Kasım 2008

Ö T E S İ

 

25.08.2019 



Pusula

 
Bayram Akcan

Kendine Gelmek –2-


Ne yazık ki millet yada herhangi bir bölge bir yana aynı cadde üzerinde yürüyen insanlar arasında bile din, ahlak, namus, vatan gibi ortak ölçülere sahip bir anlayış bulmakta zorlanıyoruz. İnsanoğlu önce Tanrı’yı öldürdü, şimdi de insanla birlikte insanlık can çekişiyor. Elbette ki inanan insanlar için Tanrı ölümsüzdür fakat insanın öldürdüğü şey aslında kafasındaki Tanrı inancıydı. Bu inanç ona durmadan kontrol altında tutulduğunu, uyması gereken bir takım kuralların olduğunu, yaptıklarından mesul olduğunu ve yaptıklarının karşılığını bir gün muhakkak alacağını söylüyordu.

Geçen ayki yazımıza bu ay da devam etmeği uygun gördük. Çünkü günümüzde yaşanılan şahsiyet ve kimlik bunalımı herkesi yakından ilgilendiriyor. Ne yazık ki millet yada herhangi bir bölge bir yana aynı cadde üzerinde yürüyen insanlar arasında bile din, ahlak, namus, vatan gibi ortak ölçülere sahip bir anlayış bulmakta zorlanıyoruz.
İnsanoğlu önce Tanrı’yı öldürdü, şimdi de insanla birlikte insanlık can çekişiyor. Elbette ki inanan insanlar için Tanrı ölümsüzdür fakat insanın öldürdüğü şey aslında kafasındaki Tanrı inancıydı. Bu inanç ona durmadan kontrol altında tutulduğunu, uyması gereken bir takım kuralların olduğunu, yaptıklarından mesul olduğunu ve yaptıklarının karşılığını bir gün muhakkak alacağını söylüyordu. Elbette ki Tanrı varlığının inancı ölünce, şahsiyetlerin yerini bireyler, cemiyetlerin yerini yığınlar, ilahi hükümlerin yerini ihtiraslar, kutsi arzular yerini şehvani istekler almaya başladı. Tanrı ölünce, insan kendine yeni bir ilah aradı ve sonunda fazla gayret göstermeksizin onu çok yakınında buldu: Madde. Anlık menfaatlerin ardına düşen insanoğlu, kendine bir anlık mutluluk verecek şeyleri ilah gibi gördü. Ona ulaşmak için gece gündüz, bitmek tükenmez bir enerjiyle çalıştı çabaladı. Bu adı konmamış din adına yapılan bütün olağanüstü çabalar cihad gibi kabul edildi. Ona giden, ona ulaşan her şey mubah. Bu yeni inancın kuralları da gayet basitti. Ne şekilde olursa olsun azami tatmin, azami mülk edinme, azami kâr. Bir söz vardır: “Siz hayatta en çok neyi seviyorsanız mabudunuz (Tanrınız) odur, yine siz en çok neden korkuyorsanız yine mabudunuz odur” diye. Lütfen bu sözün manasını bir müddet düşününüz ve kendinize sorunuz: “Acaba ben en çok neyi seviyor ya da en çok neden korkuyorum” diye. Eviniz, işiniz, eşiniz, arabanız vs... Vereceğiniz yanıt sizin vicdani kanaatinizdir. Gerçek en fazla sevilmesi gereken şeyi sevdiğinizden emin misiniz?
Bir diğer önemli mesele de “Başkası ne der?” sorusunu sormamızdır. Bu soruyu günlük hayatında kendi kendine sormayan insan sayısı çok azdır. Akılımızın bir köşesinde bu soru durmaktadır ve hayatımıza yön vermeye başladığımız andan itibaren bu soru kendiliğinden belirir. Halbuki burada şu soruyu da kendi kendimize sormamız gerekmektedir: “Ben kendi aklıma ve vicdanıma danışmam gereken şeyi neden başkalarının isteklerine göre ayarlıyorum.?” Kendi kendinin şuuruna erememiş, sağlam bir ahlak ve imana sahip olamamış, hayatın özünü kavrayamamış, dışardan edindiği kırık dökük bilgilerin analizini yapmaktan uzak ve kitle kültürünü bir dinin âmentüsü gibi gönlüne yerleştirmiş her insan muhakkak davranışını başkalarına göre düzenlemektedir. Bunun nedeni kendini kabul ettirmek, nefsini tatmin ederek dışlanma korkusunu üzerinden atmaktır.
Kendine gelemeyen insanlar bir sürüyü andırmaktadır. O kendi yolunun yani inancının değil, başkaları tarafından çizilen yolun takipçisidir. Hakikati kendi mantık süzgecinden geçirmek için bir gayret sarf etmez. Nasıl olsa başkaları onun yerine düşünüp, karar vermektedirler. O aslında cemiyet hayatında bir şahıs olamamıştır. Şahıs şahsiyet sahibi insan demektir. Şahsiyet sahibi insanı da inançları, vicdanı, ahlak ölçüleri vs. yönlendirir. Bu insanlar şahıs olamadıklarına göre nedir o halde? Bir ferttir.
Günümüzde ne yazık ki aşk kelimesi bile bizden o kadar uzak, o kadar sathi ve bir o kadar da ruhumuza yabancı. Bu 21. yüzyıl insanı kendi gündelik şehvet, hevâ ve ihtiraslarına kısacası nefsinin isteklerine aşk ve bu yolda gayret gösterene de âşık adını veriyoruz. Bu yüzden bu yüzyılda bunun farkına varan bazı insanlar aşkı kelimesinin önüne gerçek sıfatını kullanma ihtiyacı hissediyor. Eğer bizim söylediğimiz gibi eğer aşk kavramı bu denli bozulmaya uğramış olmasaydı aşk kelimesinin önüne bir sıfat koyar mıydık? Aşk basit bir duygu mudur? Heves, ihtiras veyahut şehvet aşkın yerini alabilir mi? Mevlâna Hazretlerine isterseniz bir kulak verelim: “İnsaf et, aşk iyi bir iştir. Bozukluk varsa, kötü huylu yaratılıştadır. Sen şehvet ve arzularına aşk adını veriyorsun! Halbuki şehvetten aşka giden yol çok uzundur.” Yine günümüzde herhangi biri için söylenen falanca çok namuslu ya da ahlaklıdır sözünü söylememiz namuslu ve ahlaklı kişilerin toplumda az sayıda bulunmasından ileri gelmektedir. Demek ki; namussuz ve ahlaksız insanlar çoğalmıştır. Bu çok üzücüdür. Namuslu ya da ahlaklı olmak birer meziyet halini almıştır. Halbuki bunlar birer meziyet değil tabii bir hal olmalıdır. Kimse çok namuslu ya ahlaklı değil, herkes namuslu ve ahlaklı olmalıdır.
Kısaca anlayacağınız, ne aşklarımız aşk, ne de değerlerimiz büsbütün manevi iklimin bir eseridir. Ama bu milletin içerisinde nice gönül erleri vardır, çevresini bir güneş gibi aydınlatmakta, ulvi değerlerin taşıyıcılığını sürdürmektedir. Ümidimiz onlardır ve onların yetiştireceği gençliktedir.
Her milletin tarihinin bir şahsiyet ve kimlik bunalımı olur. Bugün de vardır ve yarın da olacaktır. Önemli olan onu mümkün mertebe hafif yaralarla atlatabilmektir. Türk milletinin içerisinde nice büyük cevherler vardır ki işte onlar bu milletin aydınlık geleceği, bizim de yegane ümit kaynağımızdır.


bayramakcan@mynet.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002