Kasım 2008

Ö T E S İ

 

25.08.2019 



Ölçü

 
Cem Sökmen

Zemheri kuyusundan geleceğin inşasına


“Türk budunu sözümü işit: “Allah’ın gazabını üstüne çekme: yapa yapa karlar yağsa karlar kalmaz: yapağılı gökçe çemen güze kalmaz: eski pamuk post olmaz: kadim düşman dost olmaz: kız anadan görmeyince öğüt almaz: oğul atadan görmeyince sofra çekmez: ana baba görümünden ne fayda: başta kutlu devlet olmayınca: ocağımız sönmesin Tanrım hey!

Büyük mağazaların girişlerinde pek sevimli Noel Babalar Türklüğün helvasını dağıtıyordu. Çocuklar şen şakraktı. Ağaç yaşken eğiliyordu. Hoca Nasrettin’den öğüt almamış bu çocuklar beleşten almaya alışıyordu. Komşuda evcilik oynamasını bilmeyen bu çocuklar bilgisayarda adam vurmasını öğreniyordu. Arapça sure belleyemeyen bu çocuklar İngilizce şarkı ezberliyordu. Cıngıl beng, cıngıl beng, cıngıl cıngıl beng! İyi ki doğdun Noel Baba! okumuyoruz? Fakat yavrum, biz Müslümanız! Hımmm...”
“Neden bu hale geldik? Solcumuz milli şefine toz kondurmazsa, sağcımız demokrasi şehidini sorgulamazsa olup olacağı budur.”
“Şikayetçi olan pek yok. Çünkü neye itiraz edileceği belli değil. Özgürlük falan deniyor. İnsan hakları evrensel beyannamesinin maddeleri ve temsili demokrasi lafları sakız gibi çiğnem çiğnem çiğneniyor. Alkışlamak zorundasınız. Parlak sözler karşısında akan sular durur. Zekâ tembelliği. Düşünce yoksunluğu. Sodom ve Gomoreleşmenin ilk adımı. İthal kavramlar önümüzde hazır. Bizim yerimize düşünen ve yine bizim yerimize çözüm üreten fedakârlar var çok şükür...”
Yukarıdaki satırlar, içinde yaşadığı toplumu çok iyi tanıyan, o toplumu tarihten bugüne getiren kendine haslıkları kalbinde hisseden ve bunlarla geleceğimizi kurma mücadelesi veren bir yazarın kaleminden çıkmış. Metin Savaş’a ait “Zemheri Kuyusu” adlı roman Türk Milleti için sancı çeken bir aydının çok ciddi karşılık bulmayı hak eden çığlığıdır...(Ötüken Yay)
Fikir hayatımıza hâkim olan sığlık ve tekrarcılığın bu nevi eserlerle ortadan kaldırılabileceğini düşünüyoruz. Türkiye’nin kamuoyuna ve fikir dünyasına bu hastalıkları zerk edenler, bu ülkenin temel dinamiklerini hiçbir zaman belirleyici ve yönlendirici konumda görmek istemediler ve bu uğurda ellerinden gelen her şeyi büyük bir ciddiyetle yaptılar. Projeleri: belirsizlik ve ölçüsüzlüğün toplumun bütün katmanlarına hâkim olması, bu hâkimiyetin neticesi olarak toplumsal duruş eksikliği ve sessizlik. Ve sonunda biçilen role itirazsız uyarlanma ve katılım.
“Bizim yerimize düşünenler” bugün bizim Sevr psikolojisinde boğulup kafasını yerden kaldıramayan, sistemli düşünemeyen bir halde yaşamamızı istiyorlar. Eğer ciddi ciddi oturulup tartışılırsa Türkiye’nin son yüzyılında gündem olmuş, belirleyici olmuş birçok konunun toptan ret veya toptan kabullerle düşünce malzemesi olmaktan soyutlandığı ortaya çıkacaktır. Yerli düşünce sahiplerinden beklenen toptan ret veya kabullerle, üzerinde düşünülemez, konuşulamaz, öğrenilemez ve fikir üretilemez hale getirilen konuları tespit edip bunları işlemektir.
Netice şu olmuştur: “Körlerle sağırlar, birbirini ağırlar. İşte bu yüzden kapağındaki ifade “80 yıl beklenen kitap” olan “Şu Çılgın Türkler” kitabının yazarı kendisi gibi düşünenlerin, Türklerin tarihine ait “olumlu” şeylerle ilgilenmek için neden 50-60 yıl beklediklerini sorgulamadı. Bunun yerine ne yaptı? Sağladığı tirajın da tesiriyle “Sağcıdan sanatçı olur mu? Ben hiç duymadım!..” dedi. Türkiye’nin düzlüğe çıkması “hiç duymayan” değil duyarlılığı en yüksek seviyede olan Türkiye’nin terkibini arayan, tarihi kültürel ve hayati dinamiklerimizi ayırmadan benimseyen aydınların artmasıyla mümkün olabilir. Ocağımızın sönmemesini istiyorsak tarihte ve kültürde devamlılığın temsilcisi olacağız. Közün ateşini gönlümüzün ateşi olarak taşıyacağız. Şartlar ne olursa olsun milli hafızanın, yerli dünya görüşünün en pratik halleriyle yeni kuşaklara aktarılması birinci derdimiz olmalı. Kimlik ve ideallerimiz varsa varlığımızdan söz edilebilir. İç düşman üreticilerine aldanmayan, yaşadığı güne yenilmeyen bir aydın inisiyatifi geleceğin inşasını gerçekleştirecektir.


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002