Kasım 2008

Ö T E S İ

 

09.12.2019 



Tarih Bilinci

 
Rasim Giresunlu

“İNGİLİZCE EĞİTİM BAKANLIĞI!...”


Yukarıdaki başlığı oluşturan bu bakanlık, size göre nerededir? İngiltere de mi? Avustralya da mı? Yeni Zelanda da mı? Yoksa Kanada da mı? Belki de İngilizce konuşulan ABD’de ...Ya da eski İngiliz sömürgelerden Güney Afrika Cumhuriyeti, Hindistan, Pakistan, Kenya, Tanzanya, Malta, Kıbrıs veya başka bir yerde mi? Bu bakanlık Kuzey İrlanda da mı, İskoçya da mı veya Galler bölgesinde mi? Bu gibi yerlerde böyle bir bakanlık olabilir mi?

Yukarıdaki başlığı oluşturan bu bakanlık, size göre nerededir? İngiltere de mi? Avustralya da mı? Yeni Zelanda da mı? Yoksa Kanada da mı? Belki de İngilizce konuşulan ABD’de ...Ya da eski İngiliz sömürgelerden Güney Afrika Cumhuriyeti, Hindistan, Pakistan, Kenya, Tanzanya, Malta, Kıbrıs veya başka bir yerde mi? Bu bakanlık Kuzey İrlanda da mı, İskoçya da mı veya Galler bölgesinde mi? Bu gibi yerlerde böyle bir bakanlık olabilir mi? Çünkü hepsinde İngiliz yönetimi söz konusudur veya yakın geçmişlerinde söz konusu olmuştur...
Bu bakanlık oralarda olsa da olmasa da ‘etkileri nasıl olur hususu’, ayrı bir inceleme konusudur. Fakat bu bakanlık konusu, açık olarak ilan edilmese de artık Türkiye’de kurulmuştur. Peki nerede? Milli Eğitim Bakanlığı’nın tam anlamıyla göbeğinde!..Aslında Milli Eğitim Bakanlığı’nın ismindeki “Milli” kelimesinin sıfat olma özelliği, özü itibarıyla bu bakanlığa yük olmaya başlamıştır. Bu nedenle, bakanlığın içindeki milli kelimesinin öz anlamı itibariyle, milli olma yönünü bünyesinde taşıması artık pek inandırıcı gelmemektedir. Bu özellik, yakın yıllarda iyice kaybolmuş ya da her geçen gün daha da feci bir şekilde kaybolmaktadır. Gerçekte bu bakanlığın milli olma özelliği, gayri millilik anlamında Anglo-Sakson diline teslim olma yönüne doğru hızla gitmektedir. Kısaca bu kuruluştaki kan kaybı, korkunç bir şekilde sürmektedir. Bu konuda ne kamuoyunun tepkisi gelişmekte, ne de aydın olduğunu sanan bir avuç zümrenin sesi soluğu çıkmamaktadır! Çıkıyorsa da duyulmamaktadır. Ya da ses çıkarmaya çalışan bu guruptakilerin sesleri, belirli çıkarbazlar tarafından susturulmaktadır. Kalemini ve ruhunu satmış olup da aydın olduğunu iddia eden bazıları da, bu durum karşısında adeta zevkten neredeyse zil takıp oynayacaklardır. Niçin? Belki de tatlı su aydınları oldukları için... Evet “Milli” kelimesinin özünü savunmadaki anlayışla, günümüzdeki yapılanmalar örtüşmediği için bu durum, kelimeyi kullanma açısından da, tam anlamıyla sırıtmaktadır. Aynı Milli Nizam ve Milli Selamet Partilerinde olduğu gibi... Bu partileri kuranların alt yapı birimi olarak düşündükleri Milli Görüş’teki “Milli” sıfatının yerine oturmamasındaki durum gibi...Yaşadığımız bu hayatta, değişik unvanlar, isimler, giysiler, nasıl bazı şahıs ve kuruluşlara yakışmıyorsa ve bunlar o kuruluş ve şahısların üzerinde tam anlamıyla sırıtıyorsa, bundan kim utanmalıdır? Giyenler mi, giydirenler mi, yoksa toplum mu?!.
“DEVRİM ŞEHİDİ” OLUR MU?
