Kasım 2008

Ö T E S İ

 

09.12.2019 



Pusula

 
Bayram Akcan

TIRMANAN MİLLİYETÇİLİK Mİ?


Bir süredir köşe yazarlarının gündemini meşgul eden bir mesele var: Milliyetçilik. Kimilerine göre milliyetçilik tırmanıyor veya her taşın altından milliyetçilik çıkıyor. Karşılarında millî vicdanın sesini duymak istemeyen sözde demokratik aydınlar, Türk Milliyetçiliğini karalamak için ellerinden geleni yapıyorlar.

İlmî olarak bir sonuç elde edemediklerinden olsa gerek, ne kadar uç örnek varsa gündeme taşımaktalar; bu sayede milliyetçiliği öcü gibi göstermek istemektedirler. Millî ahlakımızın, millî devlet anlayışımızın zedelenmek istenmesine milliyetçiler müsaade etmediği içindir ki; milliyetçilik hücuma ve iftira kampanyasına maruz kalmaktadır. Çünkü yerli ve yabancı işbirlikçiler biliyorlar ki; Türk Milliyetçiliği ölmedikçe bu cennet vatanda kimse istediği gibi at koşturamayacaktır. Ve yine onlar biliyorlar ki; onların önünde bir tek ve en büyük engel Türk Milliyetçiliğidir. Milliyetçilik yükseliyor iddiası âfâkî bir düşüncedir; yükselme denilen şey millî vicdanın saldırılar karşısında direnç göstermesi, mukavemet etmesidir. Millî bünyeye saldırı arttıkça, korunma duygusu tabiî olarak kendini gösterecektir. Yani bu tırmanış değil alçakça saldırılara karşı milletin kendini korumasıdır.
Türk Milliyetçiliğine yöneltilen eleştiriler ilmî veyahut aklî olmaktan ziyade ezbere dayanan sloganlardan ibaret olduğu için şahsım adına ciddî muhatap bulamamaktan şikâyetçiyim. Türk Milliyetçiliğinin kaynaklarını incelemekten aciz olan ve ezberlediği birkaç kırık dökük cümle ile hüküm vermeye çalışanlar ilme, idrake, zekâya ve vicdana rahmet okutmaktadırlar. Türk Milliyetçiliğini ırkçılık gibi anlayan ve Fransız İhtilaliyle irtibatlandırmaya çalışanlar düşüncelerinde samimi iseler gaflette, inkârcı iseler ihanettedirler. Milletin sosyolojik tarifini bilmeyenler, elbette ki millî anlayışa hasım olurlar. Millet; aynı duygu, kültür, dil, inanç ve tarihe mensup insanlardan meydana gelir. Türklük ise; bir his, inanç ve şuur meselesidir. Türklüğü yalnızca biyolojik olarak ele almak, bizi sosyolojik ve ilmî olarak yanlışa sürükler. Türklüğü vatandaşlık bağıyla izah etmeye çalışan görüşler gayrı ciddidir ve popülizm kokmaktadır. Eğer vatandaşlık bağıyla Türk olmak mümkün olsa idi her gün Türk kanı döken dağdaki teröristleri de Türk kabul etmemiz gerekmez miydi? Kaldı ki; Türkiye dışındaki Türkler, T.C vatandaşı olmadığı için Türk değiller mi? Unutulmasın ki; yalnızca can-ı gönülden ben Türk’üm diyen herkes Türk’tür.
Milliyetçilikten bahsederken şunu belirtmekte fayda var: Yaşadığınız ölçüde milliyetçisinizdir. Kimin daha millî olduğunun cevabı, kimin daha çok millî duruşu sergilediğiyle ilgilidir. Milliyetçilik insanî bir olgudur. Onun için her şahıs kendi dünyasında az veya çok milliyetçidir. Milliyetçi olmak zorundadır, çünkü yaratılış özelliği bunu gerektirir. Milliyetçilik duygularımız bize şahsiyet, idrak ve ayrıcalık kazandırır. Milletleri oluşturan insanlar önce kendi dünyalarında milliyetçi oldukları için, yeryüzü milletler tarafından kuşatılmıştır. Milliyetçilik kendi şahsımızla başlar, ailemizle, akrabalarımızla, köyümüzle, şehrimizle ilh. devam eder. Eğer ki; milliyetçik duygumuz olmasa idi, yani bütünüyle dışarıdan gelen düşünce ve isteklere göre hareket etseydik, bizim bir şahsiyetimiz olamazdı yani hayvanî bir yapıya sahip olmuş olurduk. Aynı şekilde dışarıdan gelen her düşünceyi geri çevirmiş olsaydık, bu kez cansız bir maddeden başka bir mânâ ifade etmezdik. İşte bunun içindir ki; milliyetçiliğe (Türk Milliyetçiliği) düşman olmak, insani özelliklere düşman olmaktır.
