Kasım 2008

Ö T E S İ

 

16.12.2019 



Pusula

 
Bayram Akcan

Çözüm şahsî gayrette


İnsanoğlunun mizacı; “bütün sorumluluğu ve kabahati” başkasına yüklemesidir. Kendisini hiçbir şeyde mesul hissetmeyen herkes, kabahati kendi dışındaki partilerde, cemaatlerde, gruplarda, kişilerde görmekte ve çözüme engel olarak onu göstermektedir. Bu düşünce tamamen yanlıştır demek doğru değildir ama büsbütün hakikat de değildir. Her düşüncenin bir hasmı olması son derece tabiidir. Fakat sadece ve sadece bütün suçların faili olarak başkalarını göstermek en hafif ifade ile mesuliyetten kaçmaktır.

Herkese göre Türkiye’nin önemli meselesi farklıdır. Kimine göre en önemli mesele terör sorunu iken, kimine göre başörtüsü ve imam hatip liseleri, kimilerine göre ise Türkiye’nin en önemli meselesi AB’ye giriş sürecindeki Türkiye’nin yapması için önüne sunulan reformlar. Önemli olan meseleleri tespit etmek kadar meselelerin çözümü için ne yapmanın lazım geldiğinin tespitidir.
Kimileri meselenin çözüm yolunu taraftarı olduğu partinin iktidara gelmesiyle, kimi de mensubu bulunduğu dinin yahut sosyal cemaatin anlayışıyla çözüleceği inancında. Kimileri meseleleri çözmesi için Hz. Mehdi’yi beklerken, kimileri de yeni bir Atatürk’ün doğmasını arzulamaktadır.
İnsanoğlunun mizacı; “bütün sorumluluğu ve kabahati” başkasına yüklemesidir. Kendisini hiçbir şeyde mesul hissetmeyen herkes, kabahati kendi dışındaki partilerde, cemaatlerde, gruplarda, kişilerde görmekte ve çözüme engel olarak onu göstermektedir. Bu düşünce tamamen yanlıştır demek doğru değildir ama büsbütün hakikat de değildir. Her düşüncenin bir hasmı olması son derece tabiidir. Fakat sadece ve sadece bütün suçların faili olarak başkalarını göstermek en hafif ifade ile mesuliyetten kaçmaktır. Kişi aynanın karşısına geçebilmeli ve “Acaba” diyerek, şahsi mücadelesini sorgulamalıdır. Çünkü bizim yapacağımız mücadele, meselelerin önündeki birçok engeli kaldıracaktır. Bizim en zayıf ve en can alıcı noktamız kendi mücadelemizin yeterliliğini sorgulayamamamız ve daha fazla mücadele kuvvetini ortaya çıkaramamamızdır.
Evet bizler mesulüz; esir Doğu Türkistan’dan, Çeçenistan’daki vahşetten, K.Irak’taki Türkmen kardeşlerimizden. Evet bizler mesulüz; başörtüsü meselesinde, millî ve dinî çıkarlarımızı korumakta. Evet bizler; yeryüzündeki diğer insanlardan kat be kat mesulüz çünkü biz, üç kıtada at koşturmuş, İslam dünyasının önderi ve hamisi ataların torunlarıyız. “Fırat’ta bir koyunu kurt kapsa Allah bu koyunun hesabını Ömer’den sorar” diyen Hz Ömer kadar mesulüz.
Gerçek dava adamları, hiç görmediği ve bilmediği bir meselede bile kendini mesul hissedendir. Çünkü iman sorumluluk gerektirmektedir. Kişi, “ben ne kadar mücadele veriyorum ve daha fazlasını verebilir miyim?” diye kendine sormalıdır. Herkes yaptığı mücadele ile yetinirse, bir gün eyvah diyebilir ve yalnızca hasmına kızmakla yetinebilir. Halbuki kızılacak kişi rakibinden ziyade bizzat o şahsın kendisidir. Çünkü karşı fikrin mensupları çalışmış, gayret göstermiştir ki, mücadelesini zaferle nihayetlendirmiştir.
O dava adamıdır ki, bütün ömrünü, malını, her türlü varını inandığı davaya verdiği zaman, davasının muzaffer olacağına inanan kişidir. Evet bir kimsenin hayatını ortaya koyarak mücadele etmesiyle ne bütün meseleler hallolacak ne de yepyeni bir dünya kurulacaktır. Ama şunu unutmamak gerekir ki, yeni bir dünya kuramayan bu dava adamı ölümüyle birlikte yeni bir dünyanın kapısını aralayacaktır. Tıpkı ölümsüz dava adamları gibi, tıpkı abide şahsiyetler gibi. O mücadelesinin sonunda “ölümü öldürecektir”
Meselenin çözümünü başkalarının yapacağı mücadeleye bağlayanlar, hakikatte o meselenin çözümünü gönülden arzulamıyor demektir. Herkesin meziyetleri farklıdır. Herkes kendisinin yapabileceği mücadele şeklini seçmeli ve o istikamette gayret göstermelidir. Rahmetli Dündar Taşer ne yapmamız gerektiğini çok güzel ifade etmiştir. “Şekil kavgaları ile, "go home" çığlıkları ile, grevlerle, öldürülecek vaktimiz yoktur. Sokaktan mektebe, kahveden fabrikaya koşmalıyız. Sanayimizi kurmalı, büyük milletin imkânlarını, büyük geleceği kurmak için seferber etmeliyiz.” Şunu artık anlamalıyız ki, hiçbir mesele o meseleyi dert edinen kişilerin şahsi gayreti olmadan çözülemez. Çözüm bizim şahsi gayretimizde, şahsi mesuliyet duygumuzdadır. Gerisi laf-u güzaf!


bayramakcan@mynet.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002