimdi sormazlar mı? Ey başbakan, sen devletin başısın. Bu mahkemede de, bu devlet davalı. Madem kazanmayı istemiyorsun, niçin davayı önceden kabullenmedin?
Madem başörtüsü yasağı istemiyorsun, bu konuda ‘ulemadan görüş alınmalıdır’ diyorsun, niçin başörtüsü yasağını kaldırmak için hiçbir girişimde bulunmadın, bulunmuyorsun? İktidar olan, yürütmenin başında bulunan, yasamada çoğunluğu elinde tutan sen değil misin? Yahut bu sözlerinle gerçekten acizliğini mi itiraf ediyorsun?
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de dahil Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası bütün sözleşmeleri bu devletin yasalarından üstün sayan Başbakan Erdoğan’ın başında bulunduğu AKP iktidarıdır.
7 Mayıs 2004’te Meclis’te kabul edilen Anayasa değişikliği ile Anayasa’nın 90. maddesine şu fıkra eklendi: “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”
Hem Avrupa’nın yaptığı sözleşmeleri, mahkemelerini benim kanunlarımdan üstün sayacaksın, hem de onların mahkemesinin verdiği kararı eleştireceksin. Bunun mantığını anlayan varsa bize de anlatsın.
Başbakan, Anayasa’yı Avrupa’nın istediği şekilde değiştirirken niçin ulemaya sormadı acaba?
Gelelim diğer bir garipliğe…
Başbakan Erdoğan, malum Diyarbakır gezisinde “Bu ülkede Kürt sorunu vardır, Kürt sorunu benim de sorunumdur” dedi. Bu sözlerinden sonra sanki birileri el atmış gibi Güneydoğu’da olaylar artmaya başladı. Bir dükkânın bombalanmasını bahane edenler, resmen devlete başkaldırdılar. Başbakan ise devlete başkaldıranları sadece sükûnete davet etti.
Terör örgütü PKK’nın sözde bayrakları açılıyor, 35 bin kişinin katili terörist başı Abdullah Öcalan’ın posterleri taşınıyor, devlet görevlilerine silah sıkılıyor, polisler linç edilmek isteniyor, devletin araçları taş yağmuruna tutuluyor ve daha nice olaylar. Başbakan ise sadece “Sakin olun” diyor.
Daha da acı olanı devlete başkaldıranların istifasını istedikleri Hakkâri Valisi Erdoğan Gürbüz, üçlü kararname bile beklenmeden geçici görevlendirmeyle Tokat’a gönderiliyor.
Başbakan Erdoğan ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’ya sormak isterim; aynı olaylar Başbakan’ın memleketi Rize’de veya Trabzon’da, Yozgat’ta, Denizli’de olmuş olsaydı. Oralarda da polise silah sıkılsaydı, devlet araçları tahrip edilseydi… Halka sadece sakin olun mu derdiniz, yoksa bunları yapanları tek tek yakalar mıydınız? Bu ülkenin kanunları Güneydoğu’da farklı, Akdeniz’de farklı, Karadeniz’de farklı mı uygulanıyor?
Veya bazı alt kimliklere (!) daha farklı muamele mi yapılıyor?
Devlet her yerde devlettir; Güneydoğu’da da, Karadeniz’de de, Akdeniz’de de. Devlete başkaldıran, devleti bölmek isteyen terör örgütlerine destek olanlar nerede olurlarsa olsunlar cezalarını çekmelidirler.


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002