Türk Milliyetçiliğinin, yeryüzündeki her hangi bir ırka yahut millete düşman olduğunu düşünmek hakikate asi olmaktır. Yine aynı şekilde diğer milletlerin milliyetçi (şovenist ya da ırkçı) anlayışlarıyla Türk Milliyetçiliğini aynı gibi görmek, Türk Milliyetçiliğini tanımamaktır. Türk Milliyetçiği; Türklük şuuruna, İslam ahlâk ve faziletine dayanır. Türk Milliyetçiliğini bölücü, saldırgan ve huzur bozucu olarak göstermeye çalışan bazı vatansızlar, “Türk Milliyetçiliğinin” tırmandığını iddia ederek, Nazilerin Yahudilere yaptıkları zulme atıfta bulunmaktadırlar. Bu sayede millî vicdanı dumura uğratmayı hesap eden bu işbirlikçiler, milletimizin millî egemenliğine yapılan saldırıya gösterdiği direnci kırarak, meydanı boş görmek istemektedirler. Bölücülüğün önündeki tek engel milliyetçilik olduğu için de saldırıp durmaktadırlar.
İnsan Hakları, demokrasi maskesi altında her türlü yıkıcı faaliyetlerin yapıldığı günümüzde devletimiz için bölücü akımların değil de hâlâ irticanın öncelikli tehdit kabul edilmesi bizi şaşırtıyor. PKK terörüne 30 bin insanımızı kurban verdik, milyarlarca dolarımız heba oldu ama yine de irticayı öncelikli tehdit gibi görüyoruz. Terörist dağdan indi, şehirde elini kolunu sallayarak dolaşıyor, poster açıyor, devlete küfrediyor, haraç topluyor ama öncelikli tehdit yine irtica diyebiliyoruz. Ve öyle bir noktaya geldik ki, her taşın altında irticacı aramak, her melaneti irticadan bilmek bir hastalık halini aldı. Hatta bazıları irticadır diyerek Atatürk’ün sözlerini bile sansürlüyorlar. Bakın size yakın bir örnek: Kültür Bakanlığı Çanakkale Zaferinin 90. yılı münasebetiyle yayınladığı “Destan ve Abide” adlı kitapta Atatürk’ün Çanakkale Muharebesini kazandıran ruhu anlatırken söylediği: “Okumak bilenler ellerinde Kur’an-ı Kerîm, cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelime-i şahadet çekerek yürüyorlar” sözleri kitaptan çıkarılmış. Şimdi sormak lâzım: Bugün irtica mı tehlikeli, yoksa AB destekli ayrılıkçı fikir ve hareketler mi? Ben irticacıların on binleri öldürdüğünü bilmem ama bölücü teröre 30 bin can verdiğimizi, şehit analarının feryadını, gazilerin kopuk kolunu, kundaktaki bebeğin babasız nice bayramlar geçireceğini bilirim. Bir devlet üniversitesinde “Ermeni soykırımı” yapılmıştır diye konferans verilecektir ama irtica yine tehlikelidir. Türk Bayrağı yakılır, vatan toprağı satılır, Kıbrıs tepsiyle Rum’a sunulur ama ne önemi var ki bunların öncelikli tehdit yine irticadır. Türk devletinin egemenlik hakları Avrupa’ya teslim edilmek üzeredir ama olsun yine irtica. Hortumcular vurgun vurur, millet bir ekmeğe muhtaçtır ama olsun yine de öncelikli tehdit irticadır.


bayramakcan@mynet.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002