Kasım 2008

Ö T E S İ

 

09.12.2019 



-

 
Ahmet Özdemir

Cumhuriyetin Sekseninci Yılını Yaşarken


Resmi dairelerin üzerine Cumhuriyetin seksenince yılını sembolize eden tabelâlar asılmaya başlandı. Resmi yazılarda 80 inci yıl amblemleri yer alıyor. Bu ay Cumhuriyetin sekseninci yılını kutlayacağız. Daha dün gibiydi 75. yıl kutlamaları. Zaman su gibi akıyor. Yüzüncü yılı görebilir miyiz bilmiyorum ama, nesillerimiz yüzlerce yılını görür inşallah.

Ulu Önderimiz Atatürk, 13 Kasım 1937 günü Sivas’ta “Burada bir milletin kurtuluşunu hazırlayan kararlar verildi.” demişti. Aslında “Cumhuriyet” düşüncesi 1923’den önce, 4 Eylül 1919’da “Sivas Kongresi”nde filizlenmişti. Kongrede “mandacılar” ortalığı karıştırıyorken, buna üzülen Atatürk, akşam yemeğini yedikten sonra, yanında bulunan Mazhar Müfit Bey’e dönerek;
“—Hatıra defterine, bugünkü tarihi at!.. Ve oraya şöyle yaz: Bu devletin idare şekli Cumhuriyet olacaktır!...”
Atatürk bunu söylediği zaman, kimsenin kafasında Cumhuriyet’in kurulma düşüncesi yoktu. O, daha Sivas’ta iken bu karara varmış bulunuyordu.
Cumhuriyete o kadar kolay ulaşılmadı. Türk halkı, 1918'den, 1922 yılına kadar varolma uğraşısı verdi. Nice çileli yollar aşıldı. Nice Elifcikler kağnılara koşuldu:
“Yediyordu Elif kağnısını,
Kara geceden geceden.
Sankim elif elif uzuyordu, inceliyordu,
Uzak cephelerin acısıydı gıcırtılar,
İnliyordu dağın ardı yasla,
Her bir heceden heceden..”
Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Mustafa Kemal’ın Kağnısı” şiirini ne zaman okusam, heyecanlanırım, şiirin sonuna doğru boğazım düğüm düğüm olur, şu dizelere geldiğimde gözyaşımı tutamam gayri:
“.. Kocabaş yığıldı çamura,
Büyüdü gözleri, büyüdü yürek kadar,
Örtüldü gözleri, örtüldü hep.
Kalır mı Mustafa Kemal’in kağnısı bacım,
Kocabaşın yerine koştu kendini Elifcik,
Yürüdü düşman üstüne, yüceden yüceden.”
Vatanımızı saran kara bulutların dağılmasıyla cumhuriyet aydınlığına kavuşmanın coşkusu kuşkusuz bütün şairleri etkiledi. Kağnıyla ya da sırtta top mermisi taşıyanların görevi bitmiş, şairlerin görevi başlamıştı. Kahramanlıkları, yurt sevgisini ve bu ateşi yakan Mustafa Kemal’i şiirlerle ölümsüz kılmak bir şairin vatan borcuydu.
İşte bunlardan Ahmet Tufan Şentürk Ermenek’ten şöyle sesleniyordu:
“Toroslardan selâm sana Mustafa Kemal,
Kırçiçeği, çam kokusu, kekik kokusu.
Yiğitçe çarpıyor yine yüreğim,
Deli rüzgârlar başımda
Yıllarca evveli düşünüyorum,
Usuma yer etmiş anıların var.
Duman duman dağlar gibi dimdik,
Aydınlığa özgürlüğe koşuyorum.
Bu dünyadan selâl sana Mustafa Kemal,
Vatanı, özgürlüğü, bir de seni sevdik.
.......”
Mustafa Kemal’i sevmemek mümkün mü? Sevmeyen ölsün. O, cumhuriyete gelişi söyle anlatmıştı:
“Ben milletimin vicdanında ihsas ettiğim büyük tekamül istidadını bir milli sır gibi vicdanımda taşıyarak sıraları geldikçe bütün içtimai heyetimize tatbik ettirme mecburiyetinde idim.”
Atatürk bir başka konuşmasında “Cumhuriyet ahlâkî erdemliliklere dayanan yönetim şeklidir” diyordu. Ömer Bedrettim Uşaklı, “Akdeniz’e Doğru” adlı şiirinde Cumhuriyeti anlatıyor:
“Eğilmez başımıza taç yaptık hürriyeti
Zaferle kalbimize yazdık Cumhuruyeti.
Sakarya’dan su içtik o çelik süngülerle,
Yuvaları dağılmış yılmaz bir avuç erle.
‘Hedef Akdeniz asker!’ diyen parmağa koştuk,
Zafer bahçelerinden gül koparmağa koştuk.
Yol gösterdi göklerden bize binlerce yıldız,
Kıpkızıl ufuklardan taştı al bayrağımız.
Koştuk arslanlar gibi kükreyip dağdan dağa,
Canavarlar dişinden vatanı kurtarmağa.
Sakarya’dan su içtik o çelik süngülerle,
Yuvaları dağılmış yılmaz bir avuç erle.
“Eğilmez başımıza taç yaptık hürriyeti
Zaferle kalbimize yazdık Cumhuriyeti.
Şairlerimiz büyük bir içtenlikle, coşkuyla, cumhuriyetimizi dile getirmek için için çaba göstermiş, bir birleriyle yarışmışlardı.
Atatürk’ün kişiliğini anlatırken, kökleri tarihin en eski çağlarına varan milli imajlarımız uyanmış, bir çok şiirde O, Oğuz Kağan’a, Bozkurta, Gök Tanrı’ya benzetilmişti. Samih Rıfat “Ya ölüm ya istiklâl” parolasını anlatırken diyor ki:
“Süngümü demir gibi ellerimle kavradım
Şanlara zaferlere yürüdüm adım adım.
Irkım doğudan koptu, dört bucakta savaştı;
Altaydan attığım ok, Alp dağlarını aştı!
....
Adımın biri Oğuz, biri Mustafa Kemal,
Irkımın istediği; Ya ölüm, ya istiklâl!”
Türk milleti Atatürk’ün kişiliğinde, kendi milli değerlerinin en güzel, en canlı, en coşkulu ve anlamlı anlatımını buluyordu. Halk şairlerimiz de Cumhuriyet sevgisini, milli heyecanları ve öz duyguları ile bizlere sunuyorlardı.
Ardanuçlu Âşık Efkarî:
“Anadolumuzda yapılan yollar / Dikilen direkler, çekilen teller, / Yaptı köprülere o nurlu eller; / Vatana hizmeti cumhuriyetin.”
Çukurovalı Halk Ozanı Halil Karabulut:
“Medeniyet köşe köşe uzandı, / Güzel eserlerle her yer bezendi,/ Türklük benliğini tekrar kazandı? Takvim yenilendi, dil yenilendi.”
Şarkışlalı Âşık Sefil Selimî:
“İstiklâl ufkunda doğan güneşttir / Cihanın üstüne değen güneştir, / Kara taassubu boğan güneştir;/ Bugün Cumhuriyet, bugün Atatürk”
Âşık Gül Ahmet:
“Kurtardık vatanı can vere vere, / Hayattayken göremedim bir kere, / Cumhuriyet kelimesin kalplere/ Yazan sensin, sokan sensin Atatürk”
Halk ozanlarından yüzlerce binlerce örnek derlemek mümkün. Hasılı Cumhuriyet uyanıştır, özgürlüktür, uygarlıktır. Şairlerimiz bunu çok iy biliyorlardı. Cumhuriyet aydınla halkı birbirine yakınlaştırmıştı. Halkımızın gelenek, görenek, inanış ve efsaneleri aydının şiirine girmişti. İşte Attila İlhan’ın “Kalpaklı Süvari”sinden bir bölüm:
“........................
Tılhas’ta bir kağnıya dokunmasıyla bir ne halsa;
Araba traktöre tebdil olmuş,
Allah tarafından.
Tercan toprağındaki kerametini,
Anlata anlata bitiremiyorlar.
Köylüler böyle diyorlar.
Gecenin arkasında bir yerde,
Ufaldıkça gaz lambaları,
Nehrin omuzlarına yaslanıp yaslı ve dindar
Yalnızlıktan soğumuş dağlar;
Kalpaklı bir süvari dolaşmış gizlilerde
Yatsılarda:
Kemal Paşa diyorlar...”
Yalnız savaşı dile getirmedi şairler. Barışı da en güzel dizelerle dile getirdiler. Savaştan mutlu ama yorgun çıkanların duygularını şiirlerine aktardılar.
Bu şiirleri okurken, yıllar öncesinin var olma, yok olma arasındaki bıçak sırtındaki günlerinin coşkusunu yeniden yaşıyorum. İnanıyorum ki, bu şiirler yetişen gençlere Atatürk sevgisini aşılayan en etkili eğitim aracı olacak. Yine bu şiirler, Atatürk’ün bıraktığı emaneti, koruma, kollama için tutulan nöbetin kutsallığı bilincinin kazanılmasına katkı sağlayacak.




ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002