Kasım 2008

Ö T E S İ

 

09.12.2019 



Ölçü

 
Cem Sökmen

Kendisinden vazgeçen Türkiye


Aydından bahsedebilmek için her şeyden önce kendine güveni olan, kendi kimliğini yaşayan ve yaşatan bir kültür çerçevesinin,bir ortak kıymetler nizamının bulunması gerekir. Herşeyin başı kimliktir. Kimlik, insanın hayata bakışına, yaşayışına kaynaklık eden bir inanç ve bu inanç etrafında kurulan bir değerler sistemi veya dünya görüşü ile varlığını ifade imkanı bulur.

Bin yıla yakın bir zaman İslam medeniyetinin mümessilliğini yapmış olan bir milletin kültür ve kimlik meseleleri muhakkak bu bin yıllık tecrübeye dayanarak halledilmelidir. Böyle bir milli tecrübenin, hafızanın derin bir biçimde incelenmesi, araştırılması gerekirken bizim bu birikime karşı olan tavrımız hazindir. Kültürde kesiklik, kopukluk olmaz, devamlılık esastır. Ve milletler geçmiş tecrübelerini esas alarak, onlardan faydalanarak bugünlerini ve geleceklerini kurarlar. Cemil Meriç; "Yaşamak, muhafaza ederek değişmektir" , diyor. Buradaki muhafaza etmek hayat üslubunun omurgasını oluşturan bir takım kıymetleri konserve etmek değildir. Kendisine kadar getirilen kültür birikiminin şuurunda olmak, onu canlı tutmaktır. İnsanların hayatı yaşarken karşılaştıkları meseleler hep bu tecrübelere dayanan sivrilmiş ölçülere vurularak halledilmeye çalışılır. İnsan bağlandığı ölçüleri ruhunda sağlam bir yapıya oturtabilirse bu ölçülerin meydana getirdiği bir örgüyle hayat nizamını kurar.

Bizim medeniyetimiz, temsilcisi olan insanların kendilerine kadar gelmiş olana, o köke bağlı kalarak yeni bir şeyler ekleyememelerinden ötürü durgunluğa girmiştir. Oysa ki şahsiyetin ortaya konulmadığı yerde, tekamül gerçekleştirilemez. Bununla birlikte kültür canlılığını kaybettiği için dayandığı temeller, gelecek nesillere sağlıklı bir biçimde aktarılamaz. Kelimelerin manaları yaşanan kültürün çerçevesinde yüklenir. Yaşanabilirlik ortadan kalktığında kullanılan bir çok kelime kafalardaki mana yükünü kaybetmeye başlar.

İnsanın, yani düşünen bir beynin, hisseden bir ruhun bulunduğu yerde, burası ulaşabileceğimiz en son noktadır, demek kendi kendini tahribi başlatır. Gerçek kültür ortaya bir insan modeli koymaktır. Bu insan modeli kendine has bir zihniyeti kurup canlandırdığı, orijinalliği aradığı ölçüde muvaffak olacaktır. Hayatımızda kullandığımız ölçüler zaman içinde denene-yaşana elde edilen tecrübenin süzgecinden geçerek kendilerini kabul ettirirler.

Bizim Batı ile olan mücadelemizde "müşahhas" kırılma noktası olan Tanzimat Fermanı'nı hazırlayan zihin yapısı nasıl oluşmuştu, bunun üzerinde derinlemesine düşünmek gerek. Bütün bir Batı dünyasına karşı İslam medeniyetini temsil eden devletin yönetici zümresi nasıl olup da bu kadar kendilerine güvenlerini kaybettiler ve bizi kurtaracak tavrın Batı'ya benzemek olduğuna hükmettiler? Medeniyet temsilciliği gibi bir mesuliyet ve böylesine sarsıcı bir zihniyet kırılması nasıl bir arada bulunabilir? Batı'nın sağladığı ilmi ve teknolojik gelişmeyle evvela yönetici zümrenin karşılaşması ve buna karşı ortaya orijinal bir şeyler koyamamaları onları böyle bir tavra itmiş olabilir. Onların vazifesi, milli kimliği koruyacak biçimde meseleleri ele almak ve kendilerinin yaşadığı sarsıntının milletin çoğunluğuna yayılmasını engellemekti. Böyle bir kendine güven kaybı, ümitsizlik topluma yayıldığında zihniyet kırılması çok sert şekilde hissedilecekti. Ama ne yazık ki onların büyük bir kısmı Batı'nın gelişmesinin ardında yatan sebepleri araştıracak yerde, görerek taklit edebilecekleri bazı sonuçlara saplanıp kaldılar. 150-200 yıllık maceramız "Batının, insanlığın ulaşabileceği son merhale olduğu" fikrine bağlı "kesin inançlıların" çoğalmasının önüne geçemedi. A. Toynbee "Türkiye eğer Batı uygarlığına geçebilirse dünyada medeniyet değişikliğini gerçekleştirebilmiş ilk ülke olacaktır", diyor. Toynbee bu satırları herhalde gülerek yazmıştır. Kimliğin, kültürün, temel değerlerin, kendine haslıkların manasını bilen bir insan meseleyi anlamakta zorlanmaz. Benim bir dilim, bir kimliğim varsa ben onu yaşamaya geliştirmeye çalışırım. Eğer o kimliğe aidiyet hissetmiyorsam onu yozlaştırmak, onun çağdışı olduğunu iddia etmek gibi gereksiz faaliyetlerde bulunmam. Çünkü iş ortaya bir şeyler koyabilmektedir.


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002