Kasım 2008

Ö T E S İ

 

18.11.2019 



Evrak-ı Perişandan

 
Doç. Dr. Fethi Gedikli

Teröre ad mı istiyorsunuz


Kasım ayının yarısından sonra İstanbul’da meydana gelen iki ikiz terör eylemi, ülkemizin karşılaştığı bugüne kadar ki en ciddi meydan okumalardan birini oluşturuyor. Bu aynı zamanda küresel tedhişin ulaştığı yeni bir aşamayı işaret ediyor. Bu korkunç saldırıları şu veya bu şekilde haklı görmek ve göstermek mümkün değildir. Bunları şiddetle kınadığımızı belirtmek borcundayız; insanlık da Müslümanlık da bunu gerektirir. Hiç bir düşünce, ülkü masum insanların ölümünü meşrulaştıramaz. Bu bakımdan, kime yönelirse yönelsin, hangi dinden, soydan insanları hedeflerse hedeflesin hiç tereddüt etmeden her türlü tedhiş eylemini ve İstanbul’da yapılan bu son terör eylemlerini şiddetle kınıyoruz.

Terörü haklı görmemek gereklidir fakat işi burada bırakmanın doğru olmadığını tespit etmek lazımdır. İnsanları kendi varlıklarını yok edecek, canlarını verecek kadar kararlı ve inançlı bir tedhiş hareketine yönelten düşünce tarzını ve buna yol açan ve besleyen şartları ve ortamı da çözümlemek lazımdır. Bunun niçin gerekli olduğunu merak edenlere verilecek yanıt basittir: Böyle saldırıların bir kez daha meydana gelmesini engellemek.

Bu çözümlemeye belki terörün tanımıyla başlamak gerekir. Acaba terör nedir? Biliyoruz ki herkesin ve her devletin üzerinde uzlaştığı tek bir terör tanımı yoktur. Kabul edilmiş terör tanımlarını, bu tanımları benimseyenlerin menfaatleri belirlemektedir. Oysa terörün ne olduğunu herkesin uzlaştığı bir şekilde tanımlayabilirsek, ardından kimlerin bunu gerçekleştirebileceğini de sorabiliriz. Acaba sadece belli şahıslar veya insan öbeklerinin yaptığı tedhiş hareketlerine mi terör denecektir? Öyleyse bazı devletlerin yaptığı büyük insanlık dışı uygulamalara ne diyeceğiz, bunlar sırf devletler tarafından ika edildiği için meşru ve hukuk içi mi görülecektir? “Devlet terörü” diye bir şey var mıdır? Bu soruların enine boyuna tartışılması, irdelenmesi, eşelenmesi acil bir ihtiyaçtır. Bunlara geçerli cevaplar bulmaktan daha önemli ve anlamlı olanı ise böyle bir çaba içinde olmaktır. Bu çabayı bütün insanlardan beklemek hakkımızdır.

Bu yolda ilerlemeye devam edersek şu soruları da sorabiliriz: Uluslararası hukukta bir meşruiyet aramadan Amerika ve İngiltere’nin kendi yanlış ve sahte iddialarına dayanarak giriştikleri Irak savaşı ve ardından bu devlet ülkesinin işgali, adalet duygusuna sahip Doğudaki ve Batıdaki hatta işgalcilerin kendi vatandaşları olan insanlar nezdinde bile nasıl bir yankı bulmaktadır? İnsanları öldürerek özgürleştirmeyi savunmak insanlığa hakaret etmek değil midir? Irak’ta veya Afganistan’da öldürülen Amerikalı, İngiltereli ve diğer ülkelerden gelen askerlerin ve insanların adlarını ve sayılarını biliyoruz. Fakat savaş başladığından ve bitti denildiği zamandan bu güne kadar kaç Iraklı askerin ve kaç sivil Iraklının öldüğünü bilmiyoruz. İsimlendirmeye ve saymaya değer bulmadığınız insanları özgürleştirmeye değer bulduğunuzu bize nasıl inandıracaksınız? Daha geçen hafta Irak’ta Amerika 46 Iraklı direnişçiyi bir ağızda öldürdüğünü açıkladı. Buradaki rakamlandırmanın amacı, ne kadar çok kötü, pis, yaşamaya değmez insanın hayatını yok ettiğini kendi kamu oyuna askeri bir başarı olarak sunmaktır. Bu haberi gördüğünüzde, orada, yakınınızda yanlış bir şeylerin olduğu hususunda hiç şüpheniz kalmıyor. Çünkü bu kadar çok insan artık iki ordu arasındaki savaşta ölmüyor; terör saldırılarında ölüyor. Eğer siz olaya karışanla karışmayanı ayırt etmiyorsanız, işlenen suçla orantılı bir cezalandırma siyaseti gütmüyorsanız; bu noktalarda bir aşırılık ve hukuk dışılık içindeyseniz başarılı olmanız, netice almanız mümkün olmadığı gibi, insanlığın adalet duygusunu inciterek yeni düşmanlar yaratıyorsunuz demektir. Çağdaş ceza hukukunun en temel kuralı cezaların şahsiliği ilkesidir. İsrail gibi ve şimdi Amerika’nın Irak’ta yaptığı gibi, suçlu ilan ettiğiniz bir kişinin ailesini, etrafını da cezalandırmak sonu gelmez bir öç duygusunu da beraberinde getirir. Bu karşı tarafı daha fazla şiddete yöneltir. Bu şiddet de tekrar muhatabının şiddete başvurma güdüsünü kamçılar ve ortaya bir kısır döngü çıkar. O bakımdan devlet dediğimiz hukuki yapıların soğukkanlı, heyecansız, akıllı ve adil uygulamalar içinde olması şarttır. Devletler örgütlerin katılığına, acımasızlığına, hukuk tanımazlığına sahip olamazlar, olmamalıdırlar.

İşin bir başka boyutu Batının dünyanın geri kalanının zenginliğini ölçüsüz bir şekilde sömürmesinin artık sona erdirilmesi gerektiğidir. Batı ile dünyanın geri kalan kısmı arasında çok ciddi bir gelir dağılımı adaletsizliği yaşanmaktadır. Batı dünyası dışındaki yoksul insanlar, çok kötü şartlarda ve Batıdaki hemcinslerine nazaran çok çok daha fazla çalışmakta olmalarına rağmen sefil vaziyetten kurtulamamaktadır. Batının sattığı her şey çok pahalı ve fakirlerin bütün kaynaklarının yine Batıya akmasını sağlayan değişmez bir mekanizma var. Bu gene böyle devam edebilir ama az önce değindiğimiz gibi bunun “ölçüsüz değil ölçülü” olması gerekir. Aksi halde, Markscı ifadesiyle söylersek, zincirlerinden ve yoksulluğundan başka kaybedecek bir şeyleri olmayan insanların yaşamaları anlamsızlaşır ve bunların intihar bombacılarına dönüşmeleri belli devletlerin insanlığın adalet duygusunu hiçe saymaları ile birleşince ortaya insanlık dışı manzaralar çıkar. “Terminatörler”=”Yok ediciler”in Afganistan’ı ve Irak’ı haksız ve insafsızca en gelişmiş silahlarla bombalaması ve oraların halklarını yok etmeye yönelmesi, keza adeta Filistinlileri yok etmeye ahdetmiş görünen Şaron’un politikaları insanlarda bir travma, bir yıkıntı ve yıkılmışlık hissi yaratıyor. Bu büyük bir sıkışmışlık duygusudur. Öyle anlaşılıyor ki yoksulluk ve adaletsizliğin kuşattığı bu sıkışmışlık duygusu içindeki insan, ölmeyi içinde bulunduğu bu sıkıştırılmışlığa yeğliyor. Ben bunu sıkıştırılmış bir kedinin insiyaki saldırılarına benzetiyorum. Burada insiyakiliğin altını çizmek isterim.

Bütün bu mülahazalarla birlikte bir kere daha terörü kesinlikle ve her türlüsüyle, ne amaçla yapılırsa yapılsın, nereden gelirse gelsin ve kime yönelik olursa olsun tel’in ettiğimizi ve çıkar yol olmadığını açıklıyoruz. Terörün insanlık dışı olması yanında ve ilave olarak bu yolla alt edilmeye çalışılan düşman, Mısır veya Suudi Arabistan, ise uluslararası sistemin iyice pençesine düşüyor, Amerika, İsrail, İngiltere veya başka bir ülke ise daha da saldırganlaşarak bütün insanlığı hiçe sayarak işlediği zulümleri artırıyor. O bakımdan, adaletsizlik dediğiniz, devlet terörü dediğiniz, hukuksuzluk dediğiniz veya haksızlık dediğiniz bir durumu düzeltmek istediğinizde, düşmanın bir tuzağı olan terör tuzağına düşmemek gerekir. Bu saydığımız insanlık onuruyla bağdaşmayan hallerle mücadale etmenin daha etkili, masum insanlara zarar vermeyen, savunduğunuz değerleri “değersizleştirmeyen”, başvuranı insanlıktan çıkarmayan şekilleri vardır. Bunlara genel bir kavramlaştırmayla sivil itaatsizlik diyoruz. Bu yolun etkili ve netice alır bir yol olduğunun sağlaması, Gandi’nin Hindistan’da İngilizlere karşı verdiği soylu mücadele ile yapılmış bulunmaktadır.

Cepheyi genişletmemek, adaletsizliği sadece bir dine ve mensuplarına değil, bütün insanlığa yapılmış kabul ederek Doğuda olsun, Batıda olsun bütün dinlerden ve ırklardan insanlarla diyalog kanalları açık tutulmalı, mücadelenin ortak insanlık değerleri ve ülkülerini korumak ve gerçekleştirmek olduğu unutulmamalıdır. Terörle mücadele iddiasında olduğunu söyleyen devletler ve kurumların da insanları anlattığımız bu sıkıştırılmışlığa kıstırmaktan bir an önce vaz geçmesi zorunludur.


fethigedikli@ixir.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002