Kasım 2008

Ö T E S İ

 

07.12.2019 



Ölçü

 
Cem Sökmen

REFERANSLARIN KAYBI


Erol Güngör anlatıyor: “ Partisiyle ilgili bir seyahatten dönüşü sırasında bize Erzurum köylülerinin söylediklerini anlatmıştı. “Beyler siz bizim yoksulluğumuzu anlatıp duruyorsunuz. Aslında sizin bildiğinizden daha yoksul haldeyiz, ama bütün bunlara katlanabiliriz; bizim yüreğimizi asıl yakan şey devletimizin üç tane haydut talebeyle başa çıkamayacak kadar aciz kalışıdır.”

Geçen günlerde RTÜK Başkanının, ilkesiz ve seviyesiz yayınların denetim altına alınması isteğiyle yaptığı açıklamalar ve bu konunun etrafında gelişen tartışmalar Türkiye’nin kamuoyuna çöreklenmiş öz-uzman aydınların “göreceli (izafi) ahlak” anlayışlarına adeta ayna tutmuş oldu. Seviyesizliğin “Basın Özgürlüğü” kavramı alet edilerek savunulduğu bu tartışmalar toplumsal reflekslerimizin aşınma boyutlarıyla ilgili ciddi bir muhasebenin gerekliliğini ortaya koymuştur. Bu muhasebeyi ancak referansları belli; içinde yaşadığı toplumun tarihi macerasını bilen, dünya tarihindeki yerini hangi esaslara dayanarak elde ettiğini farketmiş aydınlar yapabilir. Yaşadığımız zamanda bize sunulan en kolay izafi ahlak örnekleri sahip olduğu izafiyetle kadim değerlerimize saldırmaktadır. Bu kaosa karşı bir duruş geliştirmek içinse insanları şucu-bucu kolaycılığı ve gafletiyle ayrıştırmak ve karalamaya kalkmak yerine hem mecrasını hem de terkibini bulmuş samimi ve kaliteli herkesi kucaklamak ve sahip olduğu değerlerden istifade etmek gerekir. Aslında en kötü şey savunulan fikrin ve toplumu inşa eden dünya görüşünün bilinmemesidir. Bir dünya görüşünün nasıl benimsendiğine, nasıl pratiğe döküldüğüne ve nasıl insanı hayran bıraktığına dair aktaracağımız üç hatıra bu zor günlerde yolumuzun ışığı olacak güzelliktedir. Bunlardan birincisi 1917 yılında 43 kişiyle Yemen’deki 7. Kolordumuzun ihtiyacı olan altınları götürdüğü sırada 25 bin kişilik İngiliz kuvveti tarafından kuşatılan ve bir gün bir gece savaştan sonra esir olarak Malta’ya gönderilen Eşref Kuşçubaşı’ya ait. Malta’da tutuklu bulunduğu hapishanenin kumandanı Kolonel Sitiron, bir sohbet esnasında Eşref Bey’e şöyle diyor. “Eşref Bey, biliyorsunuz burada hemen hemen dünyanın bütün milletlerinden insanlar var. İnsanların kişisel ve toplumsal özelliklerini ancak böyle felaket günlerinde anlamak mümkündür. Malta’nın esirler kampı haline getirildiği ilk günden beri burada kumandan olarak bulunuyorum. Hemen hemen bütün dünya milletlerinden olan insanlarla temas ettim. Elimi vicdanıma koyarak ve aklımı hakem yaparak diyeceğim ki, siz Türkler bu milletler arasında vakar, dayanıklılık, sabır, disipline uyma, kişisel ve milli onur bakımından bambaşka insanlarsınız. Yine affınıza güvenerek diyeceğim ki, bu duygulara daha çok sahip olanlar da çoğu okumamış olan köylülerinizdir. Anlıyorum ki başka milletlerde genel olarak ilim ve irfandan, kültür ve sanattan kaynaklanan bu üstünlükler, sizde birer Allah vergisidir. Aman bunlara dikkat ediniz.”
İkinci hatırada, Mehmet Niyazi anlatıyor: “Babam, Birinci Dünya, Kurtuluş savaşlarında bulunmuş, tekrar sabanının başına dönmüş bir Anadolu köylüsüydü. Katıldığı savaşlardan hiç söz etmezdi. Onun için bu çileli yıllar sadece vatan borcuydu. Kardeşim Recep’le köyümüze babamızı ziyarete gitmiştik. Bahçede çalışıyordu. Kazmasına yaslandı ve bir ara “Geldik, gidiyoruz” dedi. “Bu dünyada müslümanlık ve Türklüğümden başka bir şey anlamadım; onlara da yeterince doyamadım. Ne yazık ki milletimiz ve dinimiz zor günler yaşamaktadır. Zayıf düştükleri için evlatları onlara ihanet etmektedir. Ecnebilerin mağrur olduklarını duyuyoruz. İlimleriyle çok şey bulmuş olabilirler. Buldukları şeyler gerçeğin parçalarıysa, bilsinler ki onlar Peygamber Efendimizin eteğinden tutmuşlardır. Bunu er-geç anlayacaklar. Türklük ve İslamlığa günümüzde sahip çıkmak zordur; ama şereflidir. Şereften yoksun olmasın da, hayatınız güçlüklerle dolu olsun. Ömrünüzün sonunda pişman olmazsınız; çünkü yalnızca onlar size ihanet etmezler...”
Üçüncü hatıramız ise Dündar Taşer’den... Erol Güngör anlatıyor: “ Partisiyle ilgili bir seyahatten dönüşü sırasında bize Erzurum köylülerinin söylediklerini anlatmıştı. “Beyler siz bizim yoksulluğumuzu anlatıp duruyorsunuz. Aslında sizin bildiğinizden daha yoksul haldeyiz, ama bütün bunlara katlanabiliriz; bizim yüreğimizi asıl yakan şey devletimizin üç tane haydut talebeyle başa çıkamayacak kadar aciz kalışıdır.” Şu sözler Türk halkının kafasında yüzyılların yerleştirdiği bir tavrı aksettiriyordu. Ve Erzurum’un yaşlı köylüleri herhalde ilk defa bu tavrı anlayan bir münevverle karşılaşmış bulunuyorlardı. İnsanın anlayışlı bir muhatap bulması ne büyük bir saadettir!”
Anlayışlı muhataplara selam olsun...


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002