Kasım 2008

Ö T E S İ

 

07.12.2019 



Milli Sıtrateji

 
Dr. Alptürk Ünlü

GÖZARDI EDİLEN DÜŞMAN!...


Fakat Türk’ün milliyetçiği, Türk insanının anlayacağı, kucaklayacağı ve de benimseyeceği bir yapıda mıydı? O nedenle mi dünün sözde hızlı milliyetçilerinden çoğu, günümüzde Türk adını ağızlarına almaz, kalemleriyle yazmaz oldular.

“İttifakın Güç Kaynakları” adlı yazımıza, bu ay için ara veriyorum. Gelecek ay, o yazıya devam edilecektir Peki niçin yazı dizimize ara verildi. Onu size açıklayayım. Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçekten altını oyan düşmanının kim olduğunu göstermek için...Bu düşmanlık, sinsi bir anlayıştaki Siyonizmle teçhiz edilmiş olan, kapitalist bir yaklaşımın ürünüdür. Türkiye ve Türkler, bu hedef saptıran gücü, yıllardır dost, müttefik ve sıtratejik ortaklık maskesi altında tanımışlar; fakat gerçek yüzünü ve gerçek yüzündeki kirli boyutlarını bir türlü anlayamamışlardır ve halen de anlayamamaktadırlar. Bu ülkede bu durumu anlayanlar varsa da bir avuçtur. Bu düşmanlık şu ana kadar tek yönlüdür. Bu yön Türkiye’den kaynaklanmaz. Bu düşmanlık, ilgili gurup olan Anglo-Sakson-Yahudi ittifakından kaynaklanmaktadır. Şu ana kadar, Türk Dünyasına karşı bu ittifakın açık ya da gizli olarak yapmış olduğu olumsuz faaliyetlerin üzerine, sanıldığı gibi sert ve kararlı bir şekilde de gidilememiştir. Bırakınız o malum ittifakın üzerine gidilmeyi, o ittifakın gösterdiği yol ve çizgide bulunanlardan bazıları da, Türk milliyetçiliğini yönetmeye çalışmışlar ve Türklüğün boğazına kördüğümlerin takılmasına da bir ölçüde sebep olmuşlardır. Elbette bunları yapanlar içersinde bu işi bilinçli olarak yapan ve bunun karşılığında ücretlenen ve nemalananlar, olduğu kadar, olayın bu yönünü anlayamayacak ya da tahlil edemeyecek kadar saf ya da iyi niyetli olanlar da vardır...
Türk’ün milliyetçiliği, elbette Fıransız modelini esas almıyordu. Türk’ün milliyetçiği Yahudi Siyonistlerin modelini de benimsemiyordu. Fakat Türk’ün milliyetçiği, Türk insanının anlayacağı, kucaklayacağı ve de benimseyeceği bir yapıda mıydı? O nedenle mi dünün sözde hızlı milliyetçilerinden çoğu, günümüzde Türk adını ağızlarına almaz, kalemleriyle yazmaz oldular. Düne kadar, onların borusunun öttüğü ya da öttürüldüğü meydanlara ve yayınlara Atatürk’ün veciz sözleri sokulmazken ya da dışlanırken, günümüzde Atatürk’ün sözlerinin öne çekilmesi acaba neyin doğrulanmasıdır?
Dünkü yıllardaki malum Türk milliyetçiliği, sadece ve sadece anti- komünizm anlayışı ya da destansı menkibeler ve öyküler üzerine oturtulmaya çalışılırken, günümüzde bunlara yeterince ihtiyaç kalmadı mı?Yoksa Türk milliyetçiği üzerindeki Amerikan balonu patladıkça ve bu balonu gizlice taşıyanlar meydandan başka yönlere doğru uçmaya veya kaçmaya başlayınca, yeni bir rahatlama sürecine mi girildi de, Atatürk adı ağızlara alınmaya ve bazı milliyetçi gazete köşelerine sürekli taşınmaya başlandı?
Kapitalist-Siyonist cephenin militarist anlayışındaki Anglo-Sakson-Yahudi ittifakının dümen suyunda, yıllardır gidilmesine, Türkiye’deki milliyetçi kanattan güçlü bir tepki ya da karşı cephe oluşturma anlayışı ne yazık ki hiç sağlanamadı. Bu tepki oluşmamasında, o yıllardaki Sovyet faktörünün dünyada güçlü bir konumda bulunmasından kaynaklanıyordu.. Karşımızdaki malum cephenin önemli gücü olan ABD’nin sözde sıtratejik ortaklığı palavrası altında 1946 yılından bu yana, onun dikte ettirdiği ekonomik, politik, kültürel ve askeri değerler bu ülkeye sürekli pompalandı. ‘Amerika...’ ‘Amerika...’ şarkılarıyla veya ‘Küçük Amerika’ palavralarıyla gündem dolduruldu. Dikkat buyurun, bu konuda Amerikan kuyrukçuluğu boyutunda Türkiye’ye hedef koyanlar için, ancak ‘Küçük Amerika’ olunabilirdi. Niçin? Çünkü bu hedefi önümüze koyduranların istediği boyut, ancak o kadardı da onun için. Peki neden Türk dünyasının geniş coğrafyası ile önemli bir nüfus potansiyeli üzerine belirli bir hedef koyulamıyordu? Genel amaç Sovyetleri dağıtmak ve parçalamak değil miydi? Örneğin Almanya’da Amerikan desteği ile yayın yapan “Özgür Radyo” ya da “Dergi” isimli süreli yayın da bu kapsamda değil miydi? Şunu iyice anlayalım, Anglo-Sakson-Yahudi ittifakının birinci hedefi, dünya hakimiyetinde kendisine rakip olmaya çalışan Sovyet Rusya’ya karşı tavır alıp, bu tavrın yıpratıcı politikası sonucunda tarihsel rakiplerini alaşağı etmekti. Elbette bu uğurda Türklere, Türk Dünyasına ve Müslümanlara çok ihtiyaç vardı. Bu ihtiyacın sonucunda, bazı anlayışları ya destekliyorlar, ya da o anlayışların hedef ve yönlerini belirliyordu.; fakat bu destek işin de, ipin ucunu hiçbir zaman bırakmıyorlardı ve bırakmaları da pek mümkün değildi.. Çünkü genel hedefleri olan dünya hakimiyeti için, tarihsel ve ideolojik rakibini alaşağı ederken, Türkler diye olası bir rakip oluşturmaları ya da bu anlamda açılacak bir gediğe imkan tanımaları, elbette mümkün değildi. Onlar, kırk elli yılın sıtratejik pilanlamasında, kendi safları içersinde en ufak çiziğe ya da deliğe dahi ihtimal vermek istemiyorlardı. Fakat ne olursa olsun kendilerini dünya hakimiyeti anlamında seçilmiş millet ya da kişi ve gurup olarak görenler, bu işin başında gizli ya da açık olarak tam anlamıyla etkinlerdi. Onlar dünyanın yönetilmesi ve de hakimiyeti anlamında, kendilerini bir ölçüde Tanrı yerine koyanlardı. Elbette bir gün “Gerçek “Tanrı”nın varlığını belki bir milletin organizasyonunda ya da başka bir olayda yaşayarak anlayacaklardır. Dileriz Allah, bu kutlu faaliyeti, Türklere tattırır. Sözde müttefikimiz ya da sıtratejik ortağımızın bize son elli sekiz yılda attığı kazık ve düğümleri alt alta yazsak herhalde, bu sütunlar yetmez ve de ne kadar saf bir topluluk olduğumuz da iyice ortaya çıkar. Ama bunlara rağmen, bu konuda bazı örnekler de vermenin gerekli olduğunu düşünüyorum. Bu sözde müttefik ile girdiğimiz ortaklık sonrasında, Türk Lirasının onların para birimi karşısında nereden nereye geldiğini bir hesap edin! 1946’dan bu yana... Siz bakmayın Tayyip Erdoğan ve hükümeti’nin Yeni Türk Lirası masalına... Yok altı sıfır atılacakmış, yok yeni kuruşlar gelecekmiş... Elbette arkadaşlar, bunlar da yapılabilir. Toplumsal pisikolojiyi rahatlatmak için de gereklidir. Fakat bize göre bu göstermelik faaliyet, ülkemizde “malum ve zalim ittifak” yanlılarının, iktidarları birbirlerine devrettikleri sürece, sadece on, on beş yıllık dönemde az sıfırlı rahatlama modelinden başka bir şey olamaz. Çünkü liranın, 1980 sonrasında, Özal adlı malum şahsın yönlendirilmesiyle çukurlara doğru sürüklenmesi, hem Türkiye’ye itibar kaybettirdiği gibi, İMF kıskacındaki pek çok ülkeye de çok kötü bir örnek teşkil ediyordu. Liradan elbette sıfır atılmalı; fakat bu gerçekçi bir politikanın sonucunda olmalıydı. Şöyle ki, cebi delik olan bir adamın cebine akşama kadar para koyarsanız ne olur? Siz bu ülkede sosyo-ekonomik ve sosyo-politik olarak Anglo-Sakson-Yahudi ittifakının her dediğini yapın, sonrada sosyo-ekonomik anlamda başarı bekleyin. Olacak şey mi bu? Elbette ekonomik gidiş böyle sürdüğü sürece, Türk Lirasının durumunda da fazla sağlıklı bir gelişmeye yol açmaz.
