Kasım 2008

Ö T E S İ

 

16.12.2019 



Çapraz Ateş

 
Kemal Çapraz

Başkalarının Aklına Güvenmek


Ulus olarak başkalarını kendimizden daha akıllı görmekteyiz. Kendi aklının gölgesinin korkan ödlekler gibi davranmaktayız. Ancak kendi aklımızla akıllı olabileceğimizi aklımıza getirmiyoruz. Ah! Kendi aklımıza bir güvenebilsek! Başkalarının bilgileriyle bilgi sahibi olabiliriz. Fakat akıl derecemize göre akıllı davranabiliriz. Sorunlar karşısında yaptığımız betimlemeler ve karşılaştırmaları, akıllıca davranıp davranmayacağımızı belirleyici bir işlevi vardır. Endişelenerek, tasalanarak, korkarak yapılan eylem ve etkinliklerimiz, aklın gösterdiği yoldan sapmaya sebep olurlar. Kuvvet kullanılarak çözülmesi gereken sorunlarda korkaklık göstermek özgürlüğü, özerkliği başkalarına teslim etmektir. Korkak komutanların savaş kazanmadığını herkes bilir. Yani, başkalarının aklına güvenmek, kendi aklına ihanettir.

Başkaları akıl verebilir. Fakat başkalarının verdiği aklın içinde uygulanan kuralların çıkar kurallarıyla renklendirilip renklendirilmediğini ayırt edecek akıl derecesine ihtiyaç vardır. Verilen aklın zayıf noktaları kurcalayarak delik açmaya çalışıp çalışmadığı da önemlidir. Tilkinin aklına uyarak kümesin kapısını ormana yakın yere yapmaya kalkışmak akıllıca bir davranış değildir. Başkalarının aklıyla yaptığımız veya yapacağımız tehdit ve tehlike belirlemelerine güvenerek gözlerimizi kapatırsak vay halimize... El altına binenin çabuk ineceğini işte o an bizzat yaşayarak görürüz. Başkalarının bilgilerinden tecrübelerinden yararlanabiliriz. Fakat, onların aklından faydalanmaya ve ona göre davranmaya kalkarsak, kendimizi yakıcı bir ateş içinde yok olurken seyretmiş oluruz. Başkalarına akıl soralım, danışalım ama tedbirli davranmayı elden bırakmadan yapılan önerileri akıllıca sorgudan geçirdikten sonra eylem ve etkinliğe geçelim. Kararımızı kendimiz verelim. Karar verme özgürlüğümüzü, danışma adına kimseye vermeyelim. “Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz” atasözümüz de kulağımıza değil de aklımıza küpe olsun.

Başkalarının aklına güvenerek, sorunları incelemeden açıklamaya çalışmadan, gözlemler yapıp değerlendirmeden, farklı görüşleri hesaba katmadan yapılan tavsiye ve teklifleri uygulamaya kalkmak aptallığın ta kendisidir. Bilginin avutucu, oyalayıcı özelliği de vardır. Başkalarının bilgilerini bilerek, o bilgileri öğrenebiliriz. Aklına güvenirsek, yarı yolda kaldığımızda, pişmanlık türküleri söyleyip dururuz. Akıl, gönül ve vicdan gözümüzü parlatma zahmetine katlandığımızda; başkalarını verdiği akılla kafamıza darbeler indiğinde gözümüz açılır; ama artık çok geçtir. Başkalarının aklına hayranlık başka, o akla bağımlı hale gelmek başkadır. Aklın ürünlerine hayranlık duymak, insanlık borcudur, fakat başkalarının aklına bağımlı olmak, aklın acizliğidir. Son üçyüz yıldır, kendi aklımıza güvenmekten korktuğumuz, başkalarının aklına güvenmeye başladığımız açıktır. Sonucunu da çok acı tecrübelerle ulus olarak gördük.

“Para, insana akıl öğretir” derler. Doğrudur. Fakirin aklı da ekmek bulma peşindedir. Akıl alacak parası yoktur. Fakirin düşüncesi ekmekle ilgili bilgisinin daha açık seçik bilincine varmak, ekmeğe yönelik öğrenmelerini arttırmak, ekmek bulabilmeye ait kendi bildiklerinin farkına varmak için çıkarımlar yaparak zaman öldürür. gönlünden ekmek bulmaktan başka bir iş yapmayı geçiremez. Bu yüzden onun düşüncesini zenginler kolayca yönlendirebilirler. Bilim adamlarımız hem kendi bildiklerine, hem de kendi akıllarına güvenmediklerinde, ulus olarak çöküşe doğru gittiğimizin farkına varma zamanı çoktan gelmiştir. Paranın doğru dediği bilgi ve bilimler etrafta kol gezmeye başlayınca, aklımız başımıza gelir ama akılsız akıl olarak... Çok akıllı olan akılsızlardan ulusumuz çok çekmiştir. Lâf üreten akılsızlarımız, bulutlara bile söz dinletecek kadar ustalaşmıştır. Karnı tok olan aslanla oynamaya çalışan kuzunun dünya görüşüne göre düşünmeye çalışan akıllarla nereye kadar gidebiliriz? Başkalarının akıl otoritelerine kolayca boyun eğen, başka akılların verdiği görevleri yerine getirirken vicdanı sızlamayan bilginlerimiz, kendi akıllarıyla milletin akıllısı mıdırlar?

Nefesine güvenenlerin borazancı başı olduğu bir dünyada, aklına güvenenler, başarabilecekleri büyük işlere girişmekten korkmazlar. Başkalarının aklına güvenenler ise, fırsat ve imkânların geçip gitmesine göz yumar, sadece beklerler ve dahi beklerler. Duran taşlar gibi bekleyerek sorun çözmeye çalışırlar veya aç aslana akıl danışmaya giden tavşan gibi davranırlar. Yabancı uzmanların bilgilerinden mi faydalanalım yoksa onların akıllarına güvenerek rahat yataklarda düşüncelerimizi uykuya mı yatıralım?

Gevşek,tembel, sünepe ve uyuntu akılla, bir şey yapamayacak durumda olduğu halde, akıllı gibi görünmeye çalışan akıllara ne diyelim? Onlar o kadar çok ki!.. Ağızdan söz çalma ustaları arasında türküler çağırarak dolaşan geveze ve boşboğazın aklı, gerçekten akıl mıdır?..akıllıca davranamayan akla sahip olmak, akıllılık göstergesi kabul edilebilir mi? Kesin ve dürüst konuşmaktan kaçınan başkalarına güvenen birinin ummadığı işler başına gelince, aklı da başına gelir. Ağzımızdan girip burnumuzdan çıkarak bize akıl verenlerin aklına güvenecek olanlar, gerçekten akıllıca karar verdiklerinden nasıl emin olabilirler? Tatlı vaatlerle oyalandığını, uyutulduğunu, aptal yerine konduğunu anlayan biri, akılsızlığına yanmaz mı? Aklını akılsızlıkla itham etmez mi? “Akılsız başım!” diye dövünenleri görmüşsünüzdür. Başkalarının aklına uyduklarından dolayı kendilerini suçlar, yanıp yakılırlar. Ulus olarak “akılsız başım” demememiz için, düşman ağzı ile konuşanların verdikleri akıllara kulak asmamayı, yanlış sözleri yakalayacak akıl kodlarını iyice öğrenmemiz gerekir. Borçla yiğitlik yapmaya kalkanların, başkalarının akıllarına güvenenler olduğunu da bir kere daha hatırlayalım. Akıl, gül ağacı gibi her gelene eğildiğinde direncini kaybettiğinden eğilmeye alıştırılmamalıdır. Lafazan milliyetçiliğin yerini akıllıca bir milliyetçiliğin alması ne kadar akıllıca olur değil mi? Aklı çenesine inmiş olanlarla, sözü olmayan konuşkanların akıllarına akıl olarak bakılabilir mi? İnsanların akılları kadar anlayabileceklerini de söz arasında unutmayalım. Aklı başında olan akıllara saygı gösterenlere dil uzatmayalım. Aklı başından gitmiş olanın aklı olsa ne olmasa ne?.. Kendi sorunlarını başkalarının aklıyla çözmeye çalışanlar başkalarına yem olmaya hazır olmalıdırlar.

Bilgi ile aklını parlatanların akıllarını başkalarının aklıyla karıştırmaya kalkan akıl cücelerine tanımanın faydası çoktur. Aklın can suyu olan bilgiyi nasırlaştıran merkezlerden akıl alanların, dediklerini yapanların sonu ne olur? O acı son, hayal bile edilemez. Ham hayal ve ham tasarımlarla sokaklarda azgın boğa gibi dolaşanların akıllarını sorgulamak onların aklına gelir mi sanıyorsunuz? Akıl gittikten sonra delice davranışlar özgürlük alanını işgal eder. Zihnimizi zinde tutarak, kendi sorunlarımızla kendimiz baş edebiliriz. Zihnimizi sevince boğan bilgilerden zihnimizi yoksun bırakmak akıllıca bir strateji veya bir politika mıdır?

Ev sahibinin sakalını yolan misafir gibi aklımıza çorap örmeye gelenlerin aklına uymak akıllıca mıdır? Geçmişte olduğu gibi günümüzde de bilim adamlarımızı korkutma politikası aynı şekilde devam etmektedir. Gördüğü, bildiği gerçekleri söylemesi yasaklanan başkalarının akıl ürünlerini eserlerine almak zorunda bırakılan, kendi aklını kullanmaması için her türlü önlem alınmış olan birisinin kendi aklını kullanma cesareti kalır mı ki! Kaldıysa ondan mutlaka kuşku duyulmalıdır. Akıl bunu gerektirir. Akılları ve zihinleri paslandırıcı, cilasını bozucu bilgilerle akıl akıl olduğunu nasıl anlayabilir? İlişkiler kurmayı öğrenmeden, sistemli bilgi yapıları oluşturması için akılları zorlamak akıllıca mıdır? Siyasi sorunlarını rakiplerinin akıllarına havale ederek çözmeye çalışanlar kendi akıllarını kendi elleriyle boğma becerisi gösterenlerdir.

Türk milleti artık kendi aklına, akıl ürünlerine, akıl ürünü ortaya koyanlara güvenmek istemektedir. Başka akılların ürünlerini pazarlayanları, onların acenteliğini yapmayı marifet sayanları, başka akıllara kul köle olanları şüphe ile karşılamayı öğrenmiştir. Kendini aldatanları tanıyacak kadar bilinci uyanmış ve açılmıştır. Türk yeter ki kendi aklına güvensin. Gerisi hiç sorun değil. Başkaları işe burnunu sokmasın yeter. Çünkü “eşek çamura düşmüş, kendinden güçlüsünü bulamamış.” diyor atalarımız.


kemalcapraz@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002