Kasım 2008

Ö T E S İ

 

16.12.2019 



Sözün Özü

 
Alptekin Cevherli

Misyonerler yanı başımızda, tepki nerede?


Bilindiği gibi insanlara hedef gösterebildiğiniz müddetçe onları harekete teşvik edebilirsiniz. İnsan zekâsı hedefe âşıktır. Hedefi bulduğu yere gider ve onun hizmetine girer. Bundan ötürü üzerimize gönderilen bütün Haçlı ordularının önüne birer hedef konulmuştur. 11 ve 12’nci yüzyıllarda başlayan Haçlı Seferleri’nde Asya ülkelerinin zenginliği, teknolojideki üstünlüğü hayalî ifadelerle anlatılmış, Sinbad masallarıyla milyonlarca işsiz-güçsüz şövalye ve köylü, sürüler halinde Anadolu, Filistin ve Endülüs’e akmıştır.

Pek kıymetli Ufuk Ötesi gazetesi okurları aslında bu ayki yazımda sizlere çok daha güzel şeylerden bahsetmek isterdim. Kendi iç dünyamızdan haberler ve hikâyelerle şu kadar öz yapısından kopmuş olan insanlığa bir nebze olsun karınca kararınca dilimiz döndüğünce gerçek insanlığı anlatmaya çalışacaktık. Ancak gelin görün ki, bu ay konumuz ‘misyonerler’ olmak durumunda kaldı.
Derler ki “kötülükler paylaşıldıkça büyür, bunun için kötülüğü paylaşmamak lazım.” Ancak gelin görün ki geçen gün gazetede çalışırken sekreter hanımın adıma gönderilen paket içinde getirdiği bir ‘İncil’ ve içinden çıkan mektuplar bu konuyu son bir kez daha bu sütunlara taşımamıza sebep oldu…
Küçük Asya’nın Türkleşmesi ve Müslümanlaşması sürecinde atalarımızın hiçbir kiliseyi yıkmadıkları, hiç kimseyi zorla Müslümanlaştırmadıkları bilinen gerçeklerdir. Bunun en güzel ispatı da bugün hâlâ Anadolu’muzun pek çok yerinde duran eski kilise kalıntıları ve vatanımızı paylaştığımız gayrimüslim vatandaşlarımızdır. Anadolu’ya Müslüman Türklerin resmen girmeye başladıkları 1060’lı yıllardan itibaren Türklerin üzerine düzenlenen sayısız Haçlı seferine ve bölge bölge gerçekleşen işgallere rağmen, şerefli Türk ordusu yeniden bu vatan parçalarına girdiğinde hiçbir gayrimüslim vatandaşımıza zarar verilmemiş, mimarî eserlerine dokunulmamıştır. Oysa Balkanlar ve Kafkasya başta olmak üzere Türk’ün çekilmek zorunda bırakıldığı her karış vatan toprağı Türk kanı ile sulanmış. Her biri şaheser olan bütün mimarî sanat eserlerimiz yok edilmiş, Müslüman Türk halkı silah gücüyle Hıristiyanlaştırılmaya çalışılmıştır.