Aynı şekilde milli kavramını göstermelik olarak taşıyan takiyeci kişiler de benzer durumda değil midir? Ayrıca ülkemizde takiyeciliği dini çıkarları için kullananların dışında, sınıf edebiyatını savunanlardan da yaptığı görülmüştür. Örneğin bunlardan bazıları, 1970’li yıllarda MDD diye bir anlayışı savunduklarını iddia etmiyorlar mıydı? Buradaki MDD’nin açılımı, “Milli Demokratik Devrim” değil miydi? Onlar milliliği, hangi anlayışa göre savunduklarını söylüyorlardı?Türklük anlayışına göre mi? Çünkü millilik her zaman, her toplumda bir milleti esas alır. Siz bu ülkede Türk milletini enternasyonalizm adına uluslarüstü güç odaklarına teslim etmek için çırpının, sonra da MDD deyin. Bu sadece laf salatasından öte bir şey olmadığı gibi; aynı zamanda kavramları demagojik anlamda kullanıp, popülizmin dümen suyunda gitmekten başka bir şey de değildir. Tıpkı bu kesimin sürekli söylediği “Devrim Şehidi” kavramında olduğu gibi... Mantıksızlığa bakın, adamlar Allah’a inanmıyorlar, ateyistler, fakat şehit kavramını peynir ekmek gibi kullanıyorlar. Dikkat edin! Ne ilgisi var şehidin, şühedanın devrimle, sosyalizmle, komünizmle, Marksizmle...Bu durum, ancak ve ancak ülkemizde, sadece kavram kargaşası çıkarmak ya da kafa tütsüleme hikayesidir...
Bu yazının başlığı neden ‘İngilizce Eğitim Bakanlığı’ olarak konulmuştur?Yazının başlığının bu şekilde konulmasına sebep olan olay, ülkemizdeki Milli Eğitim Bakanlığı ismini taşıyan bakanlığın, artık İngilizceye tam anlamıyla teslim bayrağını çekişini gördüğümüz içindir. Bu teslim bayrağı nedir? Bu durum, ismi sözde “Milli” olan Eğitim Bakanlığı’nın var olan üç ayağı ile ilgilidir. Bu eğitim ve öğretimdeki üç temel ayak, öğretmen-öğrenci ve müfredatla orantılıdır. Biz bu orantının içinde, Türk milletinin özünü, geçmişine yönelik değerleri ve de geleceğine yönelik hedefleri eskisi gibi net ve açık bir şekilde göremiyoruz. Varolan değerlerimizin de, başta TÜSİAD gibi montajcı ve bu bağlamda gayri milli burjuva ve diğerleri eliyle, gittikçe yok edilmeye çalışıldığının da farkındayız. Bu aşamada nihayet Recep Tayyip Erdoğan hükümeti de MEB’e alacağı öğretmen miktarını açıkladı. Bu tablo aşağıdadır.
BAZI ALANLARDA ÖĞRETMEN KONTENJANI DAĞILIMI
Beden Eğitimi 205,
Bilgisayar 685
Coğrafya 25
Din Kültürü 490
Fen Bilgisi 392
İngilizce 1466
Matematik 587
Sosyal Bilgiler 392
Tarih 20
Müzik 49
Resim-İş 70
Türkçe 1130
Tabloya bakınız! Bakmadıysanız iyice bakınız! Ne görüyorsunuz? Bu ülkenin resmi dili Türkçe değil midir? Evet! Bu ülkenin anayasası da öyle yazmıyor mu? Evet! ‘Burada ne var ki’ diye de düşünebilirsiniz.. Yukarıdaki tabloya bir daha ve iyice bakınız! Bu tabloya sizin veya bizim bakmamız sadece düşünce üretmekten öte bir şeye de yol açmıyor. Tabloya sizin dışınızda asıl kimler bakmalı? Başta Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Başbakan ve Türk milletinden beslenen bu sayede unvan taşıyan, korumalarla gezen, lojmanlar da yaşayan ve belirli makamlara ulaşarak caka satmayı bilenler ile devlet araçlarına utanmadan sıkılmadan çoluğuyla çocuğuyla binerek kullananlar, ülkeyi daha çok düşünmelidirler. Onların ve onlar gibilerin, gayri millilik anlamında her şeyi, hatta Orhan Pamuk gibi konuşma özürlü bir kişiyi, büyük yazar olarak bu ülkede tanıtanları ve demokrasi mantığı altında ihaneti hazmedenleri, hoş görmeleri nasıl açıklanabilir? Onlar yukarıdaki tabloya insafa gelip de iyice bakmalıdırlar! Bu tabloda bizim saptadığımız vahimlik, bir kez daha gözler önüne serilmektedir. Nedir bu karanlık tablo ve vahimlik? Bu gözümüzün önündeki vahim tablo da Türkçe öğretmenleriyle, İngilizce öğretmenlerinin sayısına lütfen bakınız!Burası sözde TÜRKİYE CUMHURİYETİ! Fakat MEB’e alınacak İngilizce öğretmen sayısı, Türkçe öğretmenlerinden daha fazla...