Kasım 2008

Ö T E S İ

 

06.12.2019 



Hedef

 
Ünal Bolat

BU ÜLKENİN SADECE “LİDERE” İHTİYACI VAR…


Gerçeği söylemek gerektiğinde ülkenin bugünkü hali, son elli yıllık yanlış politikalar sonucunda gelinen haldir. Ve bu yanlış politikalardan kurtulabilecek bir milli irade ise maalesef henüz gelememiştir. Elektronik postada bana gönderilen ve ülke sınırlarımızdan bir bölümünü de içine alır şekilde çizilen haritayı, daha 2000 yılında ABD’de yayınlanan New York isimli bir Amerikan dergisinde okumuş ve tehlikenin boyutlarının ne kadar önceye dayandığını görmüştük.

Elektronik posta adresime gelen bir mesajda diyordu ki:
“Enteresan... Eğer doğru ise "Metal Fırtına"nın bir bölümü bu olsa gerek...Uyanalım!”
Ve devamında şunlar yazılıydı:
“ABD'nin, öncelikle Irak'ta ve ardından da Türkiye'nin bütün doğu ve
Güneydoğusunu dahil ederek kurmayı amaçladığı yapay devlet hayaline ilişkin haritalar ektedir.
Bu haritalardan, Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu’nun bir bölümünün de Ermeni toprağı olarak gösterildiğini görebiliriz. Bu küstah haritalar ABD
tarafından hazırlanmıştır. Hiç bir zaman gerçekleşmeyecek bu hayallerin yaşatılması bile bizleri rahatsız etmektedir. Topraklarımızdan bir çakıl taşı dahi vermeye niyetimiz yoktur. Bunu denemek isteyen olursa, bu kararlılığımızı bilerek denemeyi göze almalıdır.”
Yazı böyle bitiyor ve haritalar ekte sunuluyordu.
Şöyle bir düşündüm…
Kararlılık dediğimiz neydi?
Sahi biz hangi konuda ve konularda kararlıydık. Hangi konuda kırmızı çizgilerimiz vardı. Bu çizgiler şimdi ne oldu?
Düne kadar, Kıbrıs konusunda milli politikanın dışında bir politika izlenmezdi. Ne siyasiler, ne askerler, ne medyanın kalemşörleri bu konuda ucundan kıyısından da olsa “ver-kurtul”cu bir demeç vermez, veremez; açıklama yapamaz, yazı kaleme alamazdı. Bugün herkes, Kıbrıs’ı bir tarafından tırtıklamaya çalışıyor… Ne hazindir ki, artık AB’nin veya ABD’nin Kıbrıs konusunda ısrar etmesine de gerek kalmadı. Çünkü bizdekiler kraldan çok kralcı mantığıyla Kıbrıs’ı vermeye dünden hazırlar.
Düne kadar, Ermeni meselesi haberlerde “sözde Ermeni soykırımı” diye anılıyordu. Müttefikimiz olduğu söylenen Amerika ise düne kadar, adına tasarı dediği bu sopayı, aba altından çıkarttırmıyordu. Ama bugün “Ya dediğimi yaparsınız ya da tasarıyı onaylayıveririm” diyerek aba altından çıkartı çıkartıveriyor. Hayret ki yine bu konuda, düne kadar büzülmüş duran torba ağızlar, bugün soykırım yapıldığını kıyıda köşede havlamaya başlamış haldeler. Ve bu havlayanları biraz kurcaladığınızda “pamuk” gözükseler de, “kokarca” oldukları çıkıveriyor.
Mozart’ın bilmem ne konçertosu için bütçe bulan bu asil devlet, ne hikmettir bu konuda elin ABD’li profesörü Mc Carthy’nin yaptığı kişisel araştırma kadar, araştırma için bütçe ayıramıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığımız dış görev olarak, Dünya Turizm Örgütü Toplantısı, İstatistiksel ve Ekonomik Analizlerin Etkin Destinasyon Yönetimi Stratejilerine Katkısı’nı hesaba katıyor da “Yıllardan beri bu ülkeye Ermeniler hakkında iftira atılıyor. Bu konuda kültür bakanlığı olarak dünyaya belge koymalıyım” düşüncesi aklının ucunda bile geçmiyor.
Hemen yanı başımızda adım adım gelişen faaliyetler, artık son noktasında… İlk önce “Adını bile anamazsınız” deniliyordu. Aldırmadılar. Faaliyetine devam ettiler. Sonra “Kimse teşebbüs etmesin” denildi kuru sıkı. Bu sözü de sivrisinek vızıltısı sayıp fiili olarak devlet kurulmaya başlandı. Bu kez de kırmızı çizgi lafı çıkarttılar ve yine lafta kalarak “Kurulamaz” dediler… Sonra ne oldu? Fiili olarak kuruldu. Bu kez de, dikkatle izliyoruz beyanatları sıralandı. Dikkatinizi sevsinler…
Şimdi de APO’nun yeniden yargılanması geldi yumurtanın ağzına… Hadi bakalım beyler… Apo’nun en hukuki zeminde yargıladığını söylemişlerdi. Ama daha o günlerde halk arasında, öfkeyle söylenenler şunlardı. Asamazlar bunu, astırmazlar çünkü. Bu tür dedi kodu sözler dolaşıyordu.. Ama ülkenin hür ve bağımsız olduğunu düşünenler “Hadi canım sen de” diyordu. Sonra gün geldi, sadece onun için (AB’nin ve diğer etkin güçlerin dayatmasıyla ve meclisin hür (!) kararıyla) idam yasası kaldırıldı. Ve gün geldi, şom ağızlı kalemler, Apo’nun tekrar yargılanmasından söz eder oldu. Hatta bazı kalemşörler canım serbest bırakılsa ne olur, halkın arasında gezebilecek mi, bıraksınlar da görelim, türünden laflar etmeye başladı… Ve en son gelinen nokta, Apo yeniden yargılanıp, serbest kalacak, sonra da siyasi parti kuracakmış… Kırmızı çizgiler nerede?
Daha, askerin başına çuval geçirmeleri, bayrağımızın yerde süründürülmesi denemelerini, kim olursa olsun bir Türk Başbakanının konuşmasını, o kürsüye çıktığında terk ederek protesto edebilme cüretini gösteren Fener Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos’un (Bkz. Yeniçağ Gazetesi/ Osman Tığraklı 28.03. 2005 ) hareketini birer ferdi hadise diyerek yazmıyorum.
Gerçeği söylemek gerektiğinde ülkenin bugünkü hali, son elli yıllık yanlış politikalar sonucunda gelinen haldir. Ve bu yanlış politikalardan kurtulabilecek bir milli irade ise maalesef henüz gelememiştir.
Elektronik postada bana gönderilen ve ülke sınırlarımızdan bir bölümünü de içine alır şekilde çizilen haritayı, daha 2000 yılında ABD’de yayınlanan New York isimli bir Amerikan dergisinde okumuş ve tehlikenin boyutlarının ne kadar önceye dayandığını görmüştük.
Ve hatırıma sevgili Dr. Yusuf Gedikli’nin aynen katıldığım bir benzetmesi geliyor…
Şu andaki halimizi bir karikatür olarak gözümüzde canlandırdığımızda nasıl bir tablo çıkıyor biliyor musunuz?
Türkiye bir gemi ve rotası belirlenmiş... İstikamet de globalizmin menfaatleri… Tam yol ileri...
Bizim gibi, ülke elden gidiyor, ülkeye kalleşlik yapılıyor, bu gidilen yol yanlış, sonu felakete gidiyor türünden haykıranlar ve bu gidişe dur demek için gayret gösteren, eylem ortaya koymaya çalışanlar da maalesef bu tam yol giden geminin içinde… Şu var ki, bizler geminin içinde, geminin rotasının aksi istikametine doğru koşuyoruz.
Bu koşmanın geminin rotasına etkisi ne ise, bizim gibilerin feryadı da şimdilik o.
Ha dümenin başına geçebilecek bir babayiğit var mı?
İşte ona “lider” diyorlar...
Ona “Kahraman” diyorlar...
Ülkede gözükmeyen tek şey şimdilik o…
Biz de gözümüz Ufukta, hatta Ufuk ötesinde bu ülkenin bir lidere ihtiyacı olduğunu haykırmak istiyoruz…
Bu ülkeye sadece lider lazım… Geminin rotasını milli menfaatlere çevirebilecek bir lider…
Ne IMF, ne iç ve dış borç, ne ekonomik sıkıntı…
O liderin muhtaç olduğu kudret, damarlarındaki asil kanda mevcut.
Gerisi laf…


unalbolat@netbulmail.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002