Bu bir haçlı seferi

Şimdi bu gerçeklerin temelinden kalkarak ülkemizdeki misyonerlik faaliyetlerine bakmalıyız. İslâm’ın Arap yarımadasında yeniden ortaya çıkışından sonra kendi yaşayışlarına birebir uygunluğu dolayısıyla hızla Müslüman olan Türkler, bu dinin en büyük koruyucusu ve bayraktarı olmuşlardır. İşte bu Türk akınlarıyla birlikte Karadeniz’in kuzeyi, Kafkasya, Türkistan’ın tamamı, Endonezya adaları, Endülüs, Anadolu ve ardından da Balkanlar İslâm’la şereflenmiştir. İşte bu Müslüman topraklardan son üçü Hıristiyan dünyasının içine bir ok gibi saplanmıştır. Hilâl’in kıskacında kalan Batı dünyası Endülüs ve Anadolu üzerine gönderdiği Haçlı ordularıyla varlığını devam ettirmeye çalışırken kendisine en büyük desteği de o döneme kadar pek de bilinmeyen çeşitli gizli Hıristiyan tarikatlarından almıştır. Daha sonra Tapınak Şövalyeleri yahut Cizvit, Dominikken vs adlarla gün yüzüne çıkan Yahudi Ortodoksları’nın temel kitabı olan Kabala’dan kaynağını bulan bu yeraltı örgütleri bizden çaldıkları eserlerle elde ettikleri bilimi, bize karşı kullanmakta beis görmemişlerdir. İşte günümüzde “dinler arası diyalog” vb. adlarla karşımıza çıkan yeni muhafazakâr (Neo-conservative) Evanjelik Hıristiyan-Yahudi ittifakı bu şekilde kurulmuştur. Bu ittifakın başındaki Siyonistler (Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 10 Kasım 1975 tarihinde çıkarmış olduğu 3379 numaralı kararıyla Siyonizm’in bir tür ırkçılık ve ırk ayrımı politikası olduğunu tescil etmiştir.) aslen Hıristiyanları da kullanmaktadırlar. Çünkü Hz İsa’nın çarmıha gerilmesi için uğraşanların da bu tutucu kişiler olduğu unutulmamalıdır. Bu şekilde çeşitli açık-gizli örgütler ile kontrolünü ele geçirdikleri Hıristiyanları, Müslümanlık üzerine doğru harekete geçirmişlerdir. Hatta ABD Başkanı 2’nci Bush’un bütün devlet ciddiyeti ve diplomasiyi bir yana bırakarak “Bu bir Haçlı Seferi’dir” sözünü çeşitli aralıklarla canlı yayınlarda üç kez söylemesi dahi, konunun vahametini açıkça göstermektedir.

Türkiye niçin hedef?

Bilindiği gibi insanlara hedef gösterebildiğiniz müddetçe onları harekete teşvik edebilirsiniz. İnsan zekâsı hedefe âşıktır. Hedefi bulduğu yere gider ve onun hizmetine girer. Bundan ötürü üzerimize gönderilen bütün Haçlı ordularının önüne birer hedef konulmuştur. 11 ve 12’nci yüzyıllarda başlayan Haçlı Seferleri’nde Asya ülkelerinin zenginliği, teknolojideki üstünlüğü hayalî ifadelerle anlatılmış, Sinbad masallarıyla milyonlarca işsiz-güçsüz şövalye ve köylü, sürüler halinde Anadolu, Filistin ve Endülüs’e akmıştır. Altın kaplı kubbelerden oluşan sarayları, uçan halıları ve güzel harem cariyelerini hayal ederek gelen bu yağmacı sürüler bazen öyle kontrolden çıkmıştır ki, Hıristiyan Bizans’ı bile yağmalayıp yakmaktan geri durmamışlardır. Onlara bu hedefleri koyan Pierre Lermitler’in bugünkü taklitçileri ise yeni hedefler icat etmenin derdine düşmüşlerdir.
Eskiden Batılı çapulcuları altın kubbeler, güzel Asyalı kadınlar ve sihirli halılar ile aldatan Siyonist ittifaklar, bu kez de uydurdukları yeni yalanlarla Batı’yı üzerimize salmanın derdine düşmüşlerdir. Çünkü bu kez İslâm ülkelerinin hayalleri süsleyecek ne altın kubbesi, ne üstün teknolojisi, ne de büyülü güzelliği ile sır gibi saklanan güzel kadınlarının masalları vardır. Gelişen iletişim teknolojisi her şeyi ortaya dökmüştür…
Müslüman ülkeler bilim olarak geri kalmıştır. Ancak gelişen bilim medeniyetine paralel olarak gönül medeniyeti gelişemediği için bağnazlık ve yobazlıktan kurtulamayan Batı dünyasına bu kez de yalan-yanlış uydurulan çeşitli efsaneler, hedef olarak sunulmuştur. Nedir bunlar?
Yedi kilise hikâyesidir, Meryem Ana Evi masalıdır, Van Akdamar Adası’ndaki kalıntıların dünyadaki ilk kilise olduğu iddiasıdır, Fener Patrikhanesi’nin ekümeniklik iddiaları, Antakya’da, Şanlıurfa’da, Adana’da, Efes Bülbül Dağı’nda vs pek çok yurt köşemizde Hıristiyanlık için kutsal mekânlar olduğu uydurmalarıdır ve bunlara en son eklenen de İstanbul Çemberlitaş’ta Hz. İsa’nın güya şarap içtiği kâse veya çarmıha çakıldığı çivilerinin bulunduğu yalanıdır.
İşin acı tarafı ise bazı bürokrat ve siyasilerimizin de ‘mal bulmuş misyoner’ gibi “inanç turizmi” masallarıyla konuya balıklama atlamalarıdır. Adamların dinleriyle ilgili bütün kutsal yerler bizim elimizde olursa bize burada yaşama hakkı tanırlar mı? Üstelik ne tarihi, ne antropolojik ne de bilimsel olarak buraların Hıristiyan dünyası için manevi bir değerinin bulunmadığı da bal gibi herkes tarafından bilinmektedir… Oysa turistlerden gelecek dolarlar için ülkenin millî güvenliğinin tehlikeye atılması ve Hıristiyan dünyasına yanlış mesajlar verilmesi ‘en azından’ kabul edilemez bir gaflet ve dalâlettir.