Düşününüz! Size göre kim ortağının mali gücünün yerlere düşmesini ister ve bunda başarı sağlar? Tabi ki “malum ve zalim” ittifak güçleri...Milletimize düşman olan bu ittifak, bize elli sekiz yıllık süreçte hangi büyük tesisi kazandırdı? O süreçte, bizi sürekli olarak kıredi maskesi altında borç batağına ittirmedi mi? Bunun için Dünya Bankası ve İMF kapılarını göstermedi mi? Aynı zamanda o kuruluşlardan beslenen bazı kişileri de bu ülkeye kurtarıcı bakan olması için yollamadı mı? Hatta içlerinden başbakan ve cumhurbaşkanı olanlar dahi çıkmadı mı? Bakınız 12 Mart hükümetindeki bir şahsa ve bakınız Ecevit-Bahçeli-Yılmaz hükümetindeki diğer bir şahsa...Yine bakınız 12 Eylül sonrasının ekonomisini belirleyen adama... Bu sözde müttefik gücün başı olan ABD, bize Kıbrıs nedeniyle, ambargo üstüne ambargo koymadı mı? Yani bakınız 1974-1980 dönemine! Türk milletinin önünü, Koç’ları, Sabancıları vb. koyarak tıkayan hangi güçtür? Müttefik ve sıtratejik ortağımızın bize verdiği silahlar nasıl bir şeydi? Örneğin 1992-1993’lerde ABD’nin Türkiye ye sattığı fırkateyinler neyin nesiydi? Hangi dönemin teknolojik artığıydı? Evet böylesi yüzlerce kötü niyetli örneği verebiliriz. Sözde müttefik ABD’nin Irak’taki Kürt politikası nedir? Güney doğu Anadolu’da PKK’ya verdiği destek ne kadardır? Bunlar da unutulmaması gereken noktalardır...
BÖYLE ORTAK, DÜŞMAN BAŞINA...
1946’dan bu yana yakın tarihimiz incelenirse, ülkemizde önümüze lider olarak sunulanların yetiştikleri okullara, soylarına ya da Amerikan elçilik mensuplarıyla yaptıkları görüşmelere bakılırsa, pek çok gerçek de açığa çıkabilir. O ülkeye göbekten bağlı olanların, Amerika’daki kurs, eğitim, ziyaret vb. faaliyetleri sırasındaki aldıkları icazetler değerlendirilirse, bu ülkenin ar damarının kimlerin eliyle kesildiğini de kolayca bulabiliriz.. Yoksa başka gerçekler aramak, sadece tarihsel akışımızın önünü kesmeye ve tıkamaya çalışan Anglo-Sakson-Yahudi ittifakının işine gelecektir. Ne yazık ki genel anlamda, halen ülkemizde yapılan da budur.
Varsayalım ki bu konuda bizler kötümseriz. Peki bu ülke ABD ile 1946’dan bu yana sıtratejik ortaksa, yine bu ülkenin tapu senedi olan Lozan Anlaşmasını niçin tanımaz? Amacı ve hedefi nedir? Tanımamasındaki gerekçe ne olabilir? Bunların cevaplarını elbette herkes kendi bakış açısından verebilecek kadar düşünce üretebilir. Fakat burada amaç düşünce üretmeden de öte, doğru düşünceye ulaşma ve onun etrafında kümelenip, Anglo-Sakson_Yahudi ittifakına karşı direnebilme anlayışına yaklaşmaktır. Dikkat buyurun! Kasım ayı içersinde Ankara’da ABD Büyükelçiliğinin verdiği davette, İstanbul’daki Ortodoks Patriğinin davet edilme pozisyonunda, Lozan’ın koyduğu ilkeler çiğneniyordu. Yani Türk insanın kanı ve canı pahasına başta; İngiltere, Fıransa, İtalya gibi ülkelere de zoraki kabul ettirerek alınan Lozan’daki tapu senedi, Tayyip hükümeti sayesinde ve Türkiye’nin göbeğinde bir ölçüde işe yaramaz hale getiriliyordu. Buradaki ABD yöneticileri yıllardır bilinçli hareket ettiklerinden dolayı, onların cephesinde bir sorun yoktu. Çünkü onlar, Lozan’ı kasıtlı olarak imzalamamışlardı ve halen de onaylamıyorlardı. Temsilciler Meclisi ya da Senatolarına sürekli uyduruk ‘Ermeni Katliamlarını getirip gündemi bulandıranlar, Türk’ün kanıyla kurduğu bu Cumhuriyetin Lozan’daki yaptığı anlaşmayı delik deşik ediyorlardı. Hem de nerede? Türkiye’nin göbeğinde... Buna ilgisiz kalanların yanı sıra, Besim Tibuk gibi, kendisinin “Laz” olduğunu söyleyip Türkiye’de ‘liberallik’ masalı anlatan bir şahıs da, Patrik’i ziyaret edip ‘Ortodoks olurum’ diye, sözde tehdit savuruyordu. Adam Ortodoks olurmuş, ne olursan ol, yeter ki bu milletin yakasından düş! Fakat sadece politik anlamda değil, ekonomik anlamda da git, parayı pulu Yunanistan’da kazan! Elbette bu millettin cebinden zenginleşen Tibuk efendi, bu yaklaşıma gelemez, o zaman façası ‘yusuf’ ‘yusuf’ diye atar. Görüyorsunuz bu ülkeden hem beslen, hem de küfret, yok öyle şey. Biz bu ülkeyi sokakta bulmadık. Elbette ayağa kalkacağız, kalktığımız zaman üzerimizdeki uyuşukluğumuzun nedeni olan tüm haşereler öyle bir dökülecek ki, o zaman kaçmak için, in mi ararlar, cin mi ararlar bilemem. Evet biz ayağa kalkmalıyız, kalkamazsak eğer, bulunduğumuz yerde, ö sözde Türk nüfus cüzdanını taşıyan, fakat özel ve gizli yerlerde Türk’lüğe hakaret eden yöneticilerin eliyle, milletimize verdikleri politik içerikli uyuşturucu hapların sonucunda, her geçen gün daha da uyuşuyoruz ve bu uyuşukluk yüzünden canlı canlı kesiliyoruz, biçiliyoruz. Silkelenip ayağa kalkmalıyız, aynı Göktürk kitabelerinde yazıldığı ve hedeflendiği gibi...
Bizim için müttefiklik ya da moda tabirle sıtratejik ortaklık konusu, tekrar değerlendirilmeli ve bu bağlamda tekrar karar verilmelidir. Bu konudaki yaklaşımın sonucunda, gündeme yeni açılımlar getirmeli, sürece uygun bir şekle de sokulmalıdır. Yoksa Anglo-Sakson-Yahudi ittifakı gözünde Türkiye, zamanı ve zemini gelince sadece parçalanıp bölünmeye aday bir ülkedir. Aynı Birinci Dünya Savaşı sırasında hazırlanan gizli anlaşmalar da olduğu gibi. Aynı Sevr’de yapıldığı gibi... Eğer devletimizin ömrü tüm bu şer güçlere rağmen biraz uzuyorsa, biraz dayanıyorsa, bu Türk milletinin içersindeki bir avuç direnç noktasından kaynaklanmaktadır. Bu direnç noktası, sade politik anlamında değil ekonomik, kültürel anlamları da içermektedir.Türklüğün kesesinden büyütülüp şişirilenlerin yaptıkları olumsuz faaliyetler, elbette aklımızda ve de unutmamız da mümkün değildir. Rahmi Koç’un Heybeliada için taleplerini yada “Pontus macerasını ve kılıç artığı kökenlilerin oluşturduğu söylenen bir köyden gelen Sabancıların kurmuş olduğu üniversiteden nemalanıp Ermeni Katliyamı yaygarasını el altından pompalayanları da çok iyi biliyoruz...Elbette Türkiye’deki malum patronlar, faaliyetleriyle bir yerlere göbekten bağlıdırlar ve bunların Anglo-Sakson-Yahudi ittifakına direnç göstermesi de mümkün değildir. Bizim direnç gösteren insanımız Anadolu’nun göbeğindeki işletmecilerimizdir. Onların çoğu farkına bile varmadan Türklüğün ışığı olmaktadırlar. Ekonomik olarak, pireslenmeye ve paspaslanma sürecine sokulmaya çalışılan bu millet, işte o ufak Türk işletmecileri ve fedakar Türk insanının iç dayanışmasındaki güzellikler sayesinde bu kötü günlerde dahi varlığını sürdürmektedir. Yine benzer şekilde, kültürü dahi İngilizce anlayışıyla örselenen bu millet, son direnç noktalarına doğru gitmektedir. Fakat nereye kadar gideceği ve dayanacağı da meçhuldür. Kısaca AB süreci falan derken, bir başka gurubun yani Anglo-Sakson-Yahudi ittifakının Patrik’e başka boyutta payeler verebilme cüretini, ülkemizin içinde gösterebilmesi, son derece ciddi ve de göz ardı edilmemesi gereken bir olaydır. Hedefin bu boyutu gözden kaçarsa, yarın ipin ucunu tutmak iyice zorlaşacaktır. Aynı Kıbrıs’ta olduğu gibi, aynı Kerkük’te olduğu gibi... Şarkıcılar,türkücüler değil, tez zaman da, Türk olanlar iktidara!


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002