Kasım 2008

Ö T E S İ

 

29.03.2024 



Türk Ekonomisi

 
İ.Orkun Atalay

AB MÜZAKERELERİ VE HÜKÜMETİN KADERİ


Zira, millî aşama ile milletlerarası aşama arasında bir de “Birlik aşaması” bulunmaktadır. Yani üyeler kendi iç işlerinde menfaat gruplarını tatmin etmekle birlikte bir de AB düzeyinde, Konsey’de kendi millî menfaatlerini gözeterek bir uzlaşmaya varmaya çalışırlar. Son aşamada, önceki iki aşamada elde edilen uzlaşma ve iktidar ile üçüncü tarafların karşısında pazarlık gücüne sahip olurlar.

AB ile Türkiye arasındaki müzakerelerin başlaması için 3 Ekim 2005 tarihi verildi. Bazıları sevindirik oldu, bazıları çok duygulanıp da Amerika’da ağladı! Ancak işin bilimsel yanına bakmakta yarar vardır. Bugüne kadar çok-taraflı ticaret anlaşmalarında görülen müzakerelerin cereyan ettiği eksen Robert Putnam tarafından ortaya atılan “iki aşamalı oyun” teorisinde kısaca; bir taraftan hükümetlerin, ülkedeki menfaat gruplarıyla ittifaklar kurmak suretiyle menfaatlerini gözeterek olabildiğince içeride iktidarlarını kuvvetlendirmeleri, diğer taraftan milletlerarası ilişkilerde pazarlık kozlarını güçlendirmek için bu iktidarı kullanmaları şeklinde ifade edilmiştir. Ancak, AB sözkonusu olduğunda bu teori “üç-aşamalı” hale gelmektedir. Zira, millî aşama ile milletlerarası aşama arasında bir de “Birlik aşaması” bulunmaktadır. Yani üyeler kendi iç işlerinde menfaat gruplarını tatmin etmekle birlikte bir de AB düzeyinde, Konsey’de kendi millî menfaatlerini gözeterek bir uzlaşmaya varmaya çalışırlar. Son aşamada, önceki iki aşamada elde edilen uzlaşma ve iktidar ile üçüncü tarafların karşısında pazarlık gücüne sahip olurlar.
Bu durumda Türkiye’nin müzakerelerde pazarlık gücü ne durumdadır bakmak gerekir. Tek başına iktidar olan bir hükümet ile pazarlık gücümüz olmayacağı açıktır. Zira, kayıtlı seçmenlerin yarısının oy kullandığı genel seçimlerde, kullanılan oyların %34’ü ile iktidara gelmiştir. Yani 40 milyon seçmenden, 20 milyonunun 6,800,000’ini temsil eden bir hükümettir. Bu rakam içinde ülkedeki birçok menfaat grubu dahil değildir. Sadece bazı tüccarlar, bunların işletmeleri ve bayileri ile cemaatler destek vermektedir. Üretim faktörlerinden sadece sermayenin desteklediği bir hükümetin, emeğin menfaatlerini savunmakta aciz kalacağı şüphesizdir. Diğer taraftan vatandaşın sosyal ve siyasal hakları ile ekonomik hakları da kolaylıkla gözden çıkarılabilecek hususlar olacaktır. Türk siyasetinde sermayenin meclisine karşı milletin temsilcisi rolünü üstlenen Asker’in talepleri de aynı şekilde gözardı edilebilecektir. Tek başına iktidar olan hükümetlerin milletlerarası alanda pazarlık gücünün zayıf olduğu siyaset bilimciler tarafından da ittifakla kabûl edilmektedir.
Bunun yanısıra Türkiye’de mevcut hükümetin bugünkünden daha kuvvetli olamayacağı da aşikârdır. Zira verdiği sözleri tutmamış, toplumun ihtiyaçlarını gözardı edip sadece kendi ihtiyaçlarını karşılamış, dış politikada edilgen kalmış, tabiri caizse tribünlere oynayan, şov yapan ancak icraat yapmayan, Özal döneminin gösterişli saltanatına benzer bir görüntü çizmişlerdir. Özellikle “Tayyib’in bir bildiği vardır” telkinleriyle yatıştırılan ve buzdolabına kaldırılan başörtüsü meselesi yeniden ciddi bir sorun olarak ortaya çıkacaktır. Hatta çıkmaya başlamıştır bile… Ayrıca, borçları borçla kapatma alışkanlığı devam ettiğinden bunların ve IMF tarafından geçmiş dönemde ertelenen borçların vadesi geldiğinde hükümet zor durumda kalacağının farkındadır. Diğer taraftan Türk devletinin izin verdiği kadar hareket edebildiğini fark eden ABD’nin kendi yandaşı yeni bir hükümet kurmak için harekete geçmesi karşısında, bu durumu bertaraf etmek istemektedir. Hem iktidar hem de muhalefet partisinden, klasik “parti içi demokrasi yok” edebiyatıyla, istifa ederek “yeni bir iktidar” kurma ve buna “yol açma” girişimleri başlamıştır. İktidar, hazır en kuvvetli durumundayken bir erken seçime giderek, oy oranını, dolayısıyla toplumsal desteğini çeşitlendirmeyi ve artırmayı düşünecektir. Böyle bir şey gerçekleştiği takdirde kanaatimce iktidar partisi barajı aşamayacaktır. Muhalefet partisi ise, liderinin parti içindeki “yabancı maddeleri” temizlemesi ve “hedef kitlesine” yönelmesi halinde, parçalı bir meclis ve üçlü bir koalisyonda yer alabilecektir. Üçlü olacaktır, zira bir parti muhafazakâr görüntüsü altında AB ve ABD yanlısı, diğeri milliyetçi söylevlerle Türkiye yanlısı, üçüncüsü de sosyal-demokrasinin ılıman, telifçi anlayışıyla bir politika izleyecektir. Böylece “Batı’yı idare etme” politikası izlenmeye devam ederek, hiç bitmeyen hikâye sürüp gidecektir.


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002