Misyonerlerin asıl maksadı

Bugün için Türkiye’mizde faaliyet gösteren misyonerlerin asıl maksadı bu topraklarda yaşamış bulunan Hıristiyanların yerine yeniden bu dini hâkim kılmak ‘kesinlikle’ değildir. Çünkü bu bölgede asla Protestan veya Katolik bir nüfus barınmamıştır. Burada maksat, Türkleri Hıristiyanlaştırarak asimle etmek de değildir. Asıl maksat, Anadolu’daki Türk birliğini bozmaktır! Yoksa sanıyor musunuz ki, Anadolu’nun tamamı (Allah göstermesin) Hıristiyan olsa burada yaşayan Türkler’e hayat hakkı tanınır!.. Batı’nın derdi Türklük’ledir. Bu bilinçledir… Maksat Türk’ü ortadan kaldırmaktır. Çünkü bilirler ki ‘Türk’ün doğal dini İslâm’dır’ ve bunun için yarın-öbür gün yine bu topraklar ellerinden çıkar. Gagavuz Türkleri ve Çuvaşlar bunun en güzel ispatıdır. Gagavuzlara ve Çuvaşlara (Ki Çuvaşların az bir bölümü Hıristiyan’dır) Ruslar, Moldovalılar, Romenler ve diğer Batılılar’ca yapılan zulümler ve katliamlar ciltlerce kitabı doldurur. Aynı şekilde Hitler’in Hazar ve Altınordu Türkleri’ne karşı yaptığı soykırım da bugün tarih kitaplarında Yahudi soykırımı olarak yanlış da olsa yerini almamış mıdır?
Değerli yazar Ali Rıza Bayzan’ın kıymetli araştırması “Küresel Vaftiz”de işaret ettiği gibi ülkemizdeki misyonerlerin, Caritas örgütü örneğindeki gibi PKK’ya açık destek verdiği, bir kısmının Pontusçuluğu desteklediği, bir bölümünün İstanbul’da kilise devleti kurma hayalleri gördüğü, diğer bir bölümünün Ege bölgemizde hayali devletler gördükleri, Doğu Anadolu’daki vatandaşlarımızın aklını çelip Ermenistan kâbusu gördükleri yalan mıdır? Kendi dindaşı ve ırkdaşı Bizans’a acımayan Hıristiyan dünyası dönme Türk’e acır mı? Aklı başa alma vakti gelmiştir!


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002