Çoluğu çocuğu ile Türk dilini anadan öğrenip, okul yıllarında geliştiren bizler için, ne kadar ibret ve tarif edilemeyecek kadar acı veren bir tablo!
Demek ki bizler ve bizim gibiler, şanslı nesillerdik Ne adına Türkçeyi okullarımızda İngilizcenin önünde gördüğümüz ve yaşadığımız için!Halbuki şimdi ülkemizde, yakın geçmişte Turgut Özal rüzgarıyla estirilen Anglo-Sakson bayrağının neredeyse her eve çocuklarımız eliyle ve diliyle taşınması, ne kadar hazin verici bir durum değil mi? Toplumu öyle bir şekilde şartladılar ki, İngilizce bilmezsen bu Türk ülkesinde “iş bulamazsın!..” O nedenle, analar-babalar çocuklarını kendi elleriyle canavarın önüne atmaktadırlar. Hatta o canavarın ellerine teslim edebilmek için adeta, kıran kırana ölümüne mücadeleler vermektedirler...Ufacık çocuklarını daha altı yedi yaşlarından itibaren çakalların, sırtlanların, itlerin ve tilkilerin tarihsel oyunları için, körpe beyinlerini teslim etmektedirler. Aslında bu analar-babalar, medyanın ve çevrelerinin şartlanmasının sonucunda bu olumsuz faaliyeti adeta koşarak yapmaktadırlar. Yapmayanları da, akıllarınca alaya almaktadırlar! Fakat ne yazık ki bizler de doğru dürüst bir şey yapamadan günleri ayları ve yılları pervasızca harcayıp tüketiyoruz. Bu duruma karşı Türk milliyetçisi olduğunu söyleyenler hangi düşünce ve anlayışla o Anglo-Sakson diline karşı direnç gösterdiler ki? Bunlardan kaç tanesi, bu konuda yol gösterici olarak tarihe geçti? Hiç aklınızda kalan var mı? Dil olmazsa, il olmaz, il olmazsa millet olmaz, Millet olmazsa milliyetçi de olmaz. Yok eğer Milliyet gazetesi okuyan “milliyet”çiler varsa, o Milliyet’te onlar ve onlar gibilerine helal olsun!!!
Bazıları diyebilirler: ‘efendim, MEB’de İngilizce öğretmeni yeterince yok, o nedenle alınması istenen İngilizce öğretmenlerinin sayısı biraz fazla olmuştur’...Gel onu sen benim külahıma anlat! Elbette bu ülke de İngilzceyi, Almancayı veya başka bir dili bilmesi gereken insanlar vardır. Bu insanlar o dilleri, işleri adına, ülkenin sıtratejisi icabı ya da güvenliği gereğince öğrenebilirler. Bizim derdimiz bu seviyedeki insanların sayısı ile ilgili değildir. Bizim derdimiz bir yabancı dilin, bir devletin öncülüğünde, millete zorunlu olarak kanunlar, yönetmelikler, öğretmenler ve dersler eliyle pazarlanmasındadır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti devleti ilgilileri, ne yazı ki bu kadar aymaz, bu kadar ayılmaz bir anlayışla hareket etmektedirler! Yabancı dil konusundaki oyun sonucunda, adeta Türk çocukları, batağa doğru çekilmektedir. Bir devletin altına bu kadar kolay, bu kadar ucuz bir dinamit nasıl yerleştirilebilir? Bu yerleştirilen dinamit ile gerçekte bir millet nasıl uçurulabilirse, öyle bir şekilde uçurulmaz mı? Uçurulmuyor mu?
Nerede bu devletin güvenlik sıtratejisi? Nerede bu devletin milli sıtratejisi? Diyelim ki, bunlar var da işlemiyor. Peki bu işlemeyen kurumlar da çöreklenerek nemalanan ve çoluğuna çocuğuna bu milletin parasını yedirenler neredeler? Donlarına ve mülkiyetlerine kadar Türk milletinin kesesinden beslenen üst düzey bürokratlar, sivil-asker olarak neredeler? Bu devleti ve milleti sürekli olarak değişik anlayışlarla kurtarma iddiasında olanlar şimdi, şu anda neredeler? Yoksa onların İngilizceye karşı böyle bir sorunları yok mudur? Örneğin YÖK ile MEB bu konuda ne kadar kolay bir şekilde anlaşmaktadırlar! Üstelik Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, İngilizce öğretmeninin İngiltere’de kurs almalarına yönelik puroje üzerinde çalışıldığını söylüyormuş. Elbette hamama giren terleyecektir. İngilizce eğitim-öğretim işine girenler İngiltere’de öğretmenlerine kurslar sağlayacaktır. Fakat Hüseyin Çelik adlı bu bakan niye düşünmüyor, Bu ülkenin Türk nüfusu ağırlıklı olduğunu?Ya da İngilizcenin bu ülkede bu kadar fazla yayılmaması gerektiğini, niye düşünmüyor? Elini, dilini bağlayan mı var? YÖK’e hayır diyenler, karşı gelenler, niçin YÖK’ün İngilizce diline Türk bilim adamlarını mahkum etmesine yüksek ses tonuyla karşı gelmiyorlar?Ya da YÖK kendisini laikliğin teminatıymış gibi gösterirken, milliliği niye teminat olarak alamıyor? Bu millilik elbette ırkçılık olamaz, ülkenin gerçeğinin ve tarihin izdüşümünden beslenen bir millilik olabilir. Yoksa YÖK’çülerin efendileri milliliğe karşılar mı? Atatürk’ün en önemli ilkelerinden birisi Milliyetçilik değil miydi?Atatürk dönemindeki Milli Eğitimde Türkçe öğretmenleriyle İngilizce öğretmenleri oranı bu şekilde miydi? Şu anda bile Atatürk’ü bayrak yapmaya çalışan başta CHP olmak üzere, bazı Atatürk bezirganları bu durumu görmüyor mu? Niçin ses çıkarmıyorlar? Onların ses çıkarması hangi milli dava ile uyuşuyor ki? Bu yabancı dil sorunu, korkunç bir çelişki yaşatmaktadır. Bu çelişkilerden birisi de YÖK’tedir.Örneğin, bir Türk Dili edebiyatçısının, bir Yeniçağ dönemini esas almış bir Osmanlı tarihçisinin ne işi vardır İngilizceyle? Yoksa okuyacakları ana kaynaklar, yazılı arşiv belgeleri, kültürel birikimler, Anadolu’da, yani bu ülkede, bu ülkenin Başbakanlık Arşivinde değil mi? Hem arşivinde iki yüz milyon belge olduğunu söyle ve sonra gelecekteki öğretim elemanını İngilizceye mahkum et. Belki de bu işteki mahkumiyet oyununu kurgulayanlar, herhalde Osmanlıca arşiv belgelerini de İngilizceden Türkçeye çevireceklerdir (!)
Diyelim ki İngilizce dili konusunda, YÖK açık bir şekilde tutarsızlık yapıyor; peki Tayyip Efendi bundan farklı mı davranıyor? Onun çocuklarının şu anki mürşitleri kimdir? O çocuklar, şimdi hangi Anglo-Saksonların şakirtleridirler? Evet Tayyip Efendi’nin evinin durumu bu. halde...Ya kontrolündeki MEB, bundan farklı mıdır? Bakanlığın durumunu yukarıda izah ettik. Al birini, vur ötekine...Görülüyor ki, MEB’ in Bakanı ile YÖK’ün Başkanı bu konuda aynı bakışın ve aynı yolun yolcusudurlar. İngilizce eğitim-öğretim anlayışında, her iki gurup da, sapına kadar anti-milli ve sıkı bir müttefiktirler.Aralarındaki tek fark, çok nazik ve incedir. ‘Bu da nedir’ diye sorarsanız? Onu da söyleyeyim. Aralarındaki tek anlaşmazlık konusu:“Sadece türban ya da başörtüsüdür!..”


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002