Kasım 2008

Ö T E S İ

 

07.12.2019 



Pusula

 
Bayram Akcan

Türk Tarih Felsefesi


Bir millet hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmak istiyorsanız onun tarih felsefesini araştırmanız gerekmektedir. Tarih bir milletin yaptığı işi, tarih felsefesi ise; onu buna iten sebeplerdir. Diğer bir ifadeyle tarih maddi hali, tarih felsefesi ise maddi halin arkasındaki ruh halinin ortaya koyar. Büyük bir tarihi olan bir milletini çocukları olarak bizde tarih felsefemizin ışığında yeniden dirilişin mayasını hazırlamalıyız.

Büyük milletlerin büyük tarihi, büyük tarihi olan milletlerin de tecrübeleri fazla olur. Dünyanın en köklü milletlerinden birisi olan Türk milletinin, hem tarih yapan hem de tarihi şekillendiren bir millettir. Çünkü çoğu milletlerin tarihinde de Türkler derin izler bırakmıştır. Montesquieu “Türkler olmasaydı tarih olmazdı” diyor. Büyük bir tarihi olan Türk milletinin tarihini yazacak tarihçisinin ve tarih felsefesini anlatabilecek ilim adamının az olması mânidardır.
Bugün her vesile ile övündüğümüz tarihimizin felsefesini ortaya koyamamamız bizim tarihten yeteri kadar faydalanmadığımızı gösterir. Aynı milletin geçmiş ile yaşadığı zaman arasında derin bir idrak, vicdan, ahlak ve din anlayışı farkı mevcutsa, tarih felsefemizin hâla sağlam bir zemine oturtulamadığının kanıtıdır. Tarih felsefesi geçmiş ile bugün arasında bir köprü geleceğe uzanan eldir. Tarih üzerinde bir müddet düşünmek, sebep-sonuç ilişkisi içerisinde analizini yapmak gerekmektedir.
Tarih felsefesi milletin dünyayı nasıl yorumladığını, hayata bakış açısını, değerlerini ortaya koyan disiplindir. Bir millet hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmak istiyorsanız onun tarih felsefesini araştırmanız gerekmektedir. Tarih bir milletin yaptığı işi, tarih felsefesi ise; onu buna iten sebeplerdir. Diğer bir ifadeyle tarih maddi hali, tarih felsefesi ise maddi halin arkasındaki ruh halinin ortaya koyar. Büyük bir tarihi olan bir milletini çocukları olarak bizde tarih felsefemizin ışığında yeniden dirilişin mayasını hazırlamalıyız.
Tarih bilmek ile tarihle ilgili bütün meselemizi hallettiğimiz inancı yanlıştır. Bir başka yanlış olan nokta da tarihten gerekli şekilde faydalandığımız inancıdır. Tarih bilip de tarih felsefesi üzerinde yoğunlaşmamak, yaşanılan her hangi tarihi bir olayda kafa yormadan kronoloji hesabı yapmak tarih adına zaaflarımızdan birisidir. Tarihi savaşlardan ibaret gibi düşünmek ve göstermek tarih ilmine olduğu kadar millete de ihanettir. Çünkü tarih geçmiş ile gelecek arasında bir bağ kurduğu cemiyetler de millî şuuru uyandırmada önemli bir yere sahiptir.
Bugünkü durumu neden düştüğümüzü ve bundan kurtulabilmenin sebepleri öğrenmede tarih felsefesine ihtiyaç duyarız. Millî tarih hakkındaki “neden yada niçin” sorularının cevaplarını bize yine tarih felsefesi verir. Eğer bugün siyasi ve ahlaki buhranın içindeysek bunun cevabını tarih felsefesinde bulabiliriz.
Bir örnek vermek gerekirse; sık sık ifade edilen “maddi sıkıntı yüzünden yakında millet isyan edecek” sözünü söyleyenler tarih felsefesini bilmediklerinden, cehalet örneği sergilemektedirler. zira Türk devlet felsefesinde böyle bir olaya hiç rastlanmamıştır. Bazı gruplar eylem yada yürüyüş yapabilir ama bunu milletin tamamına mâl etmek yanlıştır. Türk tarihinde bir devir gösterin ki; milletimizin kendi devletine karşı herhangi bir sebepten dolayı isyan emiş olsun. Devletin, Türk milletinin hayatında önemli bir yere sahip olduğunu aklı başında olan herkes bilir.
Geçmişi ile bugünü arasında derin uçurumlar olan milletlerin, tarih felsefelerini ihmal eden milletlerin olması birer tesadüf değildir. Tarih felsefesi insanlara kendi tarihini daha iyi yorumlama ve anlama imkanı verir. Genellikle yaşlılarımızda gördüğümüz aşırı ecdat sevgisinin temelinde tarih felsefesinin izlerini görmemeniz onun ne derecede önemli olduğunu gösterir.
Millî eğitim politikamızda da çocuklarımıza tarih ile birlikte tarih felsefesini öğretmeliyiz. Yetişen nesil atalarının sadece yaptığı savaşları değil, dünyayı yorumlama şeklini de öğrenmelidir. Yoksa koskoca tarihimiz savaş tarihi olarak kalacaktır. Tarih felsefesinin ne kadar önemli olduğu şu üç tarihi vaka ile açıklamak yerinde olacaktır.
Avrupa’yı tirtir titreten Türk Başbuğ’u Atilla, misafirlerine altın kapta yemekler ikram ederken, kendisi tahta çanaktan tek türlü yemek yiyordu. Ondan asırlar sonra gelen ve Atilla’dan habersiz olan cihan padişahı Yavuz Sultan Selim’in de yemek usulü aynıdır. Atilla’nın Bizans hükümdarına yazdığı mektuptaki üslubu, hitap tarzının aynısını Kanuni’nin François’ya gönderdiği mektubunda da görebiliyoruz.
* * *
Fatih Sultan Mehmed, yaptırdığı medresenin hocalarına odalardan birini kendisine vermelerini, devlet işlerinden fırsat buldukça ilmi incelemelerde bulunmak istediğini söyler. Baş müderris ise koca Fatih’e:
- Sultanım medrese de bir oda sahibi olmak için hiç değilse danışmend (Doçent) lik ilmi payesini ikrar etmiş olmak gereklidir. Sizin ise böyle bir ilmi payeniz yoktur. Bu bakımdan size oda tahsis edemeyiz.
Bu cevap üzerine Fatih şunu sorar:
- Üstadlarım, benim burada oda sahibi olmamın çaresi, yolu nedir?
- Sultanım, müderrisler heyeti huzurunda imtihan olunuz; eğer sahip olduğunuz bilgiler bir danışmendin bilgisi kadar veya ondan üstün ise size bir oda tahsis olunabilir.
Fatih belirlenen günde müderrislerin huzurunda imtihan edilir, imtihanı başarır ve bir odaya sahip olur.
* * *
Tiryaki Hasan Paşa’yı anlatmak yerinde olur. Altı ile sekiz bin kişilik bir kuvvetle Kanije’yi müdafaa ederek 80 bin kişilik Nemçe ordusunu yeniyor. Padişahın takdirini kazanan Paşa’ya Hatt-ı Humayunla vezaret tevcihi ediliyor. Paşa bu ilgi karşısında hüngür hüngür ağlıyor. Paşa’nın ağlama sebebi; daha önce böyle işler için Hatt-ı Hümayunla vezaret tevcihi olmaması. Paşa’ya neden ağladığı sorulunca da “Bizim yaptığımız nedir? Haçlı donanmasını yenen Piyale Paşa’ya, Hatt-ı Hümayunla vezaret tevcih edilmedi. Biz ne oluyoruz ki, böyle bir tevcihe layık olalım. Halife-i İslam’ın Hatt-ı Hümayunu cüz-i hizmetlere mükafat olmaya başladı. Buna teessür etmeyeyim de neye edeyim. Devlet bu kadar düştü mü ?” Bugün ben devlet hizmetini yerine getiremiyorum, aldığım maaş haramdır diyen bir tek adam gördünüz mü? İşte tarih felsefesi budur. Biraz muhasebe ve öze dönüş gerek.


bayramakcan@mynet.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002