Kasım 2008

Ö T E S İ

 

18.11.2019 



Gerçek

 
Özdemir Özsoy

Yabancılaşma


Yabancılaşma denilince birçok insanın aklına “kopukluk”gelir. Kendinden kopma, (kişiliğinden uzaklaşma) halkından kopma eğilimlerinin belirgin hale gelmesi şeklinde düşünülür. Bir toplumda kurnazca “köşeyi dönmek”, emek ve çaba harcamadan “çağ atlamak”marifet sayılıyorsa orada bir yozlaşma başlamış demektir.

Çünkü ahlak değerlerini yok sayarak servet sahibi olmak kimseye onur kazandırma.
“Ben zengini severim”gibi bilgisizce söylenmiş sözler değil “beni ilimle zenginleştir”diye dua edenler beğeniliyorsa ancak o zaman, o toplumda erdemli insanların sayısı artıyor demektir.
“El kasibu habibullah”deyimini yanlış yorumlayıp birikim (müktesebat) kelimesini “servet”olarak anlamak bir aydın için ayıptır. Ama yakın geçmişte devletin önemli mevkilerinde bulunanlar milletin şuur altına bu yanlış kavramları işleme yolunu seçmişlerdir. “Efendim dünyanın her yarinde yolsuzluklar olur”diyerek halkın sömürülmesini doğal göstermişlerdir, umursamaz bir tavır takınmışlardır.
Bir ara ülkemizde bir globalleşme hevesi başladı. Sanki bir yeni buluş gibi... “arkadaş, dünya küreselleşmeye gidiyor, çağdaşlık bunu gerektiriyor”diyenler çoğaldı. Sanki dünya zaten küre değilmiş (glob değilmiş) gibi. Halbuki bu ortaçağda bile biliniyordu.
Bu globalleşme furyasında aydınların yabancılaşması daha belirgin bir hal aldı. Ülkenin hiçbir meselesini dert edinmemiş bazı bezirganlar herkese akıl öğretmeye başladılar. Bu arada bilimsel (!) konuşanlar, sanki kimsenin bilmediği şeyleri söyleyenler çıktı. Dediler ki “Her iktisadi düzen kendi sosyal yapısını getirir. “İyi getirir de senin buradaki rolün ne? Oyuncu musun, yapımcı mısın, yoksa her zamanki gibi yalnızca seyirci misin?
Oyunun sonunda bakıyorsun fatura sana çıkmış. Tükenmiş gitmişsin; ne iktisadi bağımsızlığın kalmış ne de siyasi... Birtakım boş sloganlarla kendini avutacak duruma düşmüşsün. Ülkücü düşünürlerin ömrünü verdiği değer yargıları ziyan olup gitmiş.
Bir küme, (matematikte de böyledir) ihtiva ettiği elemanların nitelikleriyle tanımlanır. Sonra da –zamanla- elemanlar o kümeye mensup olmakla kişilik bulma yoluna giderler. (intisap şuuru asabiyet haline dönüşür) ne var ki bu elemanların bazılarının o grup adına, tümüyle farklı görüşleri savunduğu çok görülmüştür. Sosyal yıpranma böyle başlar. Onun için, bazı düşüncelerinde benzerlik var diye ya da ortak hedeflere kilitlendiler diye duyguları, töreleri farklı kişilerin her konuda birlikte hareket etmesini beklemek yanlış olur.
Psikolojik şartlanma yoluyla bilinç dışı husumete itilebilenler yine benzer metodlarla aynı doğrultuya getirilebilirler. Hatadan kaçınmak gerekir; pozitif de olsa, negatif de olsa...
Burada anlatmaya çalıştığımız şey, ön yargıların kötülüğüdür. Bu peşin hükümler aydınlanmayı önler. Aydınlanmayan da aydınlatamaz. İşte yabancılaşmanın temelinde bu vardır. Bir çeşit panik, kaçış. Kendinden ve toplumun değer yargılarından kaçış.
Öte yandan, insanın kendini yabancı hissetmesi bir yalnızlık duygusunun su yüzüne çıkması olarak düşünülebilir. Yabancılaşmanın temelinde kendine olan güvenin yitirilmesi sorunu da vardır. Kişi özgüvenini kaybetmediği sürece içinde bulunduğu toplumun değer yargılarını da hafife almaz. Ancak burada gözden kaçırmamamız gereken mesele şudur. Toplumun geniş katmanları, özellikle merkezden uzak düşmüş gruplar, aşırı çevre hızından doğan “sürtünme kayıpları” sebebiyle niteliklerini yitirmeye başlamışsa, benliğini korumakta direnen bireyleri, “yabancılaşmış” olarak görmek büsbütün yanlış olur.
Yabancılaşmış aydın, ülkesindeki gelir dağılımı bozukluğunun tehlikeli bir duruma gelmesini umursamaz. Sosyal güvenliği sağlanmadan çalıştırılanlar onu hiç ilgilendirmez. İşsizlik yüzünden çok düşük ücretle çalışmak zorunda kalanları görmezlikten gelir. Ucuz işgücü satışını yabancı sermaye girişi olarak görür ve alkışlar.
İşin daha kötüsü, soydaşlarının yaşadığı stratejik bölgelerin peşkeş çekilmesinden sıkıntı duymaz. Yeter ki o da doğrudan ya da dolaylı olarak komisyon alsın.

Onun için “aydınların yabancılaşması”deyimi hiçbir zaman kulağa hoş gelmemiştir. Kendisini insan yapan gelenek ve ahlak kavramlarından soyutlanmış, milletine yabancı düşmüş bir kişi nasıl aydın olarak nitelendirilebilir ki ?


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002