Kasım 2008

Ö T E S İ

 

18.11.2019 



Göğe Merdiven

 
Aybars Fırat

Çelik çomak müsabakaları


Gazetemizin geçtiğimiz sayısında yayınlanan "Bir Kavramlaştırma Denemesi" başlıklı yazımda, bugün için, değerlendirmediğimiz bir değerimizi işlemeye çalışacağımı haber vermiştim. Hatta, zenginlerimize bir çağrıda bulunmuş ve bu yazımı okumalarını salık vermiştim. Gündemin süratle değişmesine, terör olaylarına bakmayarak verdiğim sözü tutacağım.

Hem ne de olsa sel gider, kum kalır. Terörü yüzlerce kişi konuşur, yazar. Biz, yok olup giden, işlemezsek uçup gidecek değerlerimize bakalım: "Küçük şeyler yapalım!" Milletimizin evlatları teröre kurban gitse de, elimizden giden kültürümüze, arada sırada bakmakta sonsuz faydalar vardır diye düşünüyorum.
Kullanamadığımız, kıymetini bilmediğimiz, değerlendiremediğimiz değerimizi, zenginliğimizi birazdan okuyunca, şöyle bıyık altından hafif bir tebessüm sarkıtacağınızı görür gibiyim. Dünya çapındaki bu değerimizi merak etmişsinizdir: Evet, bu müthiş zenginliğimiz, hepimizin yakından bildiği Çelik Çomak Oyunu'dur. Güldünüz değil mi? İşin tuhaflığı da burada yatmaktadır.
Hepimizin çok iyi bildiği, ama kullanmadığımız, dönüp bakmadığımız bir zenginlik! Kutadgu Bilig'den şöyle bir mısra hatırlıyorum: "Bilgi denizin dibinde bir inci gibi durur. Kişioğlu inciyi denizden çıkarmazsa ha inci olmuş ha çakıl taşı!" Bildiğimiz bir çocuk oyunu çelik çomak. Ama onda ne büyük bir cevher olduğunu görmüyoruz. Ben fakir, bunu size göstermeye çalışacağım. İngilizler, bizim Anadolu'da, mesela Bolu'da Hülü olarak bildiğimiz, oynadığımız Golf oyununu Hindistan'da görüp ülkelerine taşıdılar. Yine Atlı Polo Oyunu'nu ülkelerine taşıdılar. Bu oyunlar için takımlar kurdular. Kurallarını belirlediler, oyunun özelliğine uygun kıyafetler buldular. Turnuvalar düzenlediler. Spor tarihçileri, bu arada Özbay Güven Hoca ne der bilemem ama bizim değerlerimizi işleyip geliştirdiler. Elmasın topraktan çıkarılıp işlenmesi gibi bir şeydi bu.
Bizim bir değer atfetmediğimiz, çoluk çocuk oyunu olarak gördüğümüz Çelik Çomak da bu türden bir elmastır. Ele alıp geliştirilmesi son derece kolay, milli durumunu halkaralık duruma getirmesi mümkün bir oyundur. Çelik Çomak Oyunu'nun, Türkiye çapındaki ve Türk Dünyası'ndaki çok az farklı oynanışlarını ele alıp bir güzel inceledikten sonra kısa bir zamanda kurallarını belirleme imkanı vardır. Kuralları belirledikten sonra oyun mekanları bulmak, sahayı belirlemek gerekmektedir. Bu oyun için başlangıçta çok büyük ve çok şatafatlı sahalar gerekmiyor. İleride şüphesiz adına turnuvalar düzenlenen, ligler kurulan bir spor haline geldikten sonra elbette özel sahalar yapılabilir. Bunu mimarlarımız düşüneceklerdir. Bizim şimdi düşüneceğimiz şey, oyuncu sayısı, temel kuralları, oyun için gerekli malzemelerin (Çelik ve Çomak'ın) şekli şemali olacaktır.
Bir de bu oyunu adam gibi oynayacak iki gösteri takımına ihtiyaç vardır. Köylerimizde kahvelerde pinekleyen gençlerimiz, bu oyun için mükemmel takımlar kuracak yetenektedirler. Gelecekte usta yarışmaları yapılırken bu kardeşlerimiz, olağanüstü takım değiştirme paraları alacağı için, bu heyecana kapıldıktan sonra talihleri değişecektir. Kendisine yabancı birçok sporu saatlerce görmek zorunda kalan halkımızın, milli sporlara gösterdiği ilgiyi görenler bilir ki, Çelik Çomak sporuna yatırım yapacak olan zenginlerimiz asla zarar etmiyeceklerdir. Oyun için gerekli giyim kuşam, malzemeler, ayakkabılar (Kaşkai Çarığı), saha ve televizyon reklamları, programlar, konuyla ilgili basın organları (Mesela at yarışlarından bahseden güazeteler gibi Çelik Çomak'tan bahseden gazeteler çıkarmış!) zenginlerin iştahını kabartmaya yetecek boyuttadır. Kendisine ait dernekleri, basını, ligleri olan, önce Türkiye çapında yerleşen, sonra dünya çapında bir oyun olan Çelik Çomak, kasalarına su gibi para akıtacaktır. Yeter ki bu konunun boyutlarını gözlerinde canlandırabilsinler. İngilizlerin iki yüz yıl önce yaptıklarını biz niye yapamıyalım; Milli bir oyunumuzu, tüm insanlığa mal etmeyelim? Çelik Çomak Oyunu öncelikle bir savaş oyunudur. İnsan dikkatini en üst noktaya çıkartan, fevkalade güzel bir oyundur.
Çeviklik, cesaret, sürat.. spor olarak ne isterseniz içindedir. Çocukluğumda 25-30 yaşlarındaki gençlerin bu oyunu zevkle oynadıklarını, hem de iddialı bir şekilde oynadıklarını biliyorum. Kaybedenlere verilen cezaları hatırladıkça katıla katıla gülerim. Bir defasında yenilenler, öteki takımı sırtında taşımış, bir yandan da merkep sesi çıkarmakla cezalandırılmışlardı. Bu oyunun çok az da olsa tanınmasıyla müthiş bir cazibe merkezi olacak bir spor koluna dönüşeceğinden hiç kuşkum yok. Herkesin yapabileceği, her yaşa uygun bir bir spor olduğu kesindir. İlgi gösterilmesi halinde çok kısa bir zamanda kalkınacağı da şüphesizdir. Ben, bu yazımı okuyan öğrenci, öğretmen, işçi, köylü kardeşlerimin, sahi neden biz bir takım kurup bu oyunu oynamıyoruz diye düşüneceklerini ve harekete geçeceklerini görür gibiyim. Hiç olmazsa oyunun nasıl oynandığını, kurallarını, oyunla ilgili bilgilerini (adresime veya turkcocukoyunları@yahoogroups.com adresine ) göndereceklerini, oynayacakları teşvik edeceklerini, bir müsabaka duyduklarında da koşa koşa gideceklerini düşünüyorum. Arayıp, "Kardeşim ben bu konuyla ilgileniyorum, gel görüşelim!" diyen babayiğit bir devlet adamı veya iş adamı çıkar mı? orasını bilemem! Aynı şekilde, batılıların gördükleri zaman akıllarının şaştığı Gökbörü, Kökbar, Oğlak veya Buzkaşi Oyunu'nun da dünya çapında müsabakaları yapılabilir. En azından Türk Devletleri arasında bu ve benzer milli sporlarımızın karşılaşmaları yapılabilir diye düşünüyorum. Bu çalışma, dünyada bir spor turizmi varsa, ona yeni bir boyut getirecek bir çalışma olacaktır. Sonuçta devletimiz ve milletimiz için çok kârlı bir iştir.
Türkiye'de olmasa bile Tataristan'da, daha başka coğrafyalardaki kardeşlerimiz arasında bu fikri icra safhasına sokmaya çalışan birçok aydın olduğunu biliyorum. Yine, dünyada milyonların seyrettiği satranç müsabakalarını solda sıfır bırakacak bir oyunumuz var ki adı Dokuz Korgol'dur, Kasparov bile bu oyunun ustasına yenilmiştir. Bizde ne zenginlikler var da haberimiz yok! Söyleyiniz; Milletimizin onca zenginliğine, gelişmiş yönlerine rağmen, hiç ilgilenmediğimiz yönlerinden söz etmek sizce gereksizlik mi? "Elimizdeki varlıkları, zenginlikleri değerlendirmek için, mevcut insan, malzeme ve bilgileri elden geçirerek kurumlaştırmaya, yeni biçim vermeye, geliştirmeye çalışmıyoruz." fikrimde ısrarlıyım. Aksi olsa, herkes işin bir tarafından tutsa ne güzel olurdu! Ne dersiniz; Bir gün televizyonlarımız, Futbol'un yanında Çelik Çomak Yarışmalarından, Oyuncularından bahsedecekler mi?


aybarsfirat@yahoo.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002