Kasım 2008

Ö T E S İ

 

06.12.2019 



Son nokta

 
Hüseyin Adıgüzel

Misyonerlik Faaliyetleri


Tanzimat’tan bu yana, hemen her dönemde ülkemizin önemli meselelerinden birisi misyonerlik faaliyetleri olmuştur. Nedir bu misyonerlik faaliyetleri? Misyonerlerin amacı nedir? Misyoner sözü, “Misyon” kelimesinden türetilmiş bir isimdir. Misyon, sözlüklerde “görev, yetki” manası ile ifade ediliyor. Böyle olunca “Misyoner”, ismi “görevli, yetkili kişi” manasına geliyor. Yalnız sözlüklerde verilen bu mana, Hıristiyan geleneğinde çok daha değişik bir şekilde kullanılıyor. Resmi kilise teşkilatı veya herhangi bir Hıristiyan cemaat tarafından Hıristiyan mesajını ve dinini yaymak amacıyla özel olarak yetiştirilen ve bu çerçevede, bilhassa Hıristiyan olmayan toplumlarda kendilerine görev verilen kişi anlamında kullanılmaktadır. Bu konuda görevlendirilen kişilerin yaptıkları faaliyetlere de “Misyonerlik” denmektedir.

Tanzimat’tan bu yana, hemen her dönemde ülkemizin önemli meselelerinden birisi misyonerlik faaliyetleri olmuştur. Nedir bu misyonerlik faaliyetleri? Misyonerlerin amacı nedir?

Misyoner sözü, “Misyon” kelimesinden türetilmiş bir isimdir. Misyon, sözlüklerde “görev, yetki” manası ile ifade ediliyor. Böyle olunca “Misyoner”, ismi “görevli, yetkili kişi” manasına geliyor. Yalnız sözlüklerde verilen bu mana, Hıristiyan geleneğinde çok daha değişik bir şekilde kullanılıyor. Resmi kilise teşkilatı veya herhangi bir Hıristiyan cemaat tarafından Hıristiyan mesajını ve dinini yaymak amacıyla özel olarak yetiştirilen ve bu çerçevede, bilhassa Hıristiyan olmayan toplumlarda kendilerine görev verilen kişi anlamında kullanılmaktadır. Bu konuda görevlendirilen kişilerin yaptıkları faaliyetlere de “Misyonerlik” denmektedir.

Buna göre misyonerlik, Hıristiyan mesajını ve inancını Hıristiyan olmayanlara yaymayı, aşılamayı hedef olarak alan, siyasi amacı olan ve teşkilatlı olarak yapılan Hıristiyanlaştırma çalışmalarının bütünüdür.

Aysbergin görünen yüzü; Hıristiyan inancını yaymak, Hıristiyan inanç alanını genişletmek ve dünyanın her tarafında yeni yeni kiliseler açmak olarak özetlenebilir. Aysbergin görünmeyen yüzü ise, misyonerliğin siyasi veçhesidir. Yani, misyonerlik iki yüzü olan ve bir yüzüyle İsa’ya, diğer yüzüyle “Emperyalizme” bakan ve global emperyalizmin başlangıcından zamanımıza kadar kullandığı bir araçtır. Çünkü, M.S. 312 yılında Milan fermanıyla Hıristiyanlık Roma’nın resmi dini oldu. Böylece Hıristiyanlık bir devletin resmi dini olarak arkasına Roma’nın siyasi ve askeri desteğini aldı. Yani genel olarak ilahi bir güç olan Hıristiyanlık, bu suretle siyasallaştı ve siyasi çalışmalara da başladı. Bu yüzden misyonerlik, en az dini amaçlar kadar siyasi güç elde etmek ve böylece dünyanın tek hakimi olmak yolunda yapılan çalışmalardır. Bu noktaya özellikle dikkat etmek gerekir.

Misyonerlik, sadece Hıristiyan inancının yayılması için yapılan çalışmaları değil, bununla birlikte¸ batının kültür ve medeniyetini dünyanın diğer bölgelerine taşımak ve o bölgeleri batının sömürü alanı yapılmasına yönelik faaliyetlerin tümüdür. 19. yy dan itibaren batılı ülkelerin, kendi dışındaki ekonomik olarak gelişmemiş ülkelere yönelttiği misyonerlik çalışmalarının sonuçları, söylediklerimizin kanıtıdır.

20. yy’dan itibaren misyonerler, 19.yy’da kazandıkları tecrübeyle ve silah zoru ile hukuki çerçeveye oturttukları faaliyetleri ile, sadece Hıristiyan inancını yaymıyorlar, aynı zamanda Batılı ülkelerin, dünyanın diğer ülkelerine, bilhassa mazlum Afrika ve Doğu halklarına yönelmiş emperyalist ve sömürgeci politikalarını desteklemişlerdir. Bu destek halen devam etmektedir.

Hıristiyanlık inancı, batı kültür ve medeniyetinin temelidir. Hıristiyanlık inancı yayılırken, batının kültür ve medeniyetini de yayan Misyonerler emperyalist batıyı, çalışma yaptıkları ülkelere de taşıyorlardı. Çünkü, kültür ve medeniyet, bir milletin varolma sebeplerinden biridir. O değerler törpülendikçe veya yok edildikçe, milli şuur da yok oluyor. Böylece millet olma özelliğini kaybeden toplumlar sömürge olmakta, emperyalizmin kucağına düşmektedir. Bu bakımdan Hıristiyanlık inancı, batı kültür ve medeniyetinin yayılması, yerleşmesi amacına yönelik faaliyetlerin açık bırakılmış yüzüdür. Bu yüz gösterilerek, emperyalizme hizmet edilmektedir.

Müslüman Türk halkına yönelen ilk misyonerlik çalışması Cizvit ve Fransiskan misyonerler tarafından başlatılmıştır. 17.yy da başlatılan bu faaliyetler İstanbul’daki Fransız konsolosluğu tarafından desteklenmiş ve 17. yy ortalarından itibaren çalışmalar Osmanlı İmparatorluğunda yaşayan Rum, Ermeni, Süryani ve Yezidi gibi azınlıklara yöneltilmiştir. Katolik misyonerler açtıkları çeşitli eğitim, sağlık ve sosyal kurumlarla çalışmalarını sürdürmüşlerdir.

1800 lü yıllardan itibaren Protestan misyonerler ilk kiliselerini İstanbul’da 1846 yılında açtılar. 1850 yılında dönemin padişahının fermanı ile imparatorluk sınırları içinde yaşayan Protestanlara ayrı millet olma statüsü tanındı. A.B.D.’de faaliyette bulunan “American Board of Commissioners for Foreign Missions” misyonerlik teşkilatı, Türkiye topraklarını kilit ülke olarak ilan etmiş, Türkiye topraklarını Doğu, Batı ve Merkez bölgelere ayırmış ve Batı’nın merkezi İstanbul, Doğu’nun merkezi Harput, Merkez Bölgesinin de Antep olarak seçmiştir. Seçilen bu bölgelerde, 1900 lü yılların başlarına kadar 500 ün üzerinde misyonerlik okulları açılmıştır. Bu okullarda, dini ve siyasi eğitim veriliyordu. Yani misyonerler, eğitim faaliyetlerine okullarda da, bilim kisvesi altında, kendi dilleri ile siyasallaşma çalışmaları yaparak devam ettiler. Yabancılar tarafından açılan okulların en önemli amacı; bu okullarda okuyan Müslüman öğrencileri Hıristiyan inancına göre eğitmek değil, onları, kendi inançlarına, kültürlerine, diline, tarihine, yaşayış tarzına, örf, adet ve geleneklerine yabancı olarak yetiştirmek ve devletin önemli kurumlarının başına geçirmektir. Misyoner okulları, bu politikalarıyla sömürgeci, emperyalist batılı güçlere hizmet etmiş, verdikleri eğitim sayesinde mankurtlarla, emperyalizmin uşaklarını yetiştirmiş ve Türk milletinin kişiliğini kaybetmesine sebep olmuştur. Yönetime getirttikleri bu mankurtlar sayesinde; Türk milleti hafızasını kaybetmiş, kendini unutmuş, milli ve kültürel değerlerinin pespaye edilerek tarihin çöplüğüne atılmasına sessiz kalmış bir toplum haline getirilmiştir. Devlet, tarihte eşi ve benzeri görülmemiş bir şekilde, kendi varlık sebebi olan milletinin sosyal ve kültürel değerlerine düşman kesilmiş, milli ve kültürel değerlerini kendi elleriyle ihtiyar tarihin çöplüğüne atmıştır. Şimdi, yol açma bahanesi ile yıkılan tarihi eserleri, abideleri göz önüne alın ve durmadan restore edilerek hizmete açılan Hıristiyan ya da Pagan dönemi eserlerini düşünün. Yapılmak istenen açık; elimizde kalan son eski Hıristiyan toprakları olan Anadolu’yu elimizden almak. Bu nasıl gerçekleştirilir? İşte bu şekilde elimizdeki topraklar üzerinde, kendi eserimiz olan abideleri yok ederek isteklilerin eserlerini ortaya çıkarmakla… İnanç turizmi adı altında yapılanlar, sadece bu planın hayata geçirilmesine yöneliktir.

Şimdi toparlayalım; Misyonerlik faaliyetleri, Türkiye üzerindeki emperyalist planın bir parçasıdır. Devlet adamları, bürokratlar, bindikleri dalı keserek yani kendi milli ve manevi değerlerine düşman olarak batının emperyalist güçlerine çanak tutuyor. Paganizm ve Hıristiyan devlet döneminin, kiliselerini, köprülerini, hipodromlarının ortaya çıkarılmasına yardım ederek planın uygulanmasına katkıda bulunuyor.

Misyonerlik çalışmalarıyla Hıristiyan yapma, Müslümanları Hıristiyanlaştırma üzerinde fırtınalar koparılması gereken bir olay değil… Çünkü sosyal, ekonomik tedbirlerinizi alır, milletinizi milli ve manevi değerlerine bağlı yetiştirirseniz mesele kalmaz. Hatta AB üyesi olan Yunanistan’da olduğu gibi (Yunanistan dini propaganda anayasa ile yasaktır), anayasana bir madde koyar meseleyi çözersin. Demek istediğim şu; misyonerlik faaliyetlerinin görünen yüzüne bakarak, görünmeyeni atlamayalım. Esas tehlike görünmeyen yüzdedir. Çünkü, o görünmeyen faaliyetler, milletimizi, milli kimliğinden, kültüründen, dilinden, tarihinden, hayatı anlayış ve uygulayış tarzından uzaklaştırmaya ve yok etmeye yönelik faaliyetlerdir.

Dinler arası diyalog, misyonerlerin en çok kullandıkları tuzaklardan biridir. Diğer dinlerin taraftarlarıyla iş birliği yaparak inançsızlığa karşı mücadele edilmesi misyonerlerin en fazla başvurdukları yollardan biridir.

Diyalog, akıllı ve medeni bir şekilde meseleleri çözümleme yöntemidir. Meselesi olanların, meselelerini çözümlemeye yönelik konuşmaları ve anlaşmalarıdır. Diyalogda temel doğruların kabul görmesi gerekir. Müslümanlar, Hz. İsa’yı peygamber; Hıristiyanlığı’da Allah’ın dini sayarlar. Fakat Hıristiyanlar, Hz. Muhammed’i peygamber saymadıkları gibi, Müslümanlığı da Allah’ın dini olarak görmezler. Yani diyaloga girecek iki taraftan birisi, diğerinin temel doğrusunu kabul ederken diğeri, öbürünün temel doğrusunu kabul etmemektedir. Bu durumda diyalogun bir anlamı olmaz. Meseleye bu açıdan baktığımız zaman Müslümanların diyaloga ihtiyacı olmadığı çok açık olarak gözükür. İhtiyacı olanın da saplantılarından kurtulması gerekir.

Anlayamadığım bir husus var; diyaloga ihtiyacı olmayan Müslüman kesimden birilerinin ille de diyalog diye tutturmasını anlamak mümkün değil. Bunlar, herhalde misyonları gereği, misyonerlik faaliyetlerinin görünmeyen yüzündeki emperyalist yayılmacılığın uşaklığını yaptıklarının farkında değiller. Ya da bilinçli olarak bu işi yapıyorlar.

Dinler arası diyalog, küreselleşmeye yönelen emperyalizmin önemli propaganda araçlarından biridir. Diyalog yoluyla yumuşatılan kitleler, emperyalizmin tuzağına daha çabuk ve daha rahat düşerler. Bunu asla gözardı etmemek durumundayız.

Emperyalizmin amacı, ülkemizi ve insanlarımızı yok etmeye yöneliktir. Bu amaca ulaşmak için her yolu dener. Zaten şu anda devletimiz ve milletimiz her yönden (sosyal, ekonomik, siyasi, kültürel) büyük bir saldırı ile karşı karşıyadır. Misyonerlik faaliyetleri de bu saldırılardan biridir. Misyonerleri sadece bir din adamı, misyonerlik faaliyetlerini Hıristiyan inancını yaymak olarak görmek yanılgıdır. Aynı zamanda misyonerlik faaliyetlerini küreselleşen emperyalizmin bir tuzağı ve misyonerleri de emperyalizmin iyi yetişmiş ajanları olarak görmek durumunda olduğumuzu kesinlikle bilmeliyiz.

Bizden istenen; topraklarımızdır, devletimizdir, bağımsızlığımızdır.
Farkına varmalıyız.



www.ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002