Kasım 2008

Ö T E S İ

 

22.09.2019 



Sözün Özü

 
Alptekin Cevherli

Türk Dünyası'nın sorunları


23-25 Ağustos'ta Kastamonu'da, yedincisi düzenlenen Türk Dünyası Günleri'ne katıldık. Kazakistan'dan Kerkük'e, Özbekistan'dan Gagauzya'ya kadar 11 milyon kilometrekarelik Türk Dünyası'nın buluştuğu güzel bir şenlik yaşandı. Bu vesile ile güzel organizasyonu gerçekleştiren Kastamonu Belediye Başkanı Turhan Topçuoğlu'na, Başkan Yardımcıları Fikri Yazan ve Mehmet Sayan’a, Fahri Başkan Yardımcısı Emin Çapraz'a, Basın Birliği Başkanı Kemal Çapraz'a ve bu çalışmalarda emeği geçen ancak adını yazamadığım yüzlerce değerli insana Türk Dünyası'nı tekrar ülke gündemine getirdikleri için teşekkür etmek isterim.

Böylesi organizasyonların hiç olmazsa gençlerimizin zihinlerinde "bizden başka da Türkler varmış" düşüncesini uyandırması bile, çok önemlidir.
Ancak Kastamonumuz'un bu faaliyetlerinin ve Türklük aşkının; en başta hükümetlerimiz olmak üzere kamuoyu tarafından unutulması çok acıdır. Çünkü Arslan Bulut'un Türk Dünyası Günleri çerçevesinde dile getirdiği, "Bir konsere 60 bin kişi giderken, millî meselelerle ilgili bir konferansa ancak 150 kişi geliyor" şeklindeki yakınması aslında bu en büyük sorunumuzu da ortaya çıkarmaktadır. Kendi meselelerimize karşı ilgisizlik...
Geçen yıllarda sık sık dile getirdiğimiz "Adriyatik'ten Çin Seddi'ne Türk Dünyası" ideali ne yazık ki, artık sadece kuru bir slogan haline gelmiştir. 1990'ların başında duyduğumuz şevk ve aşk, yerini (kirli) çıkar ilişkilerine ve çeşitli ülkelerin sözcülüğünü yapma basitliğine dönüşmüştür. Bugün için Türk Dünyası konusunda ahkâm kesen pek çok insanın geçmişini araştırdığınızda "Türk" kelimesinden bile rahatsız olan tipler olduğunu hayretler içinde görürsünüz.

Biz Türklerin Düşüncesi
Bir de şahsi ikbalini ABD'de, Almanya'da, Rusya Federasyonu’nda, İran'da ve Çin'de gören satılık tipler vardır ki onların Türklük adına attıkları nutukları dinlemek ise zaten zul gelir. Batı, "şöyle düşünüyor" diyenlere "Biz Türkler de böyle düşünüyoruz" denilememesi kadar acı bir şey yoktur...
Ama Türk Dünyası'nın sorunu sadece bu çıkarcı tipler değildir ki... Bir de yıllarca sadece Edirne'den Kars'a kadar Türkiye sınırları zihniyeti ile yetiştirilmiş ve Türkiye dışında yaşayan dini bir, özü bir, sözü bir insanların da var olduğundan bi haber kişilerin kamu ricalini oluşturuyor olmaları derdimiz vardır.
Kerküklü bir Türkmen'e "Ne güzel de Türkçe konuşuyorsunuz, Türkçe'yi nerede öğrendiniz?" diyen kişileri yetiştiren bir eğitim sisteminden de daha fazlasını beklemek de herhalde safdillik olurdu zaten...
Yazımıza yaptığımız bu sıkıntılı girişin bir nedeni var elbette...
1991'den itibaren yeniden bağımsızlığını kazanan Türk Cumhuriyetleri'nde o heyecanla iktidara gelen tecrübesiz milliyetçi kadroların KGB ve CIA destekli eski komünistler ve statükocularca bir bir iktidardan uzaklaştırılmalarına seyirci kalan Türk Dışişleri bugün artık yaptığı hataların olumsuz sonuçlarıyla karşılaşmaya ne yazık ki başlamıştır. Azerbaycan'da Elçibey'e bir helikopteri fazla görenlerin bugün Azerbaycan'daki siyasi kargaşada vebali olduğu unutulabilinir mi? Yine aynı şekilde Ege'nin iki yakasının kardeşliği uğruna sirtaki oynayanların KKTC'de Denktaş'a karşı düzenlenen komplolarda hiç mi suçu yoktur? Irak Türkmenlerine karşı yapılan soykırımlarda ağzından ciddi bir kelâm dahi çıkmayanlar, bugün Süleymaniye'de Türk askerinin başına çuval geçirilmesinin de sorumluluğunu taşımaktadırlar. Ve nihayet, Gagauzya'nın özerkliğinin kaldırılması sorunu!...

Gagauzların Kritik Sorunu
Türk basınının yine atladığı, önemli bir gelişme bundan dört hafta evvel gerçekleşti. Moldova Parlamentosu hazırladığı yeni anayasa ile Gagauzyeri'nin özerk devlet statüsünü kaldırdığını açıkladı. Şimdi iş, bu kararın Gagauzya Parlamentosu'nda onaylanmasına kaldı. Önümüzdeki aylarda Gagauzya'da gerçekleşecek olan parlamento seçimlerinde eğer eski komünistler çoğunluğu kazanırsa ülkeyi dağıtıp Moldova'ya bağlı iller haline getireceklerini açıkça ilan ettiler. Buna karşılık Gagauz-Türk milliyetçisi güçler ise özerkliğin korunması yolunda bir seçim stratejisi izliyorlar.
Şu anda; Türk Dışişleri'nin, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı'nın, TİKA'nın, Türk Cumhuriyetleri'nden sorumlu Devlet Bakanlığı'nın artık geçmişte yapılan hatalardan ders alarak Gagauzya konusunda ciddi bir çalışmaya girmesi gereklidir. Bugün için Moldova ile Türkiye arasındaki ticaret hacmi yıllık 40 milyon dolara yaklaşmıştır, ki bu rakam Moldova gibi bir devlet için çok büyüktür.
Şu anda Türkiye'de 40 bin civarında Gagauz Türk'ü çalışmaktadır. Türkiye'de çalışan Moldova vatandaşlarının toplam 300 bin kişi olduğu dikkate alınırsa Türkiye'nin bu konuda yapabileceği çok şeyler olduğu görülmektedir. Üstelik bu ticaretin Moldova lehine olduğunu da belirtmek yerinde olur sanırım. Türkiye'nin bu ülkeye yaptığı milyonlarca dolarlık hibe yardımlarını hatırlatmanın da zamanı gelmiştir, artık.
Bilindiği gibi Gagauzya'nın, Türk Dünyası içerisinde ayrıcalıklı bir yeri vardır. Gagauzlar toplam 350 bin kişi ile Balkanlardaki tek Hristiyan Türk toplumudurlar. Gagauzya ise 190 bin kişilik nüfusa sahiptir. Kullandıkları Türkçe ise bizimkiyle neredeyse aynıdır.
Üstelik 2007 yılında Avrupa Birliği'ne Moldova ile birlikte tam üye olma ihtimalleri var. Zaten bütün sorun da bundan çıkmakta.
AB kendi içinde özerk bir "Türk devleti" istemiyor. Aynen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti konusunda olduğu gibi, nasıl ki; Batı, Kıbrıs Türklerini Rumların içinde eritip Kıbrıs Türk Devleti'ni ortadan kaldırmayı planlıyorsa, Gagauzya'yı da Moldova içinde eritip yok etmeyi planlıyor. Ayrıca Yunanistan'ın Gagauzlara yönelik ciddi bir Helenleştirme çalışması içinde olması ve dinsel yönden Atina Patrikhanesi'ne bağlama girişimleri de dikkat çekiyor.
Kıbrıs ve Gagauzya'nın AB'ye girme uğruna yok edilmesine göz yummak gibi bir lüksümüz yoktur. Çünkü her iki bölge de hem Türk yurdu olması münasebetiyle -kutsal vatan- toprağıdır, hem de stratejik açıdan Türkiye için vazgeçilemez öneme sahiptir. Dolayısıyla başımızı gömdüğümüz "iç politika batağından" çıkarıp etrafa bir bakmamız gerekmektedir.
Türkiye büyük ve güçlü bir ülkedir. Yarınlar, Türk Dünyası'nın altın çağını bizlere getirmektedir